Çetin Ceviz

23 Temmuz 2019 Salı

Liseye geçiş (LGS ) sınav sonuçlarına dayalı okul tercihleri açıklandı.

Öğrenciler aldıkları puanlara göre okullara yerleştirildiler.  

Nitelikli bir lise, iyi bir geleceğin anahtarı olarak görülüyor günümüzde.

İyi bir lise iyi bir üniversiteye, o da, sahibini beyaz yakalılar arasına dahil edecek sabit gelirli bir işe zemin hazırlayabilir diye düşünülüyor. 

Zihnimde lise sıralarından mesleğe uzanan modern zincirin halkalarıyla, sınavda birinci olan öğrencilerin fotoğraflarına tekrar baktım ve onların hangi konuda yetkinlik kazandıklarını düşünmeye çalıştım. Bunu eminim siz de düşünmüşsünüzdür…

Yani, okul öğrencilerde neyi geliştiriyor?

Hiç kuşkusuz disiplin, sorumluluk duygusu ve teorik zeka olarak cevap verilebilir buna.

Bir diğer soru da şu…

Okulun gençlerde geliştirdiği melekeler, onların kendilerini gerçekleştirmelerine ne kadar faydalı olacak?  

Öyle ya, maddiyat insanın ihtiyaçlarından sadece biri.

Bir de kişisel yeteneklerin gelişip serpilmesiyle insanın elde edeceği manevi tatmin meselesi var ki çağımızın büyük noksanı bu bana kalırsa...

****

60’lı yıllarda tahta bavuluyla İstanbul’a ayak bastığında babam henüz 15 yaşındaymış. Ebeveyn himayesinden yoksun, tamamen yalnız ve yabancı bir şekilde tanımadığınız bir şehre ayak bastığınızı düşünün. Üstelik LGS’ye giren öğrencilerin yaşında olduğunuzu. Düzenli aldığınız harçlığınız, sizi okuldan kapınızın önüne bırakacak servisiniz, dağınıklığınızı toplayacak kimseniz, telefonuyla kapıların size açılmasını sağlayacak torpiliniz yok!

Durum böyleyken bulunduğunuz yerde var olmak, bir meslek öğrenerek ekonomik özgürlüğünüzü elinize almak zorundasınız!

Böyle bir durumda hayatta kalmak için yapılacak şey, daima teyakkuz halinde olarak tüm kişisel güçleri, kabiliyetleri seferber etmek olacaktır herhalde. Nitekim babamın da mensubu olduğu o kuşak, teşebbüs kabiliyeti, zekası ve cesaretiyle Türkiye’nin katalizörü olan yeni orta sınıfını meydana getirdi.  

Türk sinemasının büyük yönetmeni Lütfi Akad’ın Gelin, Düğün, Diyet üçlemesi, sinemasal yetkinliğinin yanında o dönemi anlamak için bir laboratuvar gibidir. Çünkü sözünü ettiğimiz dönemin insanını, köy-kent çatışmasını ve yeni şekillenen sosyolojisini iç içe geçirerek son derece gerçekçi çizgilerle resmeder filmler. Akad’ın üçleme boyunca sunduğu tablolar Amerika’nın kuruluş dönemini ele alan John Ford imzalı westernlerin arka planıyla da örtüşür. Her ikisi de kuruluş dönemini ele alan sinemasal anlatımlardır…

Ben ne zaman bu üçlemeden herhangi birini izlesem tüm alüvyonlarıyla Anadolu’dan İstanbul’a akan insan ırmağının ne kadar bereketli olduğunu düşünürüm.

Akad, filmlerinin öznesi olan söz konusu tipolojiyi şöyle tahlil ediyor:

“Müşahade ettiğim müşterek vasıfları şu: Hangi sınıftan, hangi kesimden gelirse gelsin Anadolu’dan gelen insanlarımız sıradan insanlar değil. Hepsi çetin ceviz… Mücadeleci ve başarılı insanlar. Gelip de başarısız olan hemen hemen yok. Bir de bir şey var: Son derece efendi, son derece iyi ve geleneksel kültürlerinin bütün iyi vasıflarını taşıyan insanlar. Yalnız, gelirken bir ormana geldiklerinin bilinci içinde geliyorlar. Ve bir ormanda yaşamanın kurallarını… Bu ormanda yaşamının kurallarına uyuyorlar. O zaman da yırtıcı ve kırıcı oluyorlar. Ama kökenlerinde son derece iyi insanlar.”

Akad’ın, bu kuşakla ilgili evinin bulunduğu Mecidiyeköy’de bizzat gözlemleyerek yaptığı tespitler içinden özellikle “çetin ceviz” ve “mücadelecilik” tanımlamalarını çok önemsiyorum.

Akad’ın tespitlerine şunları eklemek istiyorum.

Bu adamlar, aynı zamanda kendi kendine yeten, zeki, meraklı, girişimci, ciddi, sebatkâr, kanaatkar, gerçekçi, amaç duygusuyla dolu bağımsız insanlar… Türkiye’nin sanayici ailelerinin, önemli sinemacılarının, saygın yazarlarının, hatırı sayılır müzisyenlerinin ve köklü firmalarının bu kuşağın mensupları arasından çıkması sürpriz değil.

****

Bu kuşağın mensuplarının ezici çoğunluğu bugünkü anlamda yoğun, neredeyse çeyrek ömür kadar uzun ve zorunlu bir eğitim sisteminin tezgahından geçmemişlerdi. Yalnızca temel bilgilerin verildiği üç ya da beş yıllık bir okul bitirmişlerdi. Bugünküyle mukayese edildiğinde hiç şımartılmamışlardı. Çocuk yaşlardan itibaren büyük sorumluluklar almışlardı. İstediklerini, babalarının kredi kartını kullanarak değil, emek vererek elde etmeleri gerekiyordu. Tüketici değil, üreticiydiler.  Gayret etmekten, ısrar etmekten, bir yol bulmaktan, olmazları mümkün kılmak için çabalamaktan başka yolları yoktu. Bunun için zor koşullarda, sevdiklerini görmeden yıllarca durabilirlerdi. Zamanlarının büyük kısmını okul sıralarında değil, tarlada, tezgahta, atölyede, hayatın içinde geçiriyorlardı. Hatalarının sorumluluğunu aileleri değil kendileri çekiyor, ebeveynleri tarafından kısmen korunuyorlardı. Hayatta kalmak, şereflice yaşamak için birbirlerine tutunmaları, dayanışmaları gerektiğini biliyorlardı. Tıpkı babam gibi, doğup büyüdükleri köyde imkanlar azalıp herkese yetemeyecek hale geldiğinde, yeni fırsatlar peşinde yabancı ve tekinsiz şehirlere gitmekte asla tereddüt etmiyorlardı.

****

Günümüz Türkiye’sinin harcında bugünkü anlamda “eğitimsiz” sayılabilecek bu kuşağın büyük payı olduğu gerçeği bazılarını şaşırtabilir. Ama bu, gerçek…

Ve bu gerçekten geleceğimiz adına bir takım çıkarımlarda bulunmamız gerekiyor. Hepimiz çocuklarımızın önceki kuşaklarla mukayese edilemeyecek kadar kırılgan bir psikolojik ve fiziksel donanıma sahip olduklarını biliyoruz. Bunda aile yapımıza hakim olan korumacı kültür kadar, çocukları emir almaya alıştırarak bağımsız ve özgün yanlarını yok eden eğitim sisteminin de payı var. Çocuğuna üniversite çağına gelinceye kadar hiçbir sorumluluk yüklemeyen, ona bebek gibi davranan, yükünü başkalarına taşıtmayı alışkanlık edinmiş insan yetiştiren aile sayısı, hiç de az değil bugün. Gerekçe ne olursa olsun, bu aile kültürü ve teorik eğitim içerisinde eylemsel yeteneği, girişimcilik güdüsü iğdiş edilmiş, ruhsal anlamda felçli bir kuşak geliyor. En büyük meşguliyetleri sorumsuzca yaşayıp, televizyon ve sosyal medya ile vakit geçirmek olan, çabuk demoralize olan, kolayca cayan, üşengeç bir kuşak… Toplum olarak büyüyen sorunlarımızın üstesinden gelmesi gereken kuşak da bu ama… Bu kuşak bugünkü haliyle bir fırsat değil, bir sorun neredeyse... Sorunun kaynağıysa bu kuşağın içine doğduğu kültür ve o kültürün geliştirdiği sistem…

Daha fazla hayat, daha fazla eylem vadeden ve öğrencilerin özgünlüklerinin, özgüvenlerinin deforme edilmediği; aksine girişimciliklerine, yaratıcılıklarına yatırım yapılan bir modeli tartışmamız ve gerçekleştirmemiz gerekiyor artık. Hem de sadece eğitim sisteminde değil, önce kesinlikle ailede… Takipçilere, tüketicilere değil; öncülere, üreticilere ihtiyacımız var. Bu hedefi önce önce anne ve babalar sahiplenmeli, sonra yetkililer...

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • beytullah mertoğlubeytullah mertoğlu28 gün önce
    Selamünaleyküm Ali bey''Hepimiz çocuklarımızın önceki kuşaklarla mukayese edilemeyecek kadar kırılgan bir psikolojik ve fiziksel donanıma sahip olduklarını biliyoruz. Bunda aile yapımıza hakim olan korumacı kültür kadar, çocukları emir almaya alıştırarak bağımsız ve özgün yanlarını yok eden eğitim sisteminin de payı var.'' paragrafınıza istinaden aynı konuları; 30 yıllık Amerikalı eğitimci, John Taylor Gatto; EĞİTİM, BİR KİTLE İMHA SİLAHI adıyla yazdığı kitabında ele alıyor. Emir almaya alıştırmak, bağımsız ve özgün yanlarını yok etmenin yanında, bir de, formel eğitimle öğrencileri tüketiciolmaya hazırlıyor. Ve bunun 'Prusya modeli' olduğunu söylüyor. Stewe Cobs ve Bil Gates örneklerini vererek, yüksek eğitimin herşey olmadığını vurguluyor. Siz de, bir yazınızda Amerikan evlerindeki garajlarda yapılan çalışmalardan bahsetmiştiniz kendisi de bunuanlatıyor. Allah'a emanet olun
  • Asıl hedef, seviyeli/vasıflı insân yetiştirmektir..!Asıl hedef, seviyeli/vasıflı insân yetiştirmektir..!28 gün önce
    Diploma değil, onun sâhibi iş yapar..! Asıl hedef, insân yetiştirmektir.
  • Doğrusu...Doğrusu...28 gün önce
    Yalnızca "ilkokul" mecbûrî olmalıdır. Sonra isteyen yeteneğine göre orta eğitime veya yüksek tahsile devâm edebilir..!
  • SefoSefo28 gün önce
    17 milyon öğrencimiz var. Rakam ordumuzun 17 katı. Kendi başına bir ordu. Öğrencileri yanyana dizip kulaktan kulağa oynasan sonuçta çıkacak sözün ne olduğunu beklemek bile büyük zaman alır. Şahsen sistemin sizin dediğiniz bir formata sokulacağına inanmıyorum. Ya modern eğitimden vazgeçilecek, isteyen okuyacak, geri kalan tarlaya dönecek ya da o nadir idealist öğretmenlerimiz sayesinde çıkan Aziz Sancarla avunacağız
  • AnaAna28 gün önce
    Ali Bey gene hayatın içinden ve yaşadıklarımızdan bir şeyler yazmışsınız çok güzel olmuş gerçekten doğruları söylüyorsunuz onlar yüksek tahsil yapmadılar ama her şeyi öğrenmek için çaba gösterdiler bizim evimizde bir şey bozulduğu zaman babamız tamir ederdi ama Şimdiki gençlik okuduğum mesleğin bile tam bilmiyor Acaba Suç bizde mi her şeyi önlerine verdik kafalarının niye yoracak larını bilemediler eğitimde sadece yazılanı öğrenmek tatbiki yok Olmayınca da geriye Döndüğünde bir sene geçmeden her şey unutuluyor Çünkü her şey Ezber sonuç her şeyi görüyoruz bir de kısa yoldan her şeye erişmek var bir an önce aileler ve milli eğitim buna çare bulmalı Allah tüm çocuklarımızın yar ve yardımcısı olsun
  • ARAŞTIRMACIARAŞTIRMACI28 gün önce
    Adrese dayalı eğitim tam anlamıyla Özel Eğitim Kurumlarına zorla iteklemedir. Harf inkılabı kadar tahripkar. Herkes kendini kendi kendine yeten, zeki, meraklı, girişimci, ciddi, sebatkâr, kanaatkar, gerçekçi, amaç duygusuyla dolu bağımsız insanlar olduğunu zannettiği için eğitimi ve kabiliyeti vasat olan bir kişi de kendini başarısı yüksek bir okula layık görüyor ve allem edip kallem edip seçkin okula giriyor. Neticede yapısı uygun olmadığı için ve eğitimi kaldıramadığı için fesat çıkarıp haylazlık ederek eğitimi sabote ediyor.Kurunun yanında yaş da yanıyor. Mecburi olarak ver elini özel okul.
  • MaraşlıMaraşlı28 gün önce
    Kısaca demirin iyi bir alet olması için önce iyice bir ateşte yakılıp sonra örs üzerinde çekiçle dövülmesi gerek , buda anadolu insanın genlerinde var. Çile ızdırap çekmeden maalesef bir yerlere gelinmiyor ama artık anadolu insanınında genleri bu prgramdan çıktı. Artık hafif bir rüzgarda düşen yapraklar gibi kırılgan çocuk yetiştiriyoruz. İstiyoruzki biz ezildik ama onlar ezilmesin ama işin hakikatı buymuş zahmet çekmeden rahmet gelmiyor ilahi kanun böyleymiş. Kaleminize sağlık
  • hasan...hasan...28 gün önce
    Sayın Cumhurbaşkanı'm, 2015 seçim beyânnâmenizde de va'dedilmiş olduğu üzere, YURT DIŞINDAN BORÇLANARAK EMEKLİ olanlara hiç değilse "MİNİJOB" yani "yarı zamanlı" ÇALIŞMA HAKKInın bir ân önce verilmesini çok ricâ ediyoruz. Teşekkürler, vesselâm..!
  • hasan...hasan...28 gün önce
    Tesbîtlererinize temâmen katılıyorum. Sâdece ilk mekteb mecbûrî kalmalıdır. İsteyen meslek liselerine veya yüksek tahsil (üniversitesi)tercîhine göre bir orta veya lise mektebine devâm edebilir. Ve illâki de mümkün mertebe yaşayarak (tatbîqen) tâlîm ve terbiye edilmelidir.Vesselâm...
  • Mustafa Mustafa 28 gün önce
    MİLLİ EİTİM BAKANI OKULLAR HAYVAN BAKABİLİR DEMİŞ. SAYIN BAKAN UAZAK DOĞU SENİN CAN DOSTUM DEDİĞİN HAYVANI YİYOR KARNINI DOYURUYOR DOSTUNU YİYENLERE SAVAŞ AÇ, SEFERBERLİK İLANET. BAhcasi olan kedi köek baksın insanların ortak kullandığı yeşıl alanları rahat bırakın. SOKAKLARDA KÖREKB. K UNDAN GECİLİYOR.
  • Mustafa Mustafa 28 gün önce
    Evinde işyerinde hayvan besleyen den vergi alınsın sokaklarda köpek b. k u görmek istemiyorum. Almanya dan daha mı medenisiniz Almanya vergi alıyor. Sokaklar parklar pislikten kokudan gecilmiyor.
  • Mustafa Mustafa 28 gün önce
    9 - Ey Muhammed! De ki: "Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım

Günün Özeti