O editörü atmak yetmez, savcıya da vermeliydi
Dün bir kaset daha çıktı..
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Habertürk’ten Fatih Saraç.. Ve Fatih Saraç ile Yalçın Akdoğan arasında geçen konuşmalar..
Olay şu..
Habertürk gazetesinde, normal baskısında yer almayan bir haber. Hatta şehir baskısı dediğimiz baskılarda da ilk aşamada olmayan bir haber..
Gece ikide, maharetli bir el tarafından, sayfaya yerleştiriliyor..
Bir anne babanın isyanı takdimi ile, “Bu mu sağlıkta çağ atladığı iddiasında olan Türkiye?”
Türkiye’nin sağlıkta çağ atlayıp atlamadığını, geceyarısı herkesten kaçırarak gazeteye kendi siyasi görüşünü haber diye koyan bir editöre sormayacağız herhalde..
Ben o genç editöre hatırlatayım..
AK Parti’nin ilk iktidar yılları idi..
O editörümüzün ağababaları diyorlardı ki.. “SSK hastaneleri ile, devlet hastanelerini birleştiriyoruz ayağına.. Kamu binalarını, yandaşlara peşkeş çekecekler. Aslında hastanelerin yarısını kapatıyorlar.. Birleşme diye yalan söylüyorlar.. Kapattıkları hastaneler yerine, insanlar mecburen özel hastaneye gidecek.. Bunun ortamını hazırlıyorlar.. Hem özel hastanelere rant kapısı açıyorlar.. Hem de kapanan hastanelerin binalarını yakınlarına peşkeş çekecekler.. ”
Sonra ne oldu?
Bakınız çevrenize..
SSK ve devlet hastaneleri birleştirildiği için, tahliye edilen, peşkeş çekilen bir tane hastane binası var mı?
Zamane gençliğin aklı da almaz..
“Neydi ki o, devlet ve SSK hastanesi” derler..
Anlatayım..
SSK’lı isen.. Devlet hastanesine gidemezsin..
Memur isen, SSK hastanesine gidemezsin..
“Yok canım” diyecekler..
Bana inanmıyorsanız.. Hafızası güçlü.. Biraz da doğruyu söyleme ahlakı olan ana-babanıza sorun..
Gerçeğin ne olduğunu..
Dahası var.
SSK’lardaki eczaneler kapatılırken, “Büyük ecza şirketlerine pazar payı oluşturmak için kapatılıyor.. Vatandaş ilacını, mahallesindeki eczaneden nasıl alacak? Bunlar hayal görüyorlar.. Daha doğrusu yalan söylüyorlar.. Eczaneden ilacımızı parasız nasıl alacağız?.. Bir defasında bedava alırsa, ikincide mutlaka ‘internet yok, elektrik kesik’ gibi gerekçelerle, ilacı paralı alacağız. Amaç da bu zaten.. Oysa SSK’nın binasındaki eczaneden, kuyrukla da olsa, saatlerce bekleyerek de olsa, ilacımızı parasız alıyorduk” dediler..
Ne oldu?
İddia edilenlerin binde birini yaşadık mı?
Ahhh. Ahh.
Bu ülke nerde idi.. Nereye geldi..
Buna rağmen, Habertürk gazetesindeki gerçeklerden kopuk editör, o haince başlığı atmış..
Haberin odağındaki ailenin çaresizliğine hiçbir itirazım yok.
Doğru söylüyorlardır. Kendilerini çaresiz hissediyorlardır..
Duam odur ki, “Yaşadıkları, çaresizlik, günahlarına kefaret olsun..”
Ama..
Ailenin bireysel sorununa ne kadar hoşgörü gösteriyorsam..
O haberi; sağlık alanındaki devrimi görmezden gelerek, tüm sağlık sektörüne hakim olan bir sakatlık gibi halka sunan editöre de o kadar kızıyorum..
Dün, Başbakan ile Habertürk yetkililerinin bu haber üzerine yaptıkları konuşmayı, sanki bir sansür varmış, sanki bir haksızlık yapılmak isteniyormuş gibi sunanlara.. Özellikle de, o yalan haberi sayfaya koyan editörün işten atılmasını, “Başbakan istedi, 3 gazeteciyi kovdular..” diye takdim edenlere kızıyorum..
Öyle ya..
Sen yalan bir haber yapacaksın.. Bir ailenin kişisel sorununu.. Daha çok da, tıbbın acziyetini.. Hükümetin sağlık alanında bir şey yapmadığı şeklinde yorumlamaya kalkacaksın..
O haberi gören Başbakan, gazetenin yetkilisini arayıp, “Siz ne yapıyorsunuz ya? Biz gece gündüz çalışıyoruz. Devrim yapıyoruz. Siz ‘Hani nerede’ diyorsunuz?” diye soramayacak..
Öyle mi beyler?..
Hani tartışmalı bir konu olur..
Öyle de böyle de yorumlanacak bir konudur..
Mesela..
3 sene öncesi için..
Başörtü yasağının kamu kurumlarında kaldırılmadığı günler için.. Ben “AK Parti niye başörtü yasağını kaldırmıyor” diye yazarım..
Başbakan şu veya bu gerekçe ile, kendince bir mazeret bularak, “Ya siz ne yapıyorsunuz” der..
Tabii ki böyle bir şey olursa, “Canım ne karışıyorsunuz, benin yorumuma” derim..
Ama iki kere ikinin dört ettiği kadar açık olan, sağlık dünyamızdaki devrimlere rağmen..
“Bu mu çağ atlayan Türkiye” denirse..
Bu da, gazete yetkililerinden gizlenerek, gece 2’de gazeteye konulursa..
Kimse kusura bakmasın..
O editörü gazeteden kovmak değil..
Yalan haber yaptığı için, savcıya da teslim etmek gerekir..
Belki hukuk devleti olsaydık..
Başbakan’ın kimseyi aramasına de gerek kalmazdı..
Savcı, o editöre davayı açardı..
Bugün “Gazeteciyi kovdurdu” diye şaklabanlık yapanlar da, seslerini çıkaramazlardı!







