Papa’ya hoşgörü, Akit’e dava yağmuru!
28 Şubat’ta. Hatta dershaneler tartışması başlayana kadar.. Bizim durduğumuz noktada, Fethullah Gülen’e hep şu itiraz yapılırdı: “İnsanlara gösterdiğiniz hoşgörü, biraz abartılı..”
Öyle ya..
Papa’ya hoşgörü..
Papaza hoşgörü..
Laikçi adamlara hoşgörü..
Darbecilere hoşgörü..
Gerçekten İslamda hoşgörü var da..
“Bu kadar değil” diyorduk..
“Birazcık da, İslamın tavizsiz dik duruşundan örnekler sergilemeniz gerekir” diye eleştiriler yapardık..
Bugün geldiğimiz noktada..
O da ne?
Gülen’in gazetemiz ve yazarları için yaptığı suç duyurularına bakıyorum..
Açtığı manevi tazminat davalarına bakıyorum..
12 Eylül 1993’den bu yana içinde olduğum gazetecilik/basın davalarında, böylesini hiç görmedim..
Aydın Doğan’la mücadele ettik.. 28 Şubat’ta ayrı.. AK Parti iktidarı döneminde yaşanan tartışmalarda ayrı..
Çevik Bir ve diğer darbeci generaller için eleştirilerimiz olmuştu..
Kemal Alemdaroğlu’nun başörtü yasağında seri davalar açılmıştı.. Kemal Kılıçdaroğlu, aklı estikçe dava açıyordu..
Ama hiçbirisinde, böylesine bir baskı girişimi ile yüz yüze gelmemiştik..
Şimdi bize bunları yaşatan, sağa sola “hoşgörü ödülü” dağıtan birisi olunca..
Orda durup düşünüyorum..
Biz bu kadar yıl içinde, savcının kapısına gidip de, bir Allah’ın kulu için “Bize şunu dedi. Ceza verin” demedik..
Bir Allah’ın kulu için, “Bize bunu söyledi.. Şu kadar lira tazminata hükmedin” demedik..
O halde, Gazeteciler Yazarlar Vakfı, şimdiye kadar dağıttığı tüm hoşgörü ödüllerini ve bundan sonra dağıtacaklarını bize verse, yine hakkımızı ödeyemez.
Yok, biz ödül falan istediğimizden değil..
Bir gerçeği, tespit ve tescil için bunları söylüyorum..
Davalardan korktuğumuz, “Şimdi hapı yuttuk” psikozuna girdiğimiz için değil..
312 general birden dava açtığında biz, “Hasbunallâhu ve ni’mel vekîl. Ni’mel mevla ve ni’men nasır” dedik..
Şimdi de diyeceğimiz odur..
Ama bizi davalarla susturmak isteyenlere de bir hatırlatma yapalım..
Taa 1990’lardan beri, sizleri hemen her yazısında tahkir eden Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya’nın adını, nerde ise anmadığınız gün geçmemiştir..
Ya o gün ettiği hakaret. Ya duruşması.. Ya temyizi sebebi ile..
Bakın onun dünkü yazısına.. Yine sizden bahsediyor..
Ama tahkir ettiği artık siz değilsiniz..
Bu gerçek, size bir uyanış vesilesi olmalı..
“Biz nerelerde hata yaptık” deyip, silkinmelisiniz..
Gezi eylemlerinde, ortalığı savaş alanına çevirenler için bile, “Onlara ‘Çapulcu’ demeyin.. Belki içlerinden ne Halid bin Velid’ler çıkar” derken..
Daha iki ay önce, bir sohbetinizde, başkasına ima ile atfettiğiniz, “Onu da feshettim.. Bunu da feshettim. Seni de feshettim” diyerek her şeyi tekmeleyen kişi gibi, her eleştiriye dava açarsanız..
Sanırım, Batılı dostlar karşısında da zor duruma düşersiniz..
Öyle ya..
Şimdilerde sık sık “Basın hürriyeti” diyorsunuz ya..
Gezi eylemlerine verilen desteklerin bile, “özgürlük kapsamında olduğu”nu iddia ediyorsunuz ya..
Birileri size sorar, “Siz bu kadar hürriyetçisiniz de, 2 aylık sürede, bir gazeteye 60 şikayet birden niye yapıyorsunuz?”
Bunun anlamı, “Bizi eleştirmeyin.. Eleştirirseniz, sustururuz” demekten başka ne olabilir?
Ve en önemlisi de şu..
Bize, “Yolsuzluklara sahip çıkıyorsunuz” diye itiraz eden arkadaşlar..
“Haramilik” suçlaması yapanlar.. En azından “haramilere sessiz kaldığımızı” iddia edenler..
Şunu izah etmeliler..
Fethullah Gülen, “Benim hiçbir malım yok” diyor, bununla övünüyor.
Bir emekli maaşı olduğun söylüyor..
Onun da 1.200 TL civarında olduğunu, yakın çevresi söylüyor..
O zaman soruyorum..
60 şikayet ne ile yapıldı?
Derseniz ki, “Avukata para vermedi.”
İnanırım.. Orhan Bey, gerçekten, bilaücret bunu yapar..
Peki harçlar?
Maaşın tamamını verseniz, karşılayamazsınız..
Yoksa..
Yoksa himmet olarak toplanan paralardan mı ödeniyor, Akit’i susturma operasyonun masrafları...
“Şeffaflık” diyorsunuz ya..
Gazeteciler Yazarlar Vakfı buyursun açıklasın..
“Himmet”ler, Gülen’in basını susturma operasyonuna mı gidiyor?
Bunu, haramiliğin neresinde görüyorsunuz?







