• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Bu kadar kin, bu kadar öfke niye?...

25 Mart 2023
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Bugün bir kısım insanlara göre ülkemiz satılmış, bitmiş, batmış ve hazinemiz boşaltılmıştır. Millet fakr-u zaruret içerisinde yaşıyor. Hükümet memleketi idare edemiyor… Demokrasi var. Herkes istediği gibi konuşabilir. Kimsenin ağzını konuşma diye kapatamayız. Ancak insaf ile olup bitenlere bakarak: Parti fanatiği olmadan, ülkemizde olanları görmek ve hakikatin tarafında olmak gerekir. Elbette ki herkes istediği gibi siyasi bir görüşü benimseyebilir (Pandemi sebebi ile bütün dünyada sürene fiyat artışları ve gıda üzerindeki bazı oyunları elbette görmezden gelemeyiz. Fiyat artışları birçok insanımızın belini büküyor. Ülkemizde aşırı bir fiyat artışı vardır. Özellikle bazı esnaflar insafsızca davranıp, bunu fırsat bilip, gün aşırı zamlar yapıyorlar. Bu insafsız şirketlerin ve esnafların yüzünden vatandaşın mutfağına ateş düşüyor). Bunu fırsat bilip hükümet düşmanlığı ne kadar doğrudur? Avrupa’da birçok ülkede pandemi sonrası fiyatların katlandığını, enflasyonunu arttığını sayın muhalefet mensupları bilmiyorlar mı? Ha bire hükümeti kötüleyip nefret dili kullanan küçüklü, büyüklü muhalefet: Bu fikirleri savunan insanlar; normal şartlarla, milletin tercihi ve iradesi ile 1950 yılından günümüze kadar iktidar yüzü göremeyen (Zaman zaman kısa süreli iktidar ortaklığı yapan) sabırsızlıkla iktidarı özleyen insanlardır.  İktidarı elde edebilmek içinde her türlü yolu kendilerine mübah sayıyorlar. Sözde demokrasinin gereği(!) diyerek terörist uzantıları ile açık ya da gizli görüşmeler yapmakta bir beis görmüyorlar. Bunlar hiç çekinmeden vatanımızın düşmanları ile bile iktidara gelebilmek için birlik dahi yapmaktan çekinmezler, görüldüğü üzere çekinmiyorlar… İktidar olabilmek için kırk bin evladımızı şehit eden teröristlerin temsilcileri ile de birkaç oy daha fazla alabilmek için görüşmeler yapmaktalar. Onlara bakanlık verme planları dahi var?!.. Lütfen ABD Başkanının Türkiye’de iktidarı değiştirmek için muhalefetle iş birliği yapacağız mahiyetindeki sözlerini hatırlayınız. Türkiye seçimi ABD başkanını neden bu kadar ilgilendiriyor?.. Türkiye’de olan kalkınma, harp sanayiindeki gelişme onları rahatsız ediyor da ondan. Onlar kendilerine “Uşak” olacak bir idare istiyorlar. Mesele bu kadar açık. Ben siyasetçi değilim. Zaman zaman bazı konulara hayret ettiğim için, vicdanı kanaatimi ortaya koymak üzere bazen böyle yazılar da yazıyorum. Allah rızası için samimi bir şekilde düşünelim: Bu memlekette muhalefetin de takdir edeceği, tebrik edeceği, hiçbir hayırlı iş yapılmadı mı? Bu kadar yollar, köprüler, havaalanları, hastaneler, adliye sarayları, okullar, köylüye, çiftçiye yapılan yardımlar, yurtlar ve daha birçok şeyler ülkemize gökten mi indi? Topunu inkâr edecek yerine; biz gelince daha iyisini, daha güzelini yapacağız diyerek milletin gönlünü almaya çalışsanız daha iyi olmaz mı?... Bu kadar kin, bu kadar öfke, bu kadar çekememezlik ve haset niye?... Batılı ülkelerin hemen, hemen hepsi, başta ABD olmak üzere hepsi Türk hükümetine, milletimize sayın cumhurbaşkanımıza düşmandırlar. Neden, Niçin!?.. Teröristlerin, Tayyip Bey düşmanı olmasını anlamakta zorluk çekmeyiz. Ancak insan hakları diyenler, demokrasi diyenler, milliyetçiyim diyenler, yıllardan beri sağcıyım diyenler de Tayyip Beye ve milletimize düşman, neden?... Biraz olsun siyaset üstü bir gözlükle bu konuları kendi kendimize tarihe bakarak ciddi bir mukayese yaparak düşünmeye çalışalım.  Nedense bilinmez bu insanlar; normal zamanlarda devletin ve hukukun yanında yer almaları gerekirken, seksen küsur milyon milletimizin gözüne baka baka ittifak adı altında emirlerinin bir kısmını, her ne kadar ortaklığımız yoktur deseler de, bebek katillerinden, dağdaki teröristlerden, yurt dışındaki bazı mahfillerden alan, insanlarla birlikte olmaktan çekinmezler. Bu tip insanlar şayet mahkemeler, sayın hakimlerimiz, savcılarımız, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Sayıştay kendi arzuları üzerine bir karar verirlerse; o zaman hakim ve savcılara methiyeler düzerler, alkışlarlar. Yok, hâkimlerimiz, savcılarımız kanunlar muvacehesinde ve vicdanlarının seslerini dinleyerek karar verirlerse o zaman da normal hukuka saygısı olan, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği şekilde hâkim ve savcılara saldırırlar. Yalandan haberler yaptırırlar, açlık, fakirlik edebiyatı yaparlar. Mahalli seçimler öncesi şayet belediyeleri kazanırsak, hiçbir işçinin ekmeği ile oynamayacağız derler. Seçimden sonra kazandıkları belediyelerde birçok insanı işinden, ekmeğinden ederler. Şimdi yıllar önce Allahu alem rahmetli olan Yeni İstiklal gazetesinde 23 Ocak 1963 tarihinde Çavuşoğlu M. Turgut’un yazdığı bir makaleyi birlikte okuyup. Günümüzde ülke satıldı, Ülke battı diyenlerin yüzüne çalalım. Ülkemiz dün nerede idi? Bugün nerelerden, nerelere geldi... Birlikte okuyup, mukayesemizi yapıp ona göre kararlarımızı verelim. Saflarımızı belli edelim.

“Bir memleket istiyorum hastanelerinden çok hapishaneleri, mekteplerinden çok kahvehaneleri, laboratuvar ve kütüphanelerinden çok poker kulüpleri bulunmasın!  Bir memleket istiyorum insanın tabiata hükmettiği yirminci asırda, her sene sel basmasından on binlerce aile evsiz aç, perişan, tedavisi mümkün hastalıklardan binlerce ana, baba ölmesin! Bir memleket istiyorum ebesiz ana, “Doktor! Doktor!” diye sayıklayarak ölen hasta, mektep diye çırpınan yavru ve o memlekette iyiliğin adı budalalık, namussuzluğun adı gözü kapalılık ve hilekârlığın adı kahramanlık olmasın! Bir memleket istiyorum sayısı kırk bini aşan köylerinin (Şimdi köylerin sayısı terör sebebi ile bir hayli düşmüştür.) Hemen hiçbirinde doktor yokken, kazalarının büyük bir kısmında avukat bulunmazken, şarkta bir ortaokulu üç öğretmen idare ederken, iki-üç büyük şehrinde münevver işsizliğinden bahsedilmesin!  Bir memleket istiyorum halkının yüzde sekseni okuma-yazma bilmezken, asrımızın vasıtaları ile en çok üç günlük mesafe olan Edirne-Hakkâri arası üç haftada kat edilirken, daha köy davasının (K)’si dahi halledilmemişken “asrı yıla sığdırdık” diye nutuklar çekilmesin, “memleketi demir ağlarla ördük” diye marşlar yazılmasın! Bir memleket istiyorum Çanakkale’de şehit düşen yüzbinlere bir abide dikilmezken (Yazı yazıldığında Çanakkale Abidesi yoktu.), Sakarya’da yatanların isimleri anılmazken, Dumlupınar’da kan dökenlerin ocakları sayfiye yerlerinde sahte kahramanların apartmanları yükselmesin. Görülmesin. Bir memleket istiyorum her devre yaranmayı, her emre itaat etmeyi, gideni kötülemeyi, gelene kasideler yazmayı meslek edinen vicdan karaborsacıları konuşturulmasın! Bir memleket istiyorum en büyük davaları hal edilmemişken en büyük tehlikelerle karşı karşıya bulunurken en çok satış yapan gazeteleri, Baba hindinin ölüm sebepleri ile Mao haininin kahvaltı listeleri ile Rita Hayvort'un gelinlik elbiselerine ait havadislerle uğraşmasın! Bir memleket istiyorum halkının ekserisini teşkil eden köylerde, Ayşe ve Fatmalar, çıplak ayakla, paçavralar altında, kışın soğuğunda, yazın sıcağında tarlasında çalışırken, Ahmet ve Mehmet’ler sarı öküzün arkasında çift sürmeler devrini devam ettirirken, kürklü bebeklerle, altın gözlüklü efendiler bunlarla istihza edercesine asfalt yollarda hususiler içinde keyif çatmasın! Bir memleket istiyorum piyasayı renksiz matbuat, davasız gençlik, idealsiz münevverler, ilimsiz âlimler doldurmasın!” (Yeni İstiklal 23 Ocak 1963 sayfa 2)

Yazıyı birlikte okuduk. Ülke satıldı, bitti diyenler; lütfen bardağın sadece boş tarafına bakmayınız. Bardağın bir de dolu tarafına bakınız. Yine de muhalefet ediniz. Ancak yapıcı muhalefet edin, yıkıcı muhalefet değil. İnsafı, doğruluğu, dürüstlüğü, vicdanı muhasebeyi bir kenara bırakmayınız… Bu ülke hepimizindir. Başka bir ülkemiz yoktur. Rahmetli babam 1965 yılında Kalkandere’den Ankara’ya göç etti. Rahmetli olana kadar da Ankara’da ticaretle meşgul oldu. Babamın kazamızın merkezinde dükkânı vardı. İşte o yıllar daha kaza merkezinde elektrik yoktu. Akşamları aydınlanmak için bütün esnaf dükkânlarında lüküs lambası yakarlardı. Tenkit edelim de, bir de nerelerden nereye geldiğimize bir bakalım. Haksız yere bu kadar tenkit etmeyelim. Bu kadar öfkeli olmayalım. Milletin verdiği ve vereceği kararlara saygılı olalım. Demokrasi dediğiniz şeyin aslı budur. Şayet ihtilaller, askeri müdahaleler, bir kısım muhalefetin dış düşmanlarla Türkiye aleyhine yaptıkları ülke için zararlı birlikler olmasaydı, bugün ülkemiz çok, çok daha ileri bir noktada olacaktı. Dünden bugüne devlet ağacımıza bir çivi çakandan Allah razı olsun. Gözümüzü açalım… Kimin, kimler için çalıştıklarını iyi fark edelim. Kimin yanında olmamızın gerektiğini iyice araştırdıktan sonra, orada yerimizi alalım. Bu memleket hepimizindir. Ülkemizin yer altı ve yer üstü servetlerine göz diken yabancılara, onların ülkemizdeki mandacı zihniyetlere asla fırsat vermeyelim… Aksi halde yarın huzuru mahşerde ülkemiz ve bizler için canlarını, kanlarını feda eden şehitlere hiçbir şekilde hesap veremeyiz. “Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!... Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Pandemi, insafsız Esnaflar şirketler yüzünden ocaklarımıza ateş düşüyor, battığımza, inanmayın diyorsun.....

Amma kıvırmışsın beeee.. Üstelik sanki, hazinemiz boşaltılmamış gibi, Bi umursamazlık içindesin. Sanki 160 tan 500 milyar. Dolara bu ülkenin bocu çıkmamış.... 

ORHAN a

Yazının yarısını kesmişler. Kesmeseler idi anlardın. Neden olduğunu. Bana aklınca birşey demeye çalışıyorsun ancak..Neyse
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23