• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Ey kan dökenler, biraz olsun utanın!

21 Ekim 2023
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Bugün Gazze’de insafsızca kan döken İsrail devleti(!) mensubu Yahudilere geçmişte Hz. Ömer (RA) tarafından fethedilen Kudüs’te Müslümanların, Yahudilere ve Hristiyanlara karşı nasıl davrandıklarını birlikte okuyup zihinlerimizi tazeleyelim:

Bu arada biraz olsun başta Yahudiler olmak üzere (Yahudiler içinde bir grup bu olanları kabul etmediklerini biliyoruz), bütün batılılar daha doğrusu bugünkü haçlılar bugün sizlerin yaptıklarınıza karşı Müslümanların ve Selahaddini Eyyubilerin sizlere karşı nasıl davrandıklarını karşılaştırarak biraz olsun utanın!

Şayet sizde biraz utanma duygusu, merhamet hissi varsa…

Geliniz konu üzerine Necdet Aslan beyin yaptığı araştırmadan bir bölümü birlikte okuyalım:

“Asırlar sonra Halife Hz. Ömer, 638 tarihinde görev verdiği İslam Orduları Komutanı Ebu Ubeyde b. Cerrah, Kudüs’ü fethetti ve Patrik Sophronios’dan şehrin anahtarını aldı ve Medine’den Kudüs’e gelen Hz. Ömer’e teslim etti. Hz. Ömer buradaki halka İslam’ı öğretmesi ve adaleti sağlaması için bir kadı tayin etti. Ayrıca, İslam dini esaslarına göre Kudüs’te yaşayan Hıristiyan ve Yahudi halkına ibadet ve inanç hakkı tanıyan, malına ve canına kesin güvence sağlayan ahitnameyi yanındaki sahabeler huzurunda hazırlayıp verdi. Ahitnamede şunlar yazılı idi:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Bu sözleşme, Müminlerin emiri ve Allah’ın kulu Ömer tarafından İlya (Kudüs) halkına verilmiş bir emandır. Onların canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe olan bütün fertlerine verilmiş bir teminattır. Onların kiliseleri mesken yapılmayacak ve yıkılmayacak ve kısmen dahi olsa işgal edilmeyecektir. İçindeki kutsal eşyaya dokunulmayacaktır. Mallarına el sürülmeyecektir. Kimse dini inançlarından dolayı zorlanmayacak, kendilerine asla zarar gelmeyecek ve yurtlarına Yahudiler iskân olunmayacaktır. Buna karşılık onlar da cizye vereceklerdir. Bunlardan kim yurdunu terk etmek isterse, gideceği yere kadar mal ve can emniyeti sağlanacaktır. Yurdunda kalmak isteyenler ise güvende olacaklardır ve cizye vereceklerdir. İsteyen Rumlar da gidecek ve isteyen de toprağına dönecektir. Hasat elde edinceye kadar onlardan bir şey istenmeyecektir.

Bu, Allah’ın Resul’ünün, halifelerinin ve müminlerin Kudüs halkına verdiği eman ahdidir, vermekle mükellef oldukları cizyeyi ödedikleri müddetçe geçerlidir.” 

Daha sonra Hz. Ömer, Kudüs çevresinde yaşayan Hıristiyan halka da ayrıca bir ahitname vermiş ve şöyle demiştir:

“… Bu Ömer İbnü’l-Hattab’ın Kudüs’ü Şerifdeki Zeytun Dağ’ında, İsevi milletinin patriği Safranbos’a verdiği ve bütün reaya ile papaz ve patrikleri ihtiva edecek şekilde tanzim olunan yazılı ahitnamedir. Bütün papazlar nerede veya hangi şartlarda olurlarsa olsunlar, biz Müslümanlar tarafından emana sahiptirler. Bütün gayrimüslimler, zimmet akdinin hükümlerine riayet ettikleri müddetçe emanları geçerlidir. Biz müminler ve bizden sonra gelecek olanlar onları korumakla mükellefiz. İtaat ve bağlılıkları devam ettikçe bu da devam edecektir.

Verilen bu emniyet ve eman ahdi kendileri için geçerli olduğu kadar kiliseleri, manastırları, dışarıda ve içeride bulunan bütün ziyaret mahalli olan kutsal mekânları için geçerlidir… Bu yazılı fermanda açıkladığımız emirler muhafaza edilsin, onlara riayet edilsin ve ellerinde kalsın! Müminlerden kim bu fermanınızı okur da şimdi veya kıyamete kadar ona muhalefet ederse, Allah’ın ahdini bozmuş ve Habib’ine isyan etmiş olur.” 

Sayısız deprem ve işgallerle yıkılan ve zarar gören şehir, sırasıyla gelen İslam halifeleri tarafından yeniden imar gördü ve Mescid-i Aksa yeniden inşa edildi ve etrafı temizlendi ve bir düzene sokuldu. İslam coğrafyacısı el- Mugaddisi, Kudüs hakkında “Şehirlerin en yücesi” olarak tarif etmektedir. 1047 yılında Kudüs’e yolculuk yapan Persli Müslüman Nasir el-Khusrav, Tapınak tepesinin taşlarına bir yazı kazmış şöyle demektedir: “Bu Sakrah taşı Tanrı’nın Musa’ya kıble olarak buyurduğu taştır… Daha sonra Süleyman’ın dönemi gelmiştir-barış onun üzerinde olsun! O taşın kıble olduğunu görerek onun etrafında bir cami (İlk Tapınak) inşa edilmiştir… Böylece bizim Peygamberimiz Muhammed dönemine kadar kalmıştır.- kutsallık ve barış onun üzerine olsun! Bunun kıble olduğunu bilen kişiler dua ederken bu yöne doğru dönmüşlerdir; fakat Tanrı daha sonra kıblenin (Mekke’deki) Kâbe evi olmasını buyurmuştur.” 

İslam Halifesi Hz. Ömer’in, Kudüs’te yaşayan gayrimüslimlere adalet, merhamet ve insan haklarına dayalı verdiği ahitnameye nazaran, daha sonra Kudüs’ün başına kara bulutlar çöktü ve barbar Avrupalıların Haçlı Seferleri ile Anadolu’da ve Kudüs ve çevresindeki bölge şehirlerinde Müslümanlara yaptıkları katliam ve mezalim başladı. Bunları belgelerle bir bir anlatalım.” (İnternet Alıntı Necdet Aslan)

Araştırma yazısı daha uzun kaynak ve belgelere dayalı isteyenler internetten okuyabilirler.

Bugün Gazze dolayısı ile Filistin’de kan dökenler, soykırım yapanlar, ibadethaneleri, hastaneleri, okulları yıkanlar, sivil yaşlı, çocuk demeden katleden zalimle biraz olsun utansınlar!

Hiçbir zaman unutmasınlar ki; “Tarih tekerrürden ibarettir.” Bu dünya etme bulma dünyasıdır. Yahudiler bugün ellerindeki imkânlarla ne ekiyorlarsa yarın önlerinde ektiklerini bulacakladır.

Hani bir söz var: “Men dakka dukka” çalma kapıyı çalarlar kapını.

İnşallah dünya liderleri başlarını kumdan çıkarır, kalplerine biraz merhamet gelir, ikiyüzlülükten vazgeçerler de bir an önce taraflar arasında ateşkes ve sükûnet sağlanır.

Orada huzur ve sükûnun sağlanmasının tek yolu ve çaresi:

Başkenti doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulur.

Dünya ülkeleri de bu yeni devleti tanır. Böylece oraya huzurun gelmesinin temeli atılmış olur. Taraflar huzur içinde yaşarlar.

İsrail kurulduğu günden bugüne hiçbir zaman bir hukuk devleti olmamış ve hiçbir zaman uluslararası devletler hukukuna uyarak bir devlet gibi davranmamıştır.

Birlikte okuyalım:

“Bu haliyle; Yahudi Siyonist terör varlığı için ne bir devlet örfü geçerlidir ne de BM hukuku. Bundan da ötesi, BM denilen organizasyonda zaten Yahudi Siyonist terör varlığının güvencesi için var değil midir? O kadar ki gerek dünya ve gerekse BM tarihinde belki hiç rastlanmayan bir olay bile BM tarafından gerçekleştirilebilmiş; toprağı olmayan, işgal ve zorla elde ettiği topraklarda barınan, eğitim görmüş silahlı yetmiş beş bin Siyonist Yahudi terörist militanın Filistin’de hakkının bulunduğu daha en başından kabul edilmiştir.

Aynı BM, Irak, Afganistan, Suriye, Libya, Sudan, Somali, Yugoslavya, Sierra Leone, Liberya ve Angola’ya, askerî ve ekonomik yaptırımları hemen uygulayabilmekte, iş Yahudi Siyonist terör varlığına gelince herhangi bir yaptırım öngörememiştir. Bu o kadar böyledir ki zaman içinde hasbelkader, Yahudi Siyonist terör varlığına karşı alınan güya birtakım kararlar da “yaptırımı olmayan tavsiye kararlar” şeklinde yorumlanabilmiştir...

Sözgelimi; Gazze saldırılarında Yahudi Siyonist terör varlığı İsrail’in önüne çıkan her şeyi yakan fosfor bombalarını kullandığının resmen açıklanmasına ve Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütünün dahi, Yahudi Siyonist terör varlığı İsrail’in saldırılarda fosfor gazı kullandığını da doğrulamasına rağmen bunun da ötesinde BM Çevre Programı, İsrail ordusunun 2006 yılında Lübnan’da Hizbullah ile giriştiği çatışmada, beyaz fosfor kullandığını açığa çıkardığı halde ve halihazırda Cenevre Sözleşmesi’ne göre, sivillerin yaşadığı bölgelerde beyaz fosfor kullanmanın yasak olmasına rağmen, bununla da yetinmeyip takviye askerleri de Gazze’ye gönderen Yahudi Siyonist terör varlığı, her gün yeni bir savaş suçu işleyebilmiş ve halen işleyebilmektedir...

