• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

“Lüküs lambası sabaha kadar yanmaz…”

08 Temmuz 2023
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Şimdiki balkon çocukları veya Z kuşağı diye adlandırılan, hiçbir yokluk görmeyen, sıkıntı çekmeyen sınırsız para harcayabilen genç kuşaklar elbette bilmez. Eskiden evlerde, işyerlerinde aydınlatmalar durumuna göre ya idare gaz lambası veya beş numara, yedi numara şişeli lamba dedikleri arkası aynalı veya aynasız gaz lambalarıyla veyahut yüz mumluk, iki yüz mumluk diye adlandırılan lüküs lambaları ile yapılırdı. Bunlardan daha önce de mumlar, kandiller veya zeytinyağı yakılarak aydınlanma olurdu.

Değerli kardeşlerim; şimdi sizlerle çocukluğumuzda bizim köyde (Rize, Kalkandere, Çayırlı (Silyan) Köyü) yaşanan ve bizlerin de kendilerinden dinlediğimiz bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak ve zamanla dost gibi gözüküp de bazı maddi makamları elde edince dostlarını unutan, anasını babasını kendine yakıştıramayan, onları darülacezelere atan bazı insanlara biraz olsun serzenişte bulunmak istiyorum. Dilerim hepimiz bu olaydan kendilerimize göre dersler çıkartırız (Bu yazıyı yazarken kesinlikle herhangi bir siyasi partiyi veya siyası kişiyi veya cenneti garanti altına almış dini ve cemaat liderini, liderlerini hedef almıyorum.). Hayatta her insanın karşılaşmış veya karşılaşabileceği bir durumu güncelleştirmek istiyorum. Ülkemizde şehirlere göç olmadan bizim köyümüz kalabalık bir köydü. Fırını, terziler, bakkallar, kahveler, bakırcılar, kasap ve kısmen manifatura, marangoz, hızar atölyeleri dükkânları vardı. Yazın gurbete giden köylülerimiz, kışın köye dönerler, köyde canlı bir hayat olurdu. Kısmen yine de ülkemizin her yerinde olduğu gibi o zamanlar bizim köyde de o yıllar fakirlik vardı. Evlerde aydınlanma küçük idare lambaları ile olurdu (Mutfakta ateş biraz kuvvetli yandığında; rahmetli babaannemin idare lambayı kısarak gaz yağından tasarruf etmeye çalıştığına ben defalarca şahit oldum.). Köyümüzdeki esnaflar hep köyden ve komşularımız idi. Babam da esnaftı. Terzi idi. Sonra kazamıza (Kalkandere) taşındı. Oradan sonra da Ankara’ya göçtü. Hayatının sonuna kadar orada çalıştı. O esnaflardan hayatta olanlar çok az kaldı. Hemen hemen yok gibi. Rabbim hepsine rahmet eylesin. Köyümüzde bakkallık yapan (…) Efendi bakkalını kapatarak bize yakın olan, köydeki evine gelir. Evlerinde yanan lamba idare lambasıdır. Çocukları ile evde otururken yine komşumuz kahveci (…) kahvesini kapatarak eline lüküsünü alıp evine doğru yola çıkar ve evine iner. Evine giderken ve evde yanan lüküs lambasından pencerelerden dışarıya muazzam bir ışık hüzmesi yayılır…

Bunu gören bakkalın büyük oğlu, dayımın da damadı rahmetli (…) bakkal olan babasına: “Baba, bak kahveci (…) amcanın lüküsü ne güzel ışık veriyor?... Her taraf aydınlık…” der. Babası oğluna: “Evet oğlum, lüküs lambası öyledir. Yandığında çok ışık verir ve etrafı daha iyi aydınlatır.” der. Yatsıdan biraz sonra kahvecinin lüküsü söner ve ortalığı bir karanlık kaplar. Bu defa bakkalın büyük oğlu babasına: “Baba! Baba!... (…) amcanın lüküsü söndü. Her taraf yine karanlık oldu.” der. Bu defa bakkal oğluna çok güzel ve çok manidar, hepimize ders olacak tarihi bir cevap verir: “Evet oğlum! (…) amcanın lüküsü yatsıya kadar yanar. Ama bizim bu idare lambamız sabaha kadar yanar.”. Ben bu olayın kahramanları, komşularımızın isimlerini iyi biliyorum, olayı da bizzat kendilerinden dinledim. Kendilerine Rabbimden sonsuz rahmetler diliyorum (Bilerek isimlerini vermedim.). Bizlere düşen bu olaydan kendimize göre dersler çıkartabilmektir.

