--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kaç Ekrem kaç.. Kaç Bülent kaç..

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Paralelci polislerin ifadesini alan hakimin odasında, tanımadıkları bir kişiyi görmüşler. Sanki adliyenin amiri onlarmış gibi, “Kim bu adam” derlerken, sözümona hakim demiş ki, “Kaç İsmail kaç.”

Ardından cemaat medyasında dezenformasyon..

“Kaç denilen İsmail, MİT mensubu idi.. Hakim, MİT ile işbirliği içinde tutuklama kararları veriyor.”

Hemen aynı akşam başsavcı açıkladı: “İsmail, Terörle Mücedele’de görevli polis memuru..”

Paralelciler şişti..

Şimdi o iftirayı atanlara, bizim söylememiz gerekiyor: “Kaç Ekrem kaç.. Kaç Bülent kaç.. Attığınız iftiraların hesabının sorulma vakti yaklaşıyor..”

•

Darbeciler ne diyordu?

Mesela Çetin Doğan?..

“Ben 1. Ordu Komutanı’yım. Ben ne yapabilirim ki, Genelkurmay Başkanı ne derse onu yapmaya mecburuz. Ben nasıl darbe yapabilirdim ki?”

Şimdi Paralel polisler ne diyor?

“Hakim ve savcı ne derse, biz onu yaparız. Hakimin ‘dinle’ dediği adamı, ben dinlemeyecek miydim?”

Ne güzel taktik, değil mi?

Ama yarın, paralelin savcıları da gözaltına alındığında.

Onlara sorulduğunda “Niye dinleme kararı talep ettiniz?”

Verilecek cevabı tahmin etmek zor değil: 

“Ben talep ettiysem, hakim de kabul etti. Hakim ‘dinle’ derken, ben hayır mı diyecektim.”

Doğru ya.

Bakın bunu biz, hiç düşünememiştik!. Siz ne kadar akıllısınız ya...

Doğru ya, paralelci polislerin hiçbir günahı yok.. Ne suç varsa, hakim ve savcılardadır..

•

Tabii bu, polislerin kendilerini kurtarma taktiği..

“Ben kendimi kurtarayım, hakim-savcıların HSYK’sı var” diye düşünüyorlar.. “Hakimlere soruşturma için, HSYK kararı gerekir” tezgahını, akıllarınca kuruyorlar..

Ama göreceksiniz..

Paralelin hakim ve savcıları da, HSYK’ya rağmen derdest edilince, onların da savunması paralelci polislerden farklı olmayacak: “Bize emniyetten rapor gelmiş. Savcı talepte bulunmuş. Çok gizli/çok tehlikeli bir örgüt diyorlar. Ne yani, dinleme kararı vermeyecek miydik? Polis birisine tezgah kurmuş ise.. Savcı ile işbirliği yapmışlar ise.. Biz nereden bilelim..”

•

Sanıyorlar ki... Böyle top çevire çevire.. Sonunda, “4 günlük gözaltı süresi doldu. Hepimiz özgürüz” dedikleri gibi..

Polis, savcıya.. Savcı hakime topu atacak.. Sonunda da hepsi bu işten sıyrılacak..

Unutun bu tezgahı paralelci müfteriler..

3 aylık soruşturmadan bahsetmiyoruz. 

6 aylık, bir senelik soruşturmadan bahsetmiyoruz.

4 sene süren bir soruşturma söz konusu..

4 senelik soruşturmada.. Kimse kimseye sormamışsa, “Nedir kardeşim bu. Pehlivan tefrikası mı?” diye.. Polis de suçludur.. Savcı da suçludur.. Hakim de..

Hepsi, verecek hesabı!

•

Ali Fuat Yılmazer, çoktan çakmış manzarayı..

“Bazı hatalar yapmış olabiliriz” diyor..

“Altımdakiler hazırlayıp getiriyorlardı, ben sadece imza atıyordum” diyor.

Oysa 30 Mart seçimlerinden hemen önce, Bugün TV’ye defalarca çıkıp, “Hasbel kader bu işlerde bizim de bir katkımız olmuşsa ki..” diye başlayıp, havalar atıyordu..

Bütün soruşturmaların dosyasını hazırlamakla, hatta tutuklama kararlarını çıkartmakla övünüyordu..

Şimdi “Alttakiler hazırlıyor, ben imzalıyordum, yanlışlar olabilir, bu işin doğasında var” moduna geçti..

Bir anlık hatadan bahsetmiyoruz ki..

Karar aldırıyorsunuz.. 3 ay dinliyorsunuz..

Diyelim onda hata ettiniz. Sonraki 3 ay? 

Sonraki üç ay. Sonraki üç ay..

İnsaf et be Ali Fuat..

Buna “Hata işin doğasında var” denilmez..

“Tezgah kurma, paralelin doğasında var” denir..

•

Nedir şu “Dört gün doldu, bizi bırakmanız lazım” numarası.

Üç kuruşluk değeri olmayan, bir şov.

Dört gün dolunca, yapılması gereken ne?

Hakime sevketmek...

Siz zaten hakime sevkedilmişsiniz. Hakimde ifade veriyorsunuz.. Karakolda değilsiniz ki, “Dört gün doldu, hâlâ hakime sevkedilmedik” diyebilesiniz..

Bu bir yana.. Varsayalım, dört gün dolduğu için serbest kalmaları gerekiyor. 

Bu talebi de savcı kabul etti, gözaltındakiler bırakıldı..

Ne olur sonra?

Suç işlenmemiş mi olur? Bir daha o sanıklar hakkında dava açılamaz mı?

Yooo.. Hemen yarım saat sonra, bir ihzar çıkartılır.. Nerede iseler, alınıp getirilir, emniyete götürülmeden hakimin önüne çıkartılırlar..

Orda da yine, tutuklanma gerekiyorsa tutuklanırlar. Serbest kalmaları gerekiyorsa, serbest kalırlar.

O halde, bu şova ne gerek var?

Adliye içinde, “Bizi artık burda tutamazsınız” gösterilerine ne gerek var?

•

Mübarek bayram günü..

Böylesi bir yazı yazmak, hiç de hoşuma gitmiyor..

Ama ne yaparsınız..

Başörtü yasağı sırasında, meydanlardan kaçan bu din kardeşlerimiz.. İlahiyata bile varan örtü yasağında “taşkınlık yapılmaması” tavsiyeleri alan/veren bu arkadaşlar..

Şimdi üç tane polis gözaltına alındı diye..

Çağlayan Adliyesi’nin önünü miting alanına çevirmişler!

Bu tablo karşısında..

Başörtü yasağı uygulandığında, Allah’ın emrettiği bir farz için gösteri yapmayanlar.

Üç günlük gözaltı için sokaklara doluşurlarsa, kusura bakmayın bayram günü sorma hakkımız yok mu: “Kime tapıyorsunuz siz? Allah’a mı, nefsinize mi? Allah’ın emrinin, sizin nazarınızda, dört günlük gözaltı kadar değeri yok muydu ki, o gün dökülmediğiniz sokaklara şimdi dökülüyorsunuz!”

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle