Hoşgörü abidesi ve şikâyet hakkı!
Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak, dün bir açıklama yapmış..
Gazetemize yönelik olarak da, şu isnadı yapmış: “Hakaretin, yalanın ve iftiranın sorgusuzca kullanıldığı yayınlar hakkında söz söylemeyenler, en temel insan hakkı olan şikâyet ve dava açma hakkının kullanılmasını hoşgörüsüzlük ve linç olarak sunabilmektedirler.”
Konu malûm..
Akit Gazetesi hakkında, Fethullah Gülen’in yaptığı şikâyetler.. Açtığı davalar..
Bizim itirazımız, “Papa’ya hoşgörü gösterme” konusunda, bizden daha geniş bir esneklik içinde olan Gülen’in..
Darbecilere.. Masonlara.. İsrail’e.. vesaire vesaire..
Anlarsınız ya..
Mü’min olmayan herkese karşı..
Ayetteki “şedit” ifadesinin tam aksine..
“Biz, müminler için ayette önerilen, ‘birbirine karşı şefkatli olma’ vasfını, tüm insanlara göstermek istiyoruz” diyerek yola çıkanların, bizim kendilerine gösterdiğimiz hoşgörüyü, bize göstermemelerindeki çelişkiye dikkat çekmekti..
Siz söyleyin.
Zaman’da, Samanyolu’nda onlarca Akit aleyhine haber..
İftira demeyelim..
Ama tahkir eden nitelemeler..
Somut örnek vereyim..
Benim bilmemne müstear ismi ile, twitter hesabı açıp, Gülen gurubu aleyhine hakaretlerde bulunduğumu iddia edenler için..
Savcılığa gitmeye ihtiyaç bile hissetmedim..
Hoşgörülü olduk..
Ama bakıyoruz..
Fethullah Gülen, Papa’ya gösterdiği hoşgörüyü..
Son zamanlarda laikçilere, masonlara, İsrailcilere gösterdiği hoşgörüyü, bize göstermiyor..
Küçücük bir eleştiride, hemen savcılığa hakaret dilekçesini veriyor..
Hemen tazminat davasını açıyor..
Bizim dikkat çektiğimiz çelişki bu..
Bize Zekeriya Beyaz dava açmış..
Haberini yaptık mı?
Ceza şikâyetlerinde bulunmuş!
“Başka ne yapacaktı ki?” diye düşünüp, kaale bile almadık.
Ama, kendilerini “hoşgörü abidesi” olarak tanıtanların, ne denli “tahammülsüz” olduklarını, bırakın da hatırlatalım..
İngiltere’de Türkçe öğretilen okul açmakla övünüp, Türkiye’deki Türklere ingilizce gazete çıkartmayı hangi akla hizmetle yaptıklarını bilemediğim İngilizce hayranlarının, Başbakan Tayyip Erdoğan’a, “diktatör” nitelemesi yaparken..
Kendilerinin; bir yazarın 30 gün boyunca yazdığı tüm yazıları şikâyete konu edip de, nasıl “hoşgörü”lü olabildiklerini anlayamadığımızı..
Bırakın da halka duyuralım..
Dava dilekçesinde bile, “Müvekkilimiz hoşgörü ve diyalog konusundaki çağrıları ile tanınmaktadır” ifadelerinin ardından..
Çok kibar eleştirilere bile, dava açılmasının...
Takdirini, kamuoyuna bırakalım..
•
Şunu da belirteyim..
Gülen’in avukatlarından Nurullah Albayrak’ı tanımasam da..
Orhan Erdemli’yi tanırım..
Orhan Bey, Fethullah Gülen adına, beni de şikâyet etmiş savcılığa.
Savcıya gideceğim, “Orhan Erdemli ne ceza istemiş ise, bana o cezayı verin” diyeceğim.
Kendisine o kadar güvenirim.
Gelsin; desin ki, “Ali Karahasanoğlu suç işlemiştir.. Bu suçtan dolayı 6 ay, bir yıl, 5 yıl.. Ne ise, o kadar.. Cezaevinde yatması gerekir. Bunu hakketti..”
Ne kadar istiyorsa, o kadar..
Hapiste yatmayı kabul edeceğim..
Kendisine güvenim bu denli güçlü..
Her ne kadar, fitneci Taraf’ın, “Avukatları fişlemişler” diye yaptığı haberdeki bir avukatın..
Özel durumunu kendisine aktarıp..
“Bakın.. Şu şu olaylar gösteriyor ki.. O avukat fişlenmemiş.. Kendisini tanıyorsunuz.. Fitnecilere meydan vermeyin” demiş olsam..
Ve karşılığında bir destek alamasam da..
Biz, “inandığımız insanlar” için, “alnı secdeli insanlar” için, güvenimizi böyle gösteririz..
Varsın onlar, bizi savcılara şikâyet etsinler..
Varsın tazminat davaları açsınlar..
Varsın Mişel’e gösterilen hoşgörüyü, bize layık bulmasınlar..
Ne diyordu Gülen: “Gayr-ı meşru muhabbetin sonu, merhametsiz bir azaptır.”
Kendim için anlamayın bu sitemleri..
En başta, bu ülkenin yönetimindeki, alnı secdeli insanlara yapılanlar için getiriyorum bu eleştiriyi..
Onlar, Gülen’e ve cemaate muhabbet beslemişlerdi..
Şimdi Gülen ve cemaati eliyle tattıkları; “merhametsiz bir azap”tan başka nedir ki?







