• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Günümüzdeki haşhaşilere sıra ne zaman gelecek? (2)

07 Ekim 2023
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

HAŞHAŞİ TARİKATININ BAZI KURALLARI:

Hasan Sabbah, kendine yeterince mürit topladıktan sonra, 1090 yılında Alamut Kalesi’ni ele geçirdi ve bu kale tam 166 yıl boyunca tarihin en korkunç tarikatına ev sahipliği yaptı. Tarikatın çok ağır kuralları vardı; alkol yasaktı, evlenmek ve çocuk sahibi olmak yasaktı, kadınlar ve kadınlar hakkında konuşmak yasaktı, müzik yasaktı. Bu kuralların amacı, müritlerini her türlü dünyevi zevkten uzaklaştırıp kendilerini tamamen tarikata ve öğretilere adamalarını sağlamaktı.

Bu kurallara uymayanlar çok ağır şekilde cezalandırılıyordu. Tarikat, müritlerine İsmaili öğretilerinin yanı sıra felsefe, edebiyat, yabancı dil, coğrafya ve önemlisi de korkusuz birer suikastçı olmayı öğretiyordu. Suikastçılara verilen ilim eğitimlerinin asıl amaçları, onların insan içinde kolayca kamufle olmalarını sağlamak ve böylece suikastın gerçekleşmesini riske atmamaktı. Tarikatın yetiştirdiği suikastçıların ilk kurbanlarından biri de Selçuklu veziri Nizam ül-Mülk oldu.

Suikastçılara, eğitim gördükleri süre boyunca cennet, şehitlik ve şehitlik mertebesinin değeri, cennete gittiklerinde nasıl ödüllendirilecekleri ve huriler anlatılırdı. Bu anlatılarla suikastçıların beyni yıkanıyor, böylece cinayetleri korkusuzca işleyip bu uğurda öldüklerinde şehit olacaklarını ve cennete gideceklerini zannediyorlar, ölümden ve işkenceden korkmaz hale geliyorlardı. 

Bu cinayetleri, öleceklerini bile bile bu kadar korkusuzca işlemeleri sebebiyle zaman içinde halk arasında, fedailerin afyon kullandığı ve bu sayede ölüme gülümseyerek gittikleri dedikodusu yayıldı. Tarikat zamanla halk arasında Haşhaşiyün veya Haşhaşin (afyon içenler, uyuşturucu madde kullananlar) adını aldı. Bir varsayıma göre, Ortadoğu’daki Haçlılar aracılığıyla, bu kelime daha sonra Batı dillerine ‘’assassin’’, ‘’assassino’’ olarak geçmiş.

Hasan Sabbah, "Selçuklu İmparatorluğu"nun amansız bir düşmanı idi. Amacı, Selçuklu İmparatorluğu'nu yıkmak, Şiâ fikriyatının gelişmesine engel olan bu güçlü devleti ortadan kaldırmaktı. Bu gayesini gerçekleştirmek için "Cennet tasvirlerine uygun" bir bahçe inşa ettirdi. Bu bahçede göz kamaştırıcı köşkler yaptırdı. Bu bahçede ve köşklerde özel yetiştirilmiş şarkıcılar, cennet hurilerini andırır genç kızlar vardı.

Hasan Sabbah'ın adamları değişik bölgelerden yaşlarından cesaretli, atılgan gençleri toplayarak Alamut Kalesi'ne getirirlerdi. Bu gençlere önce cennet ve cennetin zevk ve eğlenceleri anlatılırdı. Sonra bu gençler uyuşturucu maddeler ile uyutulur “cennet bahçesine” indirilirdi. Orada ayılan gençler, gözlerini açtıklarında karşılarında muhteşem köşkler, huri gibi kızlar, rengârenk çiçekler, meyve bahçeleri görünce, Hasan Sabbah'ın müjdelediği cennete girdiklerine gerçekten inanırlardı.

Günleri zevk ve safa ile geçerdi. Bir müddet sonra tekrar uyuşturucu ile uyutulur ve cennet bahçesinden çıkartılırlardı. Artık bu gençlerin en büyük arzuları, Hasan Sabbah'ın bu cennet bahçesine tekrar girebilmek olurdu. Şeyhü'l-Cebel Hasan Sabah bu dessas plânı ile birtakım gençleri kendine bağlamış, onları kendisinin “intihar timleri” haline getirmişti. Şiâ Şeyhi Hasan Sabbah bir kimseyi öldürtmek istediği zaman, bu gençlerden birisini çağırır, “Git filân kimseyi öldür, bu işi başarır gelirsen seni cennete gönderirim. Eğer ölürsen meleklerimi gönderir seni cennete aldırırım” derdi.

Böylece cennet aşkı ile yanıp tutuşan bu gençler, şeyhin bu emrini mutlak bir teslimiyetle yerine getirir, istenen adamı ne pahasına olursa olsun öldürürlerdi. Hasan Sabbah, tam otuz üç yıl Alamut Kalesi'nde, bu kanlı faaliyetlerini sürdürdü. İran Şiîlerinin bu anarşist şebekesi, yüzlerce, binlerce Müslüman’ın kanına girdiler. Sosyal huzuru kaçırdılar, terör estirdiler. Dirayetli bir devlet adamı olan, Selçukluların dünyaca meşhur veziri, Nizâmülmülk'ü şehit ettiler. Şiîlerin yayılmasına mâni gördükleri âlim ve fakihler, Hasan Sabbah'ın fedaileri tarafından katledildiler.