Buradan şuraya varmak istiyorum; fani dünyamızda bir kısım insanlar maddi ve manevi olarak bir anda baş döndüren bir şekilde yükselirler. Bu yükseliş uzun süreli olmaz. Saman alevi veya bir balon gibi bir de bakarsınız ki, sönüp kaybolup giderler. Yükselirken yere göğe sığdıramadıkları insanları makamlarından düşmeye, balonları sönmeye başlayınca amansız bir şekilde tenkit etmeye, iftiralar atmaya başlarlar… Kinlerinden, öfkelerinden, hasetlerinden dolayı sırf inat olsun diye ezeli düşmanları ile bir araya gelip el sıkışmaktan dahi çekinmezler. Önemli olan bir lüküs gibi yatsıya kadar yanmak değil, bir idare lambası gibi sabaha kadar yanabilmektir. Peygamber Efendimiz (SAS) bir hadisi şerifinde: “İbadetin iyisi devamlı olanıdır” buyuruyor. Bu düstur gereği; kanaat sahibi olarak fani dünyada, kısa ömürde “orta yolu” seçebilmektir. Dostunu dost bilip, ona gereken sevgi ve samimiyeti göstermek, düşmanını da düşman bilip ona gereken buğzu göstermektir. Lütfen beni yanlış anlamayınız… Ben öyle insanlar tanıyorum ki, dün çok çok mütevazı gözükürlerdi. Belli makamlar, elde edince, belli bazı maddi imkânlara kavuşunca (maddi veya manevi) ne mütevazılık ne mücahitlik ne hizmet ve ne de ihlas kaldı. Hele bilenler bilir bir de bunlar “ağabeylik” payesi alırsa o artık “la yüsel” makamında kendini zanneder. Yanına varmak, konuşmak, dert anlatmak ne mümkün! Her şeyi ancak kendileri bilir. Odasında boş olarak oturur, elinde televizyon kumandası kanal kanal gezer, siz kendisiyle görüşme talebinde bulunduğunuz zaman çok çok meşgul olduğunu söyletir. Dün en samimi olduğu arkadaşına bile randevu vermez (Kendini okutan hocasını anlı şanlı bir idarecinin tam yedi saat kapısında beklettiğini, sonunda meşguliyeti bitmediği için o gün için görüşme yapılamayacağını bekleyene iletilerek geriye gönderildiğini bilirim.). Neredesin ey insaf?... Neredesin ey saygı ve hürmet?...

Bu insanlar o kadar ileri giderler ki bazı şeylerin helal veya haram olduğuna bile karar vermekte kendilerini yetkili sayarlar!?… Askerde iken (Tokat, Niksar), S. Arabistan’da iken, Almanya’da iken bana gelen bütün mektupları sakladım. Küçük oğlum Ali o mektupların tamamını zarfları ile birlikte çok güzel bir şekilde dosyaladı. Geçen gün kütüphaneme indim. Şöyle mektuplar arasında bir yolculuk yapayım dedim. Aman Allah’ım! Nice arkadaşlar bana ne mektuplar yazmışlar? Birçokları beka âlemine göçmüş, Allah (CC) hepsine rahmeti ile muamele eylesin. Kimileri ne taleplerde bulundular? Dosyamda 11 adet mektubu bulunan, ne diller dökerek benden kendisini Arabistan’a almasını talep edenler de var. Maddi sıkıntıda olduğunu bildiren de… Taleplerde bulunan bazılarını S. Arabistan’a aldırdım. Gel gör ki eşim, kardeşlerim, anam, babam rahmetli olunca cenazeye katılmak şöyle dursun telefonla bile bir baş sağlığı dileme nezaketi gösterememiş. Kendilerini hep yükseklerde uçanlar olarak görmüşlerdir. Lüküs lambası gibi. Sanki Azrail’den torpilliler. Azrail onların canlarını almayacak diye düşünen zavallılar! Arabistan’dan, Almanya’dan maddeten zor durumda oldukları için zaman içinde kendilerine imkânlarım ölçüsünde yardımlar gönderdiğim arkadaşlarımın bir kısmı belli makamlara geldiklerinde ne arar ne de sorar olmuşlar (Elimde onlara (yardım babında) para gönderme makbuzları hâlâ duruyor.). Hani bir atasözümüz var ya: “Sen iyilik yap denize at. Balık bilmezse Halık bilir.” diye. Bizim misal aynen öyle… Gerçekten isimlerini saymaya kalksam çoklarını siz de tanır ve hayret edersiniz… Şimdi yerleri semalarda. Pek alçaklara inmezler?!... Bunu anlatırken ben kendimi asla bulunmaz bir Hint kumaşı gibi kesinlikle takdim etmiyorum… İnsanoğlunun ne gibi hallerle karşılaşabileceğini anlatmaya çalışıyorum.

Hey gidi günler hey!

Neredesin ey vefa?

Neredesin ey insanlık?

Neredesin ey ahlak?

Neredesin ey samimiyet?

Neredesin ey dostluk?

Neredesin ey tevazu?

Bu kadar mı sükût ettin?...

Bu arkadaşlar da lüküslerinin sabaha kadar yanacağına inanan zavallılardır… Ancak mutlaka bir gün onların lüküsleri de sönecek. Balonları inecektir… Belli insanları ve dini istismar ederek edindikleri Karun gibi servetleri burada kalarak kendileri beka alemine göç edeceklerdir. Oysa mülkün sahibi Allah’tır (CC). Kimine verir, kiminden de dilediği zaman alır. Nice kibir ehli, nice mağrur insanlar bu dünyadan gelip geçtiler… Şimdilerde ne arayanları ve soranları var. İzninizle şuna da dokunmadan geçemeyeceğim: Lütfen siyaset cephesine bir bakınız. Dün aşırı derecede methettikleri sözde dava arkadaşlarını, altlarından koltuklar çekilince nasıl da renklerini belli ediyorlar. İslam’a, İslam’ın kutsal değerlerine, milliyetçiliğe yıllarca düşman olan, ellerinde fırsatlar varken Müslümanlara kan kusturanlarla nasıl da bir anda menfaat ve çıkar için dost oldular?... Takdiri sizlere bırakıyorum. İnşallah Rabbim bizim idare lambamızı söndürmez. İmandan, Kur’an’ın yolundan, ölünceye kadar bizleri ayırmaz. Tam bir imanı kâmil içinde iken emanetini alır.

NOT:

Bu yazım zamanla mücahit iken şimdi müteahhit olan; cihadı, hizmeti, ihlası unutanlara; siyaset riyakarlarına; başörtüsü için aylarca mücadele edip, zengin olunca İslam’ın tesettürü ile bağdaşmayan elbiseler giyenlere, başını deve hörgücü gibi yapıp sözde kapatanlara, acayip acayip kıyafetler giyen, çok pahalı aksesuarlar takanlara; o kafe senin bu kafe benim diye gezip lüks bir hayat yaşayan, israf içinde yüzen sözde mücahid erkekler ile mücahide hanımlara; sözde tasavvuf ehliyim diyerek Müslümanların zekatlarıyla, paralarıyla malikanelerde oturan, son model arabalara binen, ehli sünnet cenahını bırakarak, ihlası, samimiyeti, hizmeti unutup çıkar ve menfaat için dönmelerin, mezhepsizlerin, bayrak, vatan ve ezan düşmanlarının safında yer alan, onlarla birlik olan, ülkemizin, vatanımızın, tehlikeye atlaması, bölünmesini hedefleyenlere göz kırpanlara; hangi gruptan olursa olsun tüm sahte cemaat liderlerine, tüm gerçek olmayan şeyhlere ve müritlere pek de hoşlarına gitmese de ithaf ediyorum (Elbette ki samimi olanları her zaman belirttiğimiz gibi tenzih ederim. Kastımız onlar değildir). Rabbim hepimize uyanmayı, Rabbimizin habli metnine sarılmayı, birlik ve beraberlik içinde hareket ederek gerçek manada dine, vatana, bayrağa hizmet edebilenlerden eylesin bizleri. Âmin inşallah… Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Selim YAVUZ

Hocam, ben 44 yıldan beri bir vergi mükellefi olarak hep İDARE LAMBASI kullanarak ayakta kaldım, artı bana iyilik yapanları başta siz hocam olarak hiç unutmadım vr hep minnettar kaldım, şimdi insanların çok şeyi var ama, samimiyet, tevazu eksikliğinden mutlu, huzurlu değiller, oysa hayat dostlarla güzel, ben bir cenazr namazında yakınlarımı gördüğüm için mutlu oluyorum, içimiz de hep bir özlem var, çok şeyi bulduk ama çok erdemli şeyleri de malesef kaybettik, oysa doğru birdir, ekonomik olarak insanlar yatırım ve tasarruf yaparak kazançlı çıkarlar, psikolojik olarak da sevdikleriyle beraber olunca, paylaşınca mutlu olurlar, selam ve saygılarımla

Üstad

Siz de kafanızı kuma gömmüşsünüz. Koskoca gazetede MTV zammı, emeklinin hali, artan fiyatlarla ilgili bir tane yazı olmaz mı. İktidarı savunmak için saçmalayan yazarlar kadar bile olamadınız. ( Fuat uğur zam yapılan ıslak mendil, sabun, tuvalet kağıdını ak Partili seçmen kullanmıyormuş demiş) Akıl tutulması desem o bile hafif kalır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23