--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Anne ve bebeğinin ölümü de başka bir tedbirsizlik değil mi?

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Zaman’da iki haber..

Birinci sayfadan yan yana verilmiş.

İkisinde de ölümler var.

İkisinde de, yaşanan dramlar var..

Birisi “Polis, önce bebeğini sonra eşini kaybetti” başlığı ile verilmiş.

Diğeri ise, “O asansörü 3 günlük işçi kullanıyordu” şeklinde..

Aslında bu haberler.. Başka başlıklarla da verilebilirdi..

Tam ters bir bakış açısı ile..

“Polisin hamile eşini, Ramazan günü, adliye önündeki direnişe getirdiler! Düşüncesizliğin sonunda iki ölüm yaşandı!..”

Diğer haberi de..

“Katrilyonluk yatırım, kazayı önleyemedi” şeklinde verebilirlerdi..

Ne o mutlak doğru..

Ne bu mutlak doğru..

Doğru olan..

Olaylara dürüstçe yaklaşmak..

Samimi olmak..

Önyargılı olmamak..

Durduğumuz noktadan, karşı cenaha “mutlaka bir çamur sıçratmalıyız” bakış açısı ile değil..

“Suçlayacaklarımızın yerinde biz olsaydık, ne yapardık” mantığı ile olaylara yaklaşarak, habercilik yapmak..

Ahlaklı olmak....

•

Polis kardeşimize, Allah’tan sabır temennisinde bulunuyorum... 

Hem doğmamış bebeğini.. Hem de eşini kaybetti..

Onun acısına, küçücük bir ekleme yapmak istemem..

Ama, mahalle baskısı ile ailesine yaşatılan bu drama yönelik bu eleştirel bakışımı aktararak, benzer dramları başkalarının yaşamaması için ikazda bulunmak da, bizim görevimiz.. 

Kendisine yönelik bir eleştirim olmasa da..

Eleştirim, “mahalle”ye yönelik olsa da..

Yine de, beni mazur görmesini isterim.

İşçi kardeşlerimize de, Allah’tan rahmet diliyorum..

Ve; tüm bu ölümler üzerinden, hiç kimsenin kendisine “siyasi çıkar” temin etmemesi gerektiğini söylüyorum..

•

Olaylara siyasi bakış açısı ile yaklaşılmadığı iddia ediliyorsa..

“Bizim duygumuz yok. Biz hislerimizle hareket edemeyiz. Biz gazeteciyiz. Biz olaylara hep eleştirel bakacağız” deniliyorsa..

Zaman’ın manşeti şu bakış açısı ile verilebilirdi:

“Cemaat psikolojisi ile, 5 aylık hamile kadın, eşinin gözaltına alındığı bile kendisinden gizlenmesi gerekirken, mahalle baskısı ile adliye önünde gösterilere getirildi.. Eşi serbest kaldığı halde, cemaat psikolojisi ile diğer polislerin de serbest kalması için adliye önündeki gösterilerde direnişe devam etti.. Ve bu yükü kaldıramadı.. Önce bebeğini kaybetti.. Sonrasında da kendisi komaya girdi.. Ve vefat etti.. İki can taşıyan anneyi o gösteriye getirip, eşi serbest kaldığı halde, o meydandan ayrılmasına fırsat vermeyen grup, bu ölümlerden dolayı kendilerini sorgulamalıdır..”

•

Yanlışsa, “Yanlış” deyin..

Can, bize Allah’ın emaneti.

Eşinin ifade vermesi gerekebilir..

Gözaltına alınmış olabilir..

Ama iki can taşıyan bir hanımı, sanki bir maharetmiş gibi, “Adliye önünde sıcak yaz gününde saatlerce eşini bekledi.. Eşi serbest kaldıktan sonra da, alandan ayrılmadı” diyerek, adeta ölüme sürükleyen gazeteciler, bugün kendilerini sorgulayabilecekler mi?

•

10 işçiyi ölüme götüren kazanın sorumluları ortaya çıkarılsın..

Tedbirleri almayanlar, hesap versinler..

Çalışma Bakanlığı’ndan savcılığa kadar herkes gerekeni yapsın..

Peki Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk’ün eşi Ayşegül Öztürk ile, onun doğmamış bebeğinin ölümüne, tedbirsizlikle sebebiyet verenler, hesap verecekler mi?

Mahalle baskısı ile..

Grup psikolojisi ile insanları gösteriye çağıranlar..

Gece yarılarına kadar yaptıkları yayınlarla insanları ajite edenler..

“Sahur operasyonu” idi..

“Havasız nezarethane” idi..

“Yemek verilmeden oruç tutmaya zorlandılar” gibi..

Bin bir yalanla insanları kandırmaya kalkışanlar..

Hesap verecekler mi?

•

Amacım, 10 işçinin ölümündeki vahameti hafifletmek değil..

10 kişinin ölümü sorgulanıyor.. 

Sorgulanmalı.. 

Bundan sonra tekrarı olmaması için, gereken her şey yapılmalı..

Benim amacım, 10 işçinin ölümü sorgulanırken... 

Sorgulanmayan.. 

Hiç tartışılmayan “iki canın ölümü”ne de dikkat çekmek.. 

Bundan sonra o “iki can”ın ölümünün tekrarlanmaması için gerekenlerin yapılmasını sağlamak..

Efsunlanmış gibi, insanları akıldışı eylemlere sevkedenlere dikkat edilmesini sağlamak..

•

Tabii ki kadere inanıyoruz..

Ama, tedbiri almak, bizim boynumuzun borcu..

Nasıl ki, “Asansörün düşme engelleyici sistemi yokmuş” diyoruz..

Nasıl ki, “Gerektiğinden fazla yükle asansör çalıştırılmamalı” diyoruz.

Nasıl ki, “Şu kata kadar çıkmalı idi. Ondan sonrasına çıkması zaten hata” diyoruz..

Aynı şekilde..

“Karnında bebek taşıyan bir anneyi, şu amaçla/bu amaçla, saatlerce meydanlarda bekletip, onları hırpalamayalım..” dememiz de gerekir....

“Yazın güneşi altında, anneleri strese boğmayalım..” da dememiz gerekir.. 

Yanlışsa, “Yanlış” deyin..

Doğruysa, tekrarını yapmayın!

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle