Arkadaşlar sakin olun artık!
Başlığı ben atmadım.
Ekrem Dumanlı’nın 31 Aralık 2012 tarihli Zaman gazetesindeki yazısından alıntıladım..
Bu başlık altında, bakın ne diyor Dumanlı:
“Cemaat ile AK Parti arasında kavga var mı? Uzun zamandan beri tartışılıyor bu konu. Bilen de konuşuyor bilmeyen de. Hatta öyle konuşanlar çıkıyor ki meydana, ne AK Parti’nin durduğu siyasî zemine vâkıf; ne cemaatin yükseldiği sosyal gerçekliğe.”
Ekrem Bey hemen bundan sonrasında da, Tayyip Erdoğan’dan ve Fethullah Gülen’den hemen o hafta içinde yapılan iki açıklamayı aktarıp, “sorun yok” mesajı veriyor da..
Ardından taa bir yıl öncesinden “kavga”nın varlığına şahitliğini şöyle ifade ediyor: “Her iki tarafta da var olan ve tavırlarıyla ‘kavga’yı kışkırtan kişilerin bir kısmı art niyetli değil kuşkusuz. Kimisi heyecanına mağlup, kimisi mevzuların künhüne vâkıf değil. Bazen kıskançlık ve hırs, bazen de hizipçilik ve hazımsızlık devreye giriyor. Dolayısıyla dıştan yapılan hücumlara karşı dirençli olmasına rağmen içe sızmış virüslere karşı bağışıklık sistemi zayıf bünyelerimiz kimi zaman sarsılıyor.”
Virüs?
Biz “Derin” demiştik..
Ekrem Bey, “virüs”ü tercih ediyor..
Daha da ilginci..
Ekrem Bey’in şu anlattıklarında:
“Bugünlerde ‘arkadaş’ gibi pozisyon alanların bir kısmı aslında hiçbir zaman ne arkadaş oldu ne de dost. İlk sürçmede (Allah korusun) maskeli balo bitecek ve acı gerçek o zaman daha net anlaşılacak.”
O tarihte iyi niyetle (“Allah korusun”dan çıkardığım netice bu), kendisini hariç tutarak yazan Ekrem Bey..
“Maskeli balo”nun finalini, gazetesindeki ard niyetli haberlerle bugün hazırlama noktasına gelmiş gibi..
Bir yıl önceki yazısında aktardığı somut örnekleri de ilginç, Ekrem Bey’in:
“Daha birkaç yıl öncesinde kimin nerede hangi pozisyonu aldığına bakınız; o zaman ne demek istediğimi daha net anlarsınız. Mesela birisi bana son seçimden birkaç gün önce şöyle dedi: Aman yüzde 40’ı geçmesin, geçerse bu adam başımıza diktatör olur.”
Çok ilginç..
Bu yazıdan bir sene sonra Ekrem Bey, bu arkadaşın çizgisine mi geldi acaba?
Veya, niçin bu “arkadaş”ın ismini vermiyor, Ekrem Bey?
Kimbilir belki de, bu arkadaş gerçekte hiç olmamıştır..
Onun için açıklanamıyordur, ismi..
O fikir, Ekrem Bey’in bizzat kendi fikridir belki de!..
Ama, açıkça söylenememiştir, o gün..
27 Mayıs 2013 Gezi isyanı sonrasında..
Çapulculardan “Halid bin Velid” çıkarma operasyonu sonrasında..
Alnı secdelileri de, bir yerlere göndermek gerekiyor yani..
Onun içindir, şimdi bütün tartışma..
“Genel seçimlerde % 40’ı aşmama” ile formüle edilen “ders verme” taktiği..
Şimdi mahalli seçimlerde de AK Parti’ye “İstanbul’u rahat kazandırmama..” şeklinde formüle ediliyor olmalı..
Zaman’daki “İstanbul betonlaştı” türünden haberler.. Köşe yazıları.. “Deprem alanları bile imara açıldı” manşetleri, bu amaçla yapılmış olmalı..
Her neyse..
Ben size, bir de 28 Şubat sürecinde, Zaman gazetesinin birinci sayfadan yaptığı çağrıyı aktarayım..
Takdiri siz yapın..
Sincan’da malum gece düzenlenmiş..
Tanklar yürümüş..
Ve 4 Şubat 1997 tarihli Zaman gazetesinin birinci sayfasında bir başyazı var..
Bire bir aktarıyorum:
“SAĞDUYUYA ÇAĞRI
Refah Partisi yöneticilerinin Türkiye’nin hassas bir dönemden geçtiğini kabul etmeleri gerekiyor. Böyle bir dönemde provokasyon kokan eylemlerin topluma saldığı endişe ve karamsarlık, herkese ve her kuruma sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmalıdır.
Taksim’e cami yapılması, hacca karayolu ile gidilmesi, kurban derisi gibi meseleler, Türkiye’nin çözüm bekleyen ve yarınlarını ilgilendiren hayati konular yanında teferruata ait meselelerdir. Bunların sanki ülkemizin ve insanımızın birinci derdiymiş gibi gündeme getirilmesi son derece yanlıştır. İktidar sorumluluğu, herkesi kucaklamayı ve Türkiye’nin hassas dengelerini korumayı gerektirir ki, Refah Partisi’nden bugün en çok beklenen bu sorumluluktur.
Refah Partisi yöneticileri; Sincan sorumsuzluğu, bayan muhabir yumruklama çılgınlıkları karşısında tavır koymak zorundadır.
Bardağı taşırtmamak hassasiyeti RP yöneticilerinin en acil görevidir. 12 Eylül’ün sebeplerinden birisinin meşhur Konya Mitingi olduğunu ve ders alındığı takdirde tarihin tekerrür etmediğini hep biliyoruz.
Bütün sağduyu sahiplerine sesleniyoruz:
Türkiye’ye kıymayalım, kıyılmasına seyirci kalmayalım.
ZAMAN”
“Karayolu ile hac”, “Taksim’e cami” gibi ifadeler yerine “dershane”yi koyun..
Ve söyleyin..
Bu arkadaşlarımız, ne derece tutarlı?
Ekrem Dumanlı’nın 31 Aralık 2012 tarihli Zaman gazetesindeki yazısından alıntıladım..
Bu başlık altında, bakın ne diyor Dumanlı:
“Cemaat ile AK Parti arasında kavga var mı? Uzun zamandan beri tartışılıyor bu konu. Bilen de konuşuyor bilmeyen de. Hatta öyle konuşanlar çıkıyor ki meydana, ne AK Parti’nin durduğu siyasî zemine vâkıf; ne cemaatin yükseldiği sosyal gerçekliğe.”
Ekrem Bey hemen bundan sonrasında da, Tayyip Erdoğan’dan ve Fethullah Gülen’den hemen o hafta içinde yapılan iki açıklamayı aktarıp, “sorun yok” mesajı veriyor da..
Ardından taa bir yıl öncesinden “kavga”nın varlığına şahitliğini şöyle ifade ediyor: “Her iki tarafta da var olan ve tavırlarıyla ‘kavga’yı kışkırtan kişilerin bir kısmı art niyetli değil kuşkusuz. Kimisi heyecanına mağlup, kimisi mevzuların künhüne vâkıf değil. Bazen kıskançlık ve hırs, bazen de hizipçilik ve hazımsızlık devreye giriyor. Dolayısıyla dıştan yapılan hücumlara karşı dirençli olmasına rağmen içe sızmış virüslere karşı bağışıklık sistemi zayıf bünyelerimiz kimi zaman sarsılıyor.”
Virüs?
Biz “Derin” demiştik..
Ekrem Bey, “virüs”ü tercih ediyor..
Daha da ilginci..
Ekrem Bey’in şu anlattıklarında:
“Bugünlerde ‘arkadaş’ gibi pozisyon alanların bir kısmı aslında hiçbir zaman ne arkadaş oldu ne de dost. İlk sürçmede (Allah korusun) maskeli balo bitecek ve acı gerçek o zaman daha net anlaşılacak.”
