--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tivitır kararından sonra Anayasa Mahkemesi’ne gitmem!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Niğde Üniversitesi öğrencileri, 2013 Aralık’ında, kayak etkinliği de içeren bir gezi yapalım demişler.. Paralar toplanmış. Minibüsler tutulmuş. 

Yola çıkılmış.

Öğrencileri taşıyan; muayenesi bile 2 senedir yapılmayan minibüslerden birisi, yokuş aşağı freni patlayınca..

Ardından da ikinci minibüs de, birincinin etrafa saçtığı öğrencilere ve yardım etmek isteyen sivil şahıslara çarpınca.. Altısı Niğde Üniversitesi öğrencisi, 11 insanımızı kaybetmişiz.. 

Öğrencilerin etkinliği gibi görünse de..

Üniversite içindeki panolara asılan duyuruların varlığından hareketle, akit’te, rektörlüğü de eleştiren bir küçük haber yayınlanmış..

Hatırlayın, Güney Kore’de batan feribotun  faciasında ne oldu?

Kazadan kurtulan okulun müdür yardımcısı, intihar etti. 

Tabii ki G. Kore’deki 300’e yakın ölüm, çok daha büyük bir sorumluluk gerektiriyor..

Ama küçüklerinden ibret almazsak, büyüklerinden nasıl kaçınacağız?

Bizim kimseye “intihar edin” diyecek halimiz yok. Diyemeyiz de..

Ama dolaylı da olsa, sorumluluk makamındakilerin, birazcık olsa dertlenmelerini istemeye de mi hakkımız yok!.  

“Acaba ne yapabilirdik. Bu kaza ile ilgili ne tedbirler alabilirdik. Öğrencilerimizi nasıl yönlendirebilir, yapacakları gezilerde, tecrübelerimizden onları nasıl yararlandırabilirdik” diye düşüneceklerine..

Rektör Bey emir buyurmuş: “Yollayın tekzibi!”

Avukatları da yollamış.

Olay vahim. Ama bizim derdimiz, rektör beyi, üniversiteyi üzmek değil.. Yeni faciaların yaşanmaması için, tedbir alınmasını sağlamak..

Resmi prosedüre gerek duymadan, mahkeme kararı falan da beklemeden açıklamayı hemen yayınlamışız.

Ama o ne?

Yetinmemiş rektör bey..

“Açıklamamızın, birinci sayfadan yayınlanması için tez karar çıkartıla” demiş. Avukatlar da mahkemeye koşmuşlar.. “Açıklamamız 14. sayfada yayınlandı. Oysa 1. sayfada yayınlanmalı idi.”

Hani derler ya, “Merhametten maraza hasıl olur” diye.

Aynen öyle. 

Açıklamalarını yayınladık.. İyilik ettik..

Yetinmediler, sanki hiçbir kusurları yokmuş gibi, “Bakın açıklamamızı yayınlayarak hatalarını kabul ettiler. Öyle ise, açıklamayı da 1. sayfadan yayınlasınlar” diyerek, mahkemeden karar aldırdılar..

“11 insan ölmüş. Onlar da üzüntülüdür. Kusurları büyük.. Üniversite içinde öğrenci kulübü gezi düzenliyor. Üniversitenin haberi nasıl olmaz.. Kendilerine yönelik bir sorumluluk gelmesin diye, resmi işlemleri sıkıca takip ediyor olmalılar. Karara itiraz falan etmeyelim. Tartışmayı büyütmeyelim.. İnşallah herkes dersini almıştır” deyip, itiraz bile etmedik.

Ama o ne?

Ardından Niğde 3. Sulh Ceza’dan bir karar daha.. Ben diyeyim 2 yıllık, siz deyin 3 yıllık bir hakime hanım.. “Açıklamanın iki farklı gazetede yayınlanmasına, Ali Karahasanoğlu’nun da 10.000 TL ceza ödemesine” demiş.. 

Ortada iddianame yok. (İddianame düzenlenmeden kimseye ceza verilemez.)

Savunma isteyen bir çağrı yazısı yok. (Sanığa suçlama bildirilmeden, kimseye ceza verilemez.)

Duruşma yok.. (Duruşma yapmadan, dosya üzerinden kimseye ceza verilemez.)

Yetki yok.. (Niğde Hakimi değil, gazetenin adresi olan Bakırköy Hakimi yetkili.)

Görev yok... (Sulh Ceza değil, Basın Kanunu gereği 2. Asliye Ceza Hakimi görevli.)

Yani “yoklar ülkesi”nde, yüzlerce “yok” barındıran bir karar..

30 yıllık avukatlık hayatım var. 20 yıllık da basın hukuku tecrübem.... Darbecilerin astığının astık, kestiğinin kestik olduğu dönemde bile böylesini hiç görmedim..

Kendi kendisine, oturmuş kararı basmış, hakime hanım.

“Yanılmayan bir Allah” dedik. 

Asliye Ceza Hakimi’ne itiraz ettik.

Biraz daha kıdemli olan Onur hakimimiz de, “karar doğrudur” demiş.

Gerekçe mi?

Öyle alışkanlıkları yoktur, bizim hakimlerimizin.. Üç sayfa dilekçe verirsiniz. O üç satırla cevap verir...

Ne olacak şimdi? 

Para cezası ama.. Ödemeyince, hapse dönüşür. Üç ay yatarız içeride..

Tek yol kalıyor: Anayasa Mahkemesi..

Ona gitmek de, benim işime gelmez..Tivitır kararından dolayı dün eleştireyim, bugün ondan adalet bekleyeyim.

Benim çizgime ters..

Rahmetli babamdan, belki yüzlerce defa dinlemişimdir, “Geçme muhannet köprüsünden, koy götürsün su seni/Yatma tilki gölgesinde, koy yesin aslan seni!”

Tilki gölgesinde rahatlık aramayalım.. 

Böyle bir dönemde, Anayasa Mahkemesi’nden medet ummayalım..

Ama hakkımızı da arayalım.. 

Onun içindir ki, Adalet Bakanlığı’na başvurduk. “Yazılı bozma” istedik..

Anayasa Mahkemesi daha kesindi ama..

Adalet Bakanlığı’nı tercih ettik.

Umarım, yanılmış olmayız!

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle