• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

“Afat-ı semaviye”

11 Şubat 2023
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Sözlük anlamı itibari ile “Afat-ı semaviye” Allah (CC) tarafından insanları ikaz ve ceza için verilen (indirilen) bela ve musibetlere söylenir. Afat-ı semaviye; gökyüzünden gelen felaketlere verilen isimdir (Yağmur, dolu, kasırga, yıldırım düşmesi, çok fazla miktarda kar yağması ve şiddetli rüzgâr gibi.). Afat-ı arzıye: İse, yer küresinde meydana gelen felaketlerdir (Deprem, yer kaymaları, tsunamiler, seller, aşırı derecede kuraklık, kıtlık gibi.). Bizim inancımıza göre her şey Cenab-ı Hakk’ın takdiri Subhanisi iledir. O izin vermezse yere atılan bir tohum meyve ya da sebze olamaz. Mutlak kudret sahibi olan Cenab-ı Hakk izin vermezse dalda kurumuş bir yaprak kendi başına yere düşemez. Kâinatı yaratan Hz. Allah (CC) bütün canlı ve cansız varlıkları sevku idare eden, canlıların rızıklarını tekeffül eden, Rabbimiz Teala ve Tekaddes hazretleridir. Ayları, seneleri, mevsimleri yaratan Rabbimizdir. İstediği yere istediği zaman dilediği kadar kar ve yağmuru indiren de odur. Semavatta ve arzda cereyan eden her şey O’nun emri ve iznine bağlıdır. O dilemezse gökten yere bir damla su düşmez. Yerden de tek bir hububat bitmez. Yeşillikler, çiçekler, meyveler olmaz. O nereye ne kadar takdir etti ise o kadar rahmet (Yağmur) yağar. Bildiğiniz gibi eskilerimiz yağmur yağdığı zaman (Rahmet yağıyor) derlerdi. Çok kısa bir süre önce ülkemizin bir bölgesi büyük bir deprem felaket geçirmişti. Binlerce insanımız göçük altında can verdi, binlerce kardeşimizde hastanelerdedir. Ölenler (Hükmen şehit) Cenab-ı Hakk’tan sonsuz rahmetler dilerken, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun Allah (CC) milletimizi memleketimizi görünür, görünmez, her türlü kaza, bela, afatı semaviye ve afatı arzıyeden muhafaza eylesin. Milletimiz, devletimiz ve birçok dünya ülkeleri nasıl yardımcı olabiliriz, nasıl bir can daha kurtarırız diye uğraşırken bazı utanmaz insanların depremden de siyasi rantlar elde etmeye kalkmaları veya deprem sebebi ile İslam dinine hücum etmeli en azından utanç vericidir. Dünyanın birçok ülkesinde afat-i semaviye ve arziye meydana geliyor. Hadi bakalım teknolojide ileriye gitmiş ülkeler bu felaketleri önlesinler! Mümkün mü? Elbette ki hayır… Geçmişte hepimizin bilip yaşadığımız gibi İstanbul’da yağmurla beraber kısa süreli bir dolu felaketi oldu. Çatılar uçtu, arabalar perişan oldu. Caddeler, sokaklar, bir nevi derelere döndü. Bir anda hava karardı. Tabir caiz ise insanlar ne yapacaklarını şaşırdılar. Şimdi bizler kalkıp da Sayın valiye, Sayın İBB başkanına veya ilçe kaymakamlarına, ilçe belediye başkanlarına neden yağmuru durduramadınız mı diyeceğiz? Bu nasıl mantık? Bu nasıl akıl? Bu nasıl vicdan? Bu tip kalpleri kararmış, iman ve insaftan yoksun olan taş kalpli insanlara yazıklar olsun demekten başka ne yapabiliriz? Bereket o zaman İstanbul’da yaşadığımız bu hal kısa sürdü. Şayet o hal birkaç saat devam etseydi İstanbul’un hali ne olurdu? Bu yağmur ve dolu bir ikaz mı yoksa bir ceza mı?  Bizler bu gibi hallere hüküm verecek durumda değiliz. Onu ancak bu mülkün sahibi Kadir-i Mutlak olan Allah (CC) bilir. Bizler; O’na ‘Şuraya yağmur yağdır, şuraya kar yağdır. Dereleri taşırma, seller, depremler yapma” diyecek durumda değiliz elbette. Bizim vazifemiz alabildiğimiz kadar tedbirler almak. Ondan sonra Allah’ın takdirine boyun eğmektir. Böyle zamanlarda da fitneden, dedikodudan, yalan haberler yaymaktan kaçınmaktır. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin bir ayeti vardır: “Fe Eyne Tezhebun” (Nereye gidiyorsunuz?). Bugün Müslümanlar nereye gidiyor, kimlere, ne için hizmet ediyorlar? Müslümanların dostları kim, düşmanları kim?... Bizler biraz olsun bu soruya Allah’ın kulları olarak cevap aramaya çalışalım. Bugün Müslüman âlimler tam olarak bîhakkın vazifelerini yapabiliyorlar mı? İslam’ın emir ve yasaklarını tebliğ edebiliyorlar mı? Gayretleri ne ölçüdedir?... Tam olarak Resulullah efendimize varis durumda mıdırlar… Yoksa tarikatlar, cemaatler, alimler esas vazifelerini unutup birbirleri ile kavgalar mı ediyorlar?!... Bugün Müslüman erkekler, kadınlar nereye doğru yol alıyorlar? Her şeylerini madde, para, servet ve şöhret sahibi olmak için mi harcıyorlar? Milli ve manevi değerlere sahip çıkmak ne durumda? Bugün genç erkeklerimiz, genç kızlarımız nereye doğru koşuyor ve kimleri örnek alıyorlar? Hayâ, edep, ahlak ne durumda? Yaşlılarımıza, ana ve babalara gereği gibi saygı ve hürmet var mıdır? Evlerimizde, sokaklarımızda, aile hayatımızda Allah (CC) emir ve yasakları ve Resulü Muhammed (SAS) sünnetleri ne derece hâkimdir? Bizler kimlere uyuyor, kimleri taklit ediyoruz? Lütfen yaz aylarında deniz kenarlarına, plajlara bir gidiniz. Gözünüze de İslami bir gözlük takarak etrafa bir bakınız hayâ, edep ve ahlaktan eser kalmadığını göreceksiniz. Eskilerimiz birinden bir eksiklik veya dine göre yanlış bir hareket gördükleri zaman; “Aman Allah’ım! Başımıza taş yağacak “derlerdi. Şükür ki, bu kader rezalete karşı bizleri Rabbimizin rahmeti ihata ediyor, Cemal sıfatının tecellisine mazhar oluyoruz da daha büyük felaketlerle karşılaşmıyoruz. (Allah korusun.) Değerli kardeşlerim, böyle kara günlerde, felaket zamanlarında birbirimize kusur aramamalıyız. Dara düşen kardeşlerimize yardımcı olabilmek için birbirimizle yarışmalıyız. Bu günlerde siyasi farklılıklar ortadan kalkmalı, siyasi sözlerle kanayan yaraları bir daha kanatmamalıyız. Bütün vatandaşlar olarak sözlerimizi dikkatle seçmeli, kimseleri incitmemeliyiz. Yurt içinden, yurt dışından deprem bölgesine yardıma koşan herkese teşekkür etmeliyiz. Sağ olsunlar, var olsunlar. Allah (CC) ülkemize, İslam âlemine ve dünya milletlerine böyle felaketler yaşatmasın. Yazımızı eski hoca efendilerimizin yaptıkları bir dua ile bitirelim. “Allah’ım! Bizleri, memleketimizi, bütün biladi İslam’ı, her türlü semavi ve arezi felaketlerden koru ya Rabbi!” Âmin. Sümme sümme Âmin… Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz…

GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYEM

Ülkemizin birçok vilayeti, ilçe ve köyleri ile birlikte çok çok büyük bir deprem felaketi ile karşı karşıya kaldılar (Cumhuriyet tarihinin belki de dünyanın en büyük depremlerinden biri). Binlerce insanımız öldü. (Onlar hükmen şehit) Binlerce insanımız yaralı, hastahanelerde. Rabbim ölenlere gani ani rahmet eylesin. Hasta olanlara da acil şifalar ihsan eylesin. Bu deprem sebebi ile yakınlarını kaybedenlere de hayırlı ömürler ve sabrı cemiller ihsan eylesin Rabbim. Milletimiz el birliği ile inşallah en kısa zamanda bütün yaraları saracaktır. Rabbim; milletimizi, memleketimizi her türlü felaket ve afatlardan muhafaza eylesin. Geçmiş olsun, başın sağ olsun Türkiyem.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Oğuz Turan

İmar affı yasa önerisi veren Mustafa Destici şimdi ne düşünüyor acaba?

vatandaş

Ülkemize bu çok acı depremden dolayı çok geçmiş olsun. Ölenlere Allah tan rahmet yaralı olanlara acil şifalar dilerim. Maddi zararlarımız birlik ve beraberliğimiz halinde mutlaka aşılacaktır. Bundan 300 veya 500 yıl önce atalarımız yerleşim yerlerini kayalık dağlık veya sert zeminlere kurmuşlar. depremlerden fazla etkilenmemişler. Maalesef günümüzde binalar tarım yapılacak yumuşak zeminli düz alanlara yapılıyor. Dikkat ettiniz mi Anadolu da şehirlerin ve köylerin eski yerleşimleri sert tepelik ve kayalık zeminlerde idi. Bursa ya Konya ya Afyon a Amasya ya gidin bakın eski yerleşimleri dağlık alanlarda yeni yapılan kısımları düz ve ovalık alanlarda. Yine Köyler şehirlere Okullara iş alanlarına kolay ulaşım olsun diye dağlardan ve orman içlerinden düz tarım yapılacak ve hayvan otlatılacak alanlara indirildi. 1999 İzmit ve Adapazarı depreminde deniz kenarına yapılan binalar yıkıldı. Oysa üç km lik mesafedeki tepelerdeki evler zarar görmedi veya çok az zarar gördü. Bu yüzden depremde yıkılan şehirler inşa edilirken zemin seçimine çok dikkat edilmeli.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23