O tarihte iyi niyetle (“Allah korusun”dan çıkardığım netice bu), kendisini hariç tutarak yazan Ekrem Bey..
“Maskeli balo”nun finalini, gazetesindeki ard niyetli haberlerle bugün hazırlama noktasına gelmiş gibi..
Bir yıl önceki yazısında aktardığı somut örnekleri de ilginç, Ekrem Bey’in:
“Daha birkaç yıl öncesinde kimin nerede hangi pozisyonu aldığına bakınız; o zaman ne demek istediğimi daha net anlarsınız. Mesela birisi bana son seçimden birkaç gün önce şöyle dedi: Aman yüzde 40’ı geçmesin, geçerse bu adam başımıza diktatör olur.”
Çok ilginç..
Bu yazıdan bir sene sonra Ekrem Bey, bu arkadaşın çizgisine mi geldi acaba?
Veya, niçin bu “arkadaş”ın ismini vermiyor, Ekrem Bey?
Kimbilir belki de, bu arkadaş gerçekte hiç olmamıştır..
Onun için açıklanamıyordur, ismi..
O fikir, Ekrem Bey’in bizzat kendi fikridir belki de!..
Ama, açıkça söylenememiştir, o gün..
27 Mayıs 2013 Gezi isyanı sonrasında..
Çapulculardan “Halid bin Velid” çıkarma operasyonu sonrasında..
Alnı secdelileri de, bir yerlere göndermek gerekiyor yani..
Onun içindir, şimdi bütün tartışma..
“Genel seçimlerde % 40’ı aşmama” ile formüle edilen “ders verme” taktiği..
Şimdi mahalli seçimlerde de AK Parti’ye “İstanbul’u rahat kazandırmama..” şeklinde formüle ediliyor olmalı..
Zaman’daki “İstanbul betonlaştı” türünden haberler.. Köşe yazıları.. “Deprem alanları bile imara açıldı” manşetleri, bu amaçla yapılmış olmalı..
Her neyse..
Ben size, bir de 28 Şubat sürecinde, Zaman gazetesinin birinci sayfadan yaptığı çağrıyı aktarayım..
Takdiri siz yapın..
Sincan’da malum gece düzenlenmiş..
Tanklar yürümüş..
Ve 4 Şubat 1997 tarihli Zaman gazetesinin birinci sayfasında bir başyazı var..
Bire bir aktarıyorum:
“SAĞDUYUYA ÇAĞRI
Refah Partisi yöneticilerinin Türkiye’nin hassas bir dönemden geçtiğini kabul etmeleri gerekiyor. Böyle bir dönemde provokasyon kokan eylemlerin topluma saldığı endişe ve karamsarlık, herkese ve her kuruma sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmalıdır.
Taksim’e cami yapılması, hacca karayolu ile gidilmesi, kurban derisi gibi meseleler, Türkiye’nin çözüm bekleyen ve yarınlarını ilgilendiren hayati konular yanında teferruata ait meselelerdir. Bunların sanki ülkemizin ve insanımızın birinci derdiymiş gibi gündeme getirilmesi son derece yanlıştır. İktidar sorumluluğu, herkesi kucaklamayı ve Türkiye’nin hassas dengelerini korumayı gerektirir ki, Refah Partisi’nden bugün en çok beklenen bu sorumluluktur.
Refah Partisi yöneticileri; Sincan sorumsuzluğu, bayan muhabir yumruklama çılgınlıkları karşısında tavır koymak zorundadır.
Bardağı taşırtmamak hassasiyeti RP yöneticilerinin en acil görevidir. 12 Eylül’ün sebeplerinden birisinin meşhur Konya Mitingi olduğunu ve ders alındığı takdirde tarihin tekerrür etmediğini hep biliyoruz.
Bütün sağduyu sahiplerine sesleniyoruz:
Türkiye’ye kıymayalım, kıyılmasına seyirci kalmayalım.
ZAMAN”
“Karayolu ile hac”, “Taksim’e cami” gibi ifadeler yerine “dershane”yi koyun..
Ve söyleyin..
Bu arkadaşlarımız, ne derece tutarlı?







