• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Kısa süreli geldiğim Almanya’dan bazı notlar

15 Temmuz 2023
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Bu bir seyahat yazısı olup, bahsedilenler tamamen objektiftir. Resmi bir işim sebebi ile kısa süreli Almanya’ya gelmiştim. Yıllar sonra yeniden geldiğim Almanya’yı bütün dünyayı etkilediği gibi, pandemi oldukça etkilemişti. Kiralar ve gıda maddeleri bir hayli yükselmişti. Tüm Almanya’da; tasarruf olsun diye gece saat birden sabah saat altıya kadar bütün sokak lambaları ve tüm aydınlatmalar söndürülüyor. Her taraf zifiri karanlık.

02.07.2023 tarihinde oğlum İsmail’in kayınbiraderi Ali Bilgi ve bacanağı Veli Çay ile birlikte Heilbronn ve çevresindeki camilere bir bir ziyaret eyledik. Eskilerde çok defa sohbetler ettiğim camilerde birçok dostla karşılaştık. Hemen hepsi bizleri çok çok sıcak olarak karşıladılar. Güzel sohbetler eyledik. Millî Görüş Fatih Camii çok canlı idi. Hem cemaat yönünden hem de talebe yönünden. Afrika, Bosna ve Kosova’da binlerce kurban hissesi dağıtmışlar (Cuma günü cemaate video gösterdiler ve geniş izahat verdiler. Ben de orada idim, doğrusunu isterseniz imrendim. Bu çalışmaları yürütenleri tebrik ederim.). Diyanet Camii ise uzun yıllar uğraştığı yeniden cami yapma iznini aldılar. Onlarda da yeni cami yapma sevinç ve heyecanı vardı. Ülkücülerin sahip oldukları Yunus Emre Camiinin mülkünü almışlar. Dışarıda çok güzel ahşap oturma yerleri yapmışlar. Orada da çok güzel karşılandık. Bazı eski arkadaşlarla sohbet eyledik. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Cenab-ı Hakk’ın dinine rızaı ilahi için hizmet edenlerden Cenab-ı Hakk kat kat razı olsun.

03.07.2023 tarihinde Neckarsulm belediyesinde olan resmi işimi hallettikten sonra Neckarsulm’da Yüksel Beyin işlettiği Ünye Kebap salonunda Eczacı Mustafa Kara Beyle buluşup kahve içip, çok güzel geçmiş hatıraları tazeleyerek sohbet eyledik. Bazı ilaçlarım bitmişti. Sigortam orada da geçiyor. Doktora bir reçete yazdırayım dedim. Eczacı Mustafa Bey lüzumlu olan bütün ilaçlarımı verdi. Bütün ısrarlarıma rağmen reçeteye gerek yok dedi ve para almadı (Geçmişte rahmetli eşime de çok hizmetleri geçmişti. Kendisine teşekkür ederim.). Mustafa Kara Bey, biz Neckarsulm külliyesini yaparken kendisi Neckarsulm belediye meclisi üyesi idi. Hem belediyede hem de kendisi nakdi olarak çok yardımcı olmuştu bizlere.

Eski dostlardan sayıları pek de azımsanmayacak kadar kardeşlerimiz baka alemine göçmüş. Allah hepsine rahmeti ile muamele eylesin. Birçokları emekli oldukları için onlar da yıllarca hasret kaldıkları vatanlarına dönmüş, çoğu Türkiye’de yaşıyor. Kışları biraz Almanya’da evlatlarının, torunlarının yanlarına dönüp bir müddet kalıyorlar.

Eski canlılık yok. Eskiden Türkler hafta sonlarını bekleyemezlerdi. Birkaç aile hafta sonu bir evde buluşur. Yenir, çaylar, kahveler içilir, çok güzel sohbetler yapılırdı. Şimdi kuşak değişti. Üçüncü, dördüncü kuşak. Bu hasletlerden biraz uzak kalmışlar.

KÜLLİYENİN DURUMU

Bizim zamanımızda Müslümanların inşa eyledikleri üç bin metrekare alan üzerine kurulu olan Avrupa genelinde cemaati en kalabalık camilerimizden birisi olan Külliyenin durumu hiç de iç açıcı değil. Rabbim şahit olsun ki, bunları hislerime kapılmadan yazıyorum. Duyup dinlediklerimi ince eleyerek, süzgeçten geçirerek, hafifleterek yazıyorum. Cemaate mensup olanların son seçimde “Millet ittifakını” yani sol birliği desteklemeleri Müslümanları bir hayli üzmüştür. Müslümanların camiden uzaklaşmalarına sebep olmuştur. Hoca efendilerin birçok Müslümana, ihvan ve ahavata: “Sadabadı unutmadık, unutmuyoruz, unutmayacağız” diyerek mesaj atmaları Müslümanların camiden kopmaları için işin tuzu biberi olmuş. Çok çok yazık… Ben orada bulunduğum sürede Türk Bayrağı’nın takılı olduğu bayrak direği herhalde bir çarpma sonucu eğilmişti. Önünden geldim geçtim. İnanın yüreğim sızladı. Sordum. Bir arkadaş çoktan beri o direk öyle dedi. Bir hoca efendi, bir yönetici şu devletimizin sembolü, rengini şehitlerimizin kanlarından alan Bayrağımızın takılı direğini düzeltelim demedi. Eee… Bir insan arkadaşının ya huyundan ya suyundan kapar derler… Cemaatten birisi bana: “Ali Hoca, siz kürsülerden kişi sevdiği ile beraberdir derdiniz. Şimdi ne oldu senin arkadaşların bayrak, vatan düşmanları ile bir oldu” deyince susmayı tercih ettim. Zira verilebilecek bir cevabım yoktu. Bayrak düşmanlarını destekleyenlerin bayrak direğini düzeltmek umurlarında bile değil. Ben ayrılıncaya kadar bayrak direği eğri idi. Türk Bayrağı’nın boynu bükük “Yok mudur benim direğimi düzeltecek bir Türk?!” der gibi bir nevi ağlıyordu. Muhterem Mehmet Kayalı Hoca Efendi, Bekir Ergin Hoca Efendi ve Hacı Gani Barutçu ile birçok arkadaşımız zamanında şahit olup çok iyi bilirler ki, o direkleri dikerken o zamanki bölge idarecimiz kıyameti koparmıştı. “Siz nasıl bayrak direği dikersiniz? Hangi bayrakları buraya asacaksınız?” Bizim niyetimiz bir Alman bayrağı, bir Avrupa Birliği bayrağı, bir de Türk bayrağı asmak idi. Yine de şükür Türk bayrağının direği geçici eğik olsa da bayrakları asmışlar. Bunları öyle kin ve nefret bürümüş ki, zamanla benim küçük oğlum Ali, İstanbul’dan çerçeveletip gönderdiği ve birçok ihvan ve ahavatla tekbir ve salavat sesleri ile yerine taktığımız Beytullah’ın örtüsünü sırf Ali Hoca’nın oğlu gönderdi diye oradan indirilmiş, mutfağın tozlu bir rafına atıverilmiş. Neticede bir hoca Beytullah’ın örtüsünü mutfak rafında buldu alıp sildi, temizledi şu an bilmem nerede duruyor?... Temizleyen hoca efendiden Allah razı olsun…

Millî Görüş camiini ziyaret ederken masamızda oturan ismini hatırlamadığım bir Müslüman bana: “Ali Hoca, Külliye kan ağlıyor. Hocalar, idareciler solu desteklediler. Üye olan hepimiz üyeliklerimizi iptal eyledik. Bize göre şu an oraya yardım etmek PKK’ya bir kurşun hediye etmek gibidir” dedi. “Büyük bir zat olan Süleyman Efendi Hazretlerinin yolundan gidenler nasıl böyle vahim bir hata yaparlar?” dedi ve adamın gözleri doldu. Temelinden çatısına kadar gözyaşı ve alın teri olmayanlar bir nevi miras yedi gibidirler. Onların tek gayeleri var. Oturduğu sandalyeyi koruyup muhafaza etmek, bir üstüne müdahane ederek ondan aferin almak. İhlas ve samimiyet ise Hak vere…

Kaldığım evde beni ziyarete gelen bir arkadaş demez mi ki “Büyüğümüz, Emirul Müminin muhterem ağabeyimizin 17 adet manevi gözlüğü var onunla bütün dünyayı gözetliyor diye konuşuyorlar.” İlk defa böyle bir şey duydum. Neden on yedi gözlük? Nasıl dünyayı gözetleyip idare ediyorsa?! Seçimden sonra ilk pazar günü yapılan çok az sayıda insanın katıldığı Külliyedeki hatimde hoca efendi Türkiye’den gelen yasaklanmış insanların listesini okumuş. Doksan yaşında bir hocamız ve birçok bay ve bayan Türkiye’de AK Partiye oy verdikleri için yurtlara girmeleri yasaklanmış. Bu fermanı okuyan hoca efendi büyüğünün emrini tebliğ ederken(!) orada bulunan arkadaşlardan dinlediğim kadarı ile “Sanki Roma’yı fethetmiş havasında idi.” Yasaklar fermanı okunurken orada bulunan hatime oturmayan cemaat de bu yasak fermanını dinlemiş ve şok tesiri yapmış. Konu bir anda bölgeye diğer cami ve cemaatlere yayılmış, yüzlerce ihvan ehavat ve cemaat Neckarsulm Külliyesine olan üyeliklerini sonlandırmışlardır.

Ben orada iken bir öğlen vakti bir Müslüman öğlen namazını kılmak için camiye gelmiş beklemiş, beklemiş namaz kıldıran bir hoca gelmeyince namazını kendi tek olarak kılıp caminin dışında bağırıp camiyi terk eylemiş… Çok sayıda hoca efendinin görev yaptığı külliyede devamlı ve düzenli vakit namazlarını kıldıracak birisi yok?! Geçmişte sayıları yüzlere ulaşan gençlerden kimseler yok. Birçoğu ülkücülerin, birçoğu da milli görüş camiine kaymış… Kimileri diyanete, kimileri de tekke camiine yönelmiş. Neckarsulm’da yatılı olan talebelerin birçoğunu velileri almış. Belli insanların ve bir kısım hoca efendilerin çocukları şu an camide yatılı olarak kalıyor…

Kaldığım evde beni ziyarete gelen eski çalışkan ihvanlardan bazıları (isimleri mahfuz) “Bundan sonra hocam ne hatime giderim ne de yardım ederim. Zaten üyeliğimi de sonlandırdım. Adamlar resmen Kur’an ve Ezan düşmanları ile beraber olmuşlar. Cami garip. Bir garaj kısmını görsen, bir mutfağa doğru yürüsen göreceksin her yer pislik içinde. Sıvalar dökülmüş, boyalar silik, nerede ise senelerden beri mutfak bozuk. Kullanılamıyor. Bir parçası lazım bir türlü getirilemiyor… Bakan eden yok.” diyorlar.

GELELİM GURBETÇİLERİMZİN SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ VE HÜKÜMETİMİZDEN BEKLEDİKLERİNE

Bilindiği gibi ülkemiz her sıkıntıya düştüğü zaman gurbetçilerimiz seferber olmuşlardır. Kıbrıs çıkarlarından tutun, Kahramanmaraş ve diğer vilayetlerde meydana gelen deprem için yaptıkları maddi fedakârlıklara kadar. Normal zamanda, normal fiyatlarla yolcu taşıyan Türk Hava Yolları izin sezonu diyerek, izinler başlayınca bilet fiyatlarını ikiye katlıyor. Daha çok yolcu varken, biletlerin daha ucuz olması gerekirken bir nevi gurbetçi nasılsa ülkesine gelecek öyle ise yüksek fiyat diyerek fiyatları yükseltiyorlar. Bir başka ifade ile kısmen gurbetçi soyuluyor. Gurbetçiler için bazı istisnalar olamaz mı? Sayın Cumhurbaşkanımızın buna bir el atmasını en azından emekliler için bazı kolaylıkların sağlanmasını gurbetçi kardeşlerimiz beklemektedirler. Gerçekten gurbetçi kardeşlerimiz Cumhur ittifakı için gurbet elde çok ciddi bir çalışma yapmışlar. Seçim öncesi gurbetçilere verilen emeklilerin elindeki arabaları ile veya yeni alacakları arabaları ile Türkiye’ye gelmeleri, Türkiye’de satmamak kaydı ile beş sene arabalarını kullanmalarını, gereken muayeneyi de Türkiye’de yaptırmaları, yurt dışında araba getirmek için altı ay beklemenin kesinlikle kaldırılması ve bunun bir an önce yürürlüğe girmesini. Gurbetçi emekliler için son yapılan telefon zammı çok ağır oldu. Bazı emeklilere oğulları veya torunları telefon alıp hediye etmişler. Bizzat şahit olduklarım var. Adamlar sevinmiş. Ancak yirmi bin TL’lik vergi özellikle emeklileri bayağı üzmüş, tabir caiz ise sevinçleri kursaklarında kalmıştır. Telefon konusunda da Sayın Cumhurbaşkanımız ve hükümetimizden emekliler için biraz olsun esneklik tanınmasını sabırsızlıkla beklemektedirler.

NOT:

Bu yazının notlarını Almanya’da almıştım. Türkiye’ye dönünce temize çektim. Bu defa da Türkiye’de emekli vatandaşlarımızın üzüntüleri ile karşılaştım. O emekliler ki, yaşlı hallerinde oturdukları yerlerden oy kullanma yerlerine “CUMHUR İTTİFAKINA” bir oy atabilmek için gittiler, geldiler. Birçok sıkıntıları göğüslediler. Ancak son maaş ayarlamalarında kendilerini unutulmuş olmalarından çok üzgünler. Görüştüğüm birçok emekli: “Biz ümidimizi yitirmedik. Reis elbette bizim için bir şeyler düşünecektir” diyorlardı. Gerçekten çarşı, pazar, marketler el yakıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Devlet Bahçeli, Sayın Cumhur ittifakının diğer genel başkanları ve milletvekilleri, Sayın hükümet yetkililerimiz, Sayın maliye bakanımızın emeklilerin seslerini bir an önce duyup, onlara da bir iyileştirme yapmanız birçok emekli vatandaşımız tarafından beklenmektedir. İnşallah hayırlısı olur. Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdullah Ademoğlu

Ali Hoca; bu topluluğu bu denli kötülemene, sırf senin gibi düşünmüyorlar diye bunca safsataya gerek olmasa gerek. Senin de hemfikir olacağın bir çare söyleyeyim. Eminim sen de (dahî manasına 'de' ayrı yazılır Hoca) bu söze katılırsın: 'Kişi sevdiği ile beraberdir'. Bu topluluk, o bahsini ettiğin cenaha kerhen, gönlü kan ağlayarak oy atıyorlar (lihikmetin), lakin sen o pek sevdiğin zata ve partisine ayıla bayıla angaje olmuşsun. Eh o halde ne diyelim, Mevla seni de senin gibileri de yarın ahirette o pek sevdiğiniz, İmam-ı Rabbânî evladı düşmanlarıyla, beraber kılsın, ayırmasın inşallah...

Ahmet C.

Ercan bey güzel ifade etmişsiniz,bu zındıklar kendileri ne yapıyor ayrılıp gittikten sonra, ne soran var ne de düşünen.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23