 Şiâ Şeyhi Hasan Sabbah'tan sonra, halefleri de aynı yoldan yürüdüler. Selçuklu veziri Ebû Nâsır, bunlar tarafından katledildi. Halife Müsterşid de bu anarşistler tarafından şehit edildi. Bâtınilerin tarih boyunca yapmış oldukları tahripler yalnız masum ve müdafaasız insanları öldürmekle kalmamış, bunlar, aynı zamanda şehirler basmış, kervanlar yağmalamış, mukaddes beldelerde bile kan dökmekten geri kalmamış, katliam yapmışlardır.

Meselâ, Şiâ'nın Bâtıniye koluna mensup Cennabi oğlu Ebû Tahir, etrafına topladığı birkaç bin çapulcuyla hicri 311 yılında hacca gitmekte olan hacıları pusuya düşürerek çoğunu kılıçtan geçirdi, mallarını yağmaladı. Hicri 317 yılında da aynı çete yine Hac mevsiminde Arafat'tan Mekke'ye dönen hacılara saldırarak hepsini kılıçtan geçirdi. Bu toplu katliamdan kurtulan bir kısım hacılar Kâbe-i Muazzama'ya sığındılarsa da bu anarşistler, Kâbe'ye girdiler ve onları da Beytullah'ın içinde şehit ettiler.

Hatta bir kısmının cesetlerini zemzem kuyusuna attılar. Kâbe'nin örtüsünü yağma ettiler. Ebû Tahir, Kâbe'nin kapısını ve Hacerü’l-Esved'i söküp götürdü. Hicri 339 yılına kadar tam yirmi iki sene Hacerü’l-Esved bunların elinde kaldı. O zamanki Bağdat hükümeti bu gözü dönmüş Şiâ çapulcularından Hacer-i Esved'i geri almak için 50.000 altın teklif etti. Bu teklifi reddettiler. Nihayet Afrika'daki Fâtımilerin “Mehdi”sinin şiddetli tehdidi üzerine Hacer-i Esved'i iade ettiler (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Tarih, c.8, s.307 Sorularla İslamiyet (İnternetten alıntı).

Millet olarak muhterem devlet yetkililerinden, ilgili bakanlarımızdan isteğimiz günümüzde de var olan bazı sözde cemaat ve kuruluşların isimleri her ne kadar Haşhaşi olmasa da filleri tam Haşhaşilere benzeyen insanlardır. Hiç zaman kaybetmeden ülke genelinde ismi ne olursa olsun (dini, milli veya mesleki) bütün dernekler, vakıflar, kulüpler, cemiyetler ciddi bir şekilde gözden geçirilmelidir.

Bu vakıf ve derneklerin hizmetleri nelerdir? Yurt içi, yurt dışı kimlerle irtibatları vardır? Kulağa hoş gelen bazı dernek ve vakıfların perde arkası terör örgütleri ile herhangi bir bağlantıları var mıdır? Para akışı ve harcamalar nasıl oluyor? Bir daha hem de bu kontroller hiç zaman geçirilmeden Türkiye’mizin her il her ilçe her kasaba ve her beldede yapılmalıdır.

Haşhaşilere benzeyen insanların ülkemizde 15 Temmuz gibi alçak kalkışmalara girişmemeleri için bu kontrol şarttır ve elzemdir. Devlete başkaldırmakla, devlete kafa tutarak, kendilerini devletten üstün zannederek kral tanımaz bir şekilde kesinlikle dine ve mukaddesata hizmet olmaz…

Değerli kardeşlerim; bana Türkiye’deki, tarikatlar ve cemaatlerle alakalı olarak öyle söylentiler dolaşıyor ki, inanın yazmaktan, açıklamaktan insan haya ediyor. Elbette ki binlerce seneden beri devam eden devletimizin ilgi ve tecrübeleri vardır. Devletimiz uyumuyor. Zamanı geldiğinde kanaatim düğmeye basılacaktır.

Tarikat adına nasıl bu kadar yalanlar, yalandan kerametler uydurulabilinir? Normal insanlar nasıl bu kadar kutsanır, kendilerine insanüstü evliyalıklar, kerametler, kalp gözü açıklıkları yüklenebilinir? Bu insanlar ebedi alemi, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda hesap vermeyi hiç mi düşünmezler?...

Kısa süreli Almanya seyahatimde kendisini çok iyi tanıdığım bir arkadaşım beni ziyarete geldi. Kendisi ile uzun uzun sohbetler ettik. Bir ara bana, bağlı olduğu cemaatin bugünkü büyüğü ile alakalı olarak: “Ali Hoca, büyüğümüz için: “On yedi gözlüğü var. Onlarla bütün dünyayı gözetip idare ediyor.”. Kendisine nereden biliyorsun deyince: “Bizlere öyle anlatıyorlar, çok çok kerametleri de var.” dedi.

Fe sübhanallah…” Bu nasıl bir inanç, bu nasıl insanı büyütmek(!), bu nasıl bir şeyhlik veya evliyalık?!... Yahut sözde tasarruf sahibi olmak?... Bunun gibi asılsız inançlar, insanı tabir caiz ise putlaştırmaklar nasıl İslam dini ile, İslam şeriatı ile Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin (SAS) hadisi şerifleri ile bağdaştırabilirsiniz?...

Peygamberlere dahi verilmeyen böyle bir güç, mazileri, geçmişleri, eğitim düzeyleri belli olan bir kısım tarikat, cemaat liderlerine nasıl verilir? Bu gücü nereden aldılar, alıyorlar? Bu yalanlara nasıl inanılır?... Böyle bir şeyin aklen, dinen ve ilmen olması mümkün müdür? Elbette ki hayır. Cenab-ı Hakk bizlere verdiği aklı İslam’ı tam olarak yaşamak için kullanmayı nasip eylesin…

Bizlere batılı batıl olarak göstersin inşallah… Birileri yine kızacak. Biliyorum. Benim için neler söyleyecekler neler... Varsın söylesinler… Ben sadece ve sadece Allah rızası için kardeşlerimi uyarmak için dinlediklerimi süzgeçten geçirerek, hafifleterek yazıyorum. Hem Beytullah’ta hem de Türkiye’nin birçok yerinde devlet büyüklerimiz için tertipletilen beddua seanslarından bahsetmiyorum.

Allah (CC) imandan, ihlastan, samimiyetten ve insaftan bizleri mahrum eylemesin. Âcizane ben sayın devlet büyüklerinden özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızdan, sayın İçişleri Bakanımızdan; Türkiye genelinde ne kadar dernek, vakıf, cemiyet, cemaat varsa çok ciddi ve ince elekten geçirerek bir elden geçirilmelerini istirham ediyorum. Kim ne yapıyor? Toplanan zekâtlar, kurbanlar, fitre zekât ve teburrular nerelere harcanıyor?

Bu dernek, vakıf ve meslek kuruluşlarının üyeleri kimler?... Hangi cemaatin yurt içinde ve yurt dışında ne kadar holdingleri vardır? Bu holdinglerin ana sermaye kaynağı nedir? Bir derneğe üye olan herhangi bir kişi, aynı şehirde aynı isimdeki başka kaç derneğe daha üyedir, niçin? Yoksa bunlar (yığma üyeler) bir hazır kuvvet olarak mı kullanılıyor? Bu üyeler; büyükleri (!) kimi işaret ederse ona oy vermek için yapılan “hazır kıta” üyeler midir?...

Herhangi bir mahalle düşünün o mahalleden orada oturan, yaşayan, hizmet gören vakıf veya dernekte kaç kişi üye yapılmıştır? Vakıf başkanları kaç senedir aynı vakfın başındadır? Dernek başkanları kaç senedir aynı derneğin başkanlığını yapıyorlar? Başka şehirde veya başka mahallelerde oturmasına rağmen neden gidip bir başka yerdeki vakfın veya derneğin başkanı oluyorlar?

Onu orada yıllarca başkan olarak tutan güç kimdir? Bir daha 15 Temmuz gibi çirkin olayları yaşamamak için, millet olarak eskilerimizin deyimi ile çorbayı üfleyerek içelim. Sonra dizlerimizi dövmeyelim.

Vaktinde tedbirler alarak, ülkemizde yer altında, yer üstünde faaliyet gösteren ve kendilerini gizleyen “Haşhaşileri” bir an önce tespit ederek tedbirlerimizi en kısa zamanda alalım… Milletimizi fırsat varken uyandıralım… Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

A Kamil

Müslüman görünenlerden kilise ve havra yapanlar, kiliseyeye giden gençler, şiilikteki müt’a (muvakkat)nikahı,yani bir kaç saatliğine veya bir geceliğine nikah yaptırıp zinayı meşru ve caiz hale getirenler çok çoğaldılar. Bunlara da bir an evvel mani olunmalıdır.Allah cc var fakat din ve peygamber yok diyenler(deistler)de çoğaldı bunlara kim mani olacak?Enflasyon oranında faiz halaldır diyerek haramı halal gösterenleri kim susturacak?Aklına uymayan bir hadiseyi, kur’anı kerimde bildirse inanmayın diyen, kıyas, icma ve sünnetten sonra kur’anı kerimi hedef alanların sesi daha gür çıkıyor.Bunların sesini kim kesecek?Müslüman olanlar bunlarada bir cevap versinler.

Selim Yavuz

Hocam verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederi, gerçekten Haşhaşiler hakkında bilgi sahibi değildim, baştan sonuna kadar okudum ve öğrenmiş oldum, çok teşekkür eder, elkerinden hürmetle öperim, bilgi güçtür ayrıca okumayı ve bilgili olmayı da çok severim, sağlıklı uzun ömür dilerim
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23