“Ağlayan hoca” artık “Gülen hoca” oldu..
Fetullah Gülen’e yetişemiyoruz..
Binmiş Ferrari’ye uçuyor..
8 ay sustu..
Şimdi haftada bir idi. Üç günde bir idi.
Günübirlik sohbetlere başladı..
Onun için, hızına yetişemiyoruz.
•
Sohbet hızına yetişemediğimiz gibi..
Gözümüzdeki “hoca” kimliğini de