 Benzer biçimde binlerce Boşnak insanının ölüm emrini veren Sırp kasabı Radovan Karadziç savaş suçlusu olarak yargılanırken günümüze kadar hiçbir Yahudi Siyonist terör örgütünden hiçbir kimse de yargılanmamış durumdadır...

Artık bütün bu örneklere bakarak söylemek gerekmektedir ki; İsrail Siyonist terör örgütlerinin kurmuş olduğu terörist bir varlıktır ve bu varlığın şimdiye kadar işbaşına gelmiş olan yöneticilerinin çoğu da bu terör örgütlerinde yetiştirilmişlerdir.

İngilizlerin Filistin topraklarını işgal etmelerinin (1918) hemen ardından bu topraklara akın etmeye başlayan Siyonist Yahudiler ilk terör örgütlerini de bölgede 1920 yılında kurmuşlardır. (Diğer ülkelerde daha önce kurulmuş Siyonist Yahudi terör örgütleri de bulunmaktaydı. Selanik’teki, Almanya’daki terör örgütleri gibi.)

Adı ‘Hagana’ olan bu terör örgütünün ardından diğer Yahudi terör örgütleri de kurulmuştur. Bunların en ünlüleri; Irgun ve Lahome Herut adlı açık-gizli faaliyet yürüten örgütlerdir. Bu örgütler hem Filistin’de yaşayan Müslümanlara karşı hem de kendilerine Filistin’in kapılarını açan İngiliz işgal kuvvetlerine karşı terör eylemleri düzenlemişlerdir. Bu örgütler tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerinde çok sayıda insan öldürülmüştür. (Eklemek gerekiyor ki aslında İngilizlerle Yahudi terör örgütlerinin bu çarpışması da bir oyundan ibaretti.)

Lahome Herut adlı terör örgütü Abraham Stern adlı bir Yahudi tarafından kurulmuştur. Bu örgütün mensupları haşhaş kullanıyor ve ferdi terör eylemlerinde çok iyi yetiştirilerek, eylemlerini daha çok işgalci İngiliz askerlerine ve İngiliz yerleşimcilere yöneltiyorlardı. Öte yandan, başlangıçta İngilizlerle iş birliği içinde olan Hagana ve Irgun adlı örgütlerse, II. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizleri Filistin’den çıkmaya zorlamak ve tasarladıkları Siyonist varlığını kurabilmeleri için gereken şartları hazırlamak amacıyla İngilizlere karşı Lahome Harut terör örgütüyle iş birliği içindeydiler.”

(Alıntı İnternet Anadolu Gençlik.)

Her zaman zulüm yaparak, kan dökerek Filistinlilerin toprakları ellerinden almış ve halen de kan dökerek sınırlarını genişletmeye çalışmaktadır.

İsrail bir hukuk devleti olmamıştır. Kuruluşu bir takım hile ve entrikalara dayanan bu sözde devlet(!) Yıllardan beri Filistinlilere zulmederek gelmiş, biraz, biraz diyerek bugün Filistinliler orada daracık bir yere sıkıştırılmış, kalmıştır. (Açık hapishane). O da yetmiyormuş gibi, insafsızca, merhametsizce daha doğrusu barbarca Gazzelileri, Filistinlileri yaşlı, çocuk, kadın, erkek demeden sivilleri öldürmektedirler.

İşin en garibi sözde Avrupa’nın demokrat ve medeni ülkeleri(!) Filistinlilere destek yürüyüşlerini, Filistin bayrakları açmayı dahi yasaklamışlardır.

İşte bu kan emici vampirlerdeki insan hakları!..

İşte bu çifte standartlı, soykırımcılardaki sözde insan hakları (!)…

Sizin demokrasiniz de insan haklarınız da yere batsın. Rabbim en kısa zamanda Kur’an-ı Kerim’de geçen görünmeyen askerleri ile Müslüman Filistinli kardeşlerimizin yardımcısı olsun inşallah.

Gazze yanıp, yıkılırken, Mescid-i Aksa’ya Cuma namazı kılmak için çoklarına izin verilmezken, gidenler de coplanıp, gaz bombaları ve plastik mermilerle vurulurken; İslam devletlerinin liderleri uyumaya devam etsinler. Yazık onlara ki, bir Maduro, bir Kore devlet başkanı hatta bir Putin kadar olamadılar.

(Savaşın önlenmesi için, gayret gösteren İslam liderlerini tenzih ederiz.). Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bunlar korkmadı,başka yol denenmeli..

İsrail utanmaz,,,hutbeye roketatarla çıksın erbaş...o zaman alırlar mesajı,,kılıçtan korkmadılar...

Şeref

Mevcut hükümetimize söyleyecek bir şeyin yokmu hocam....?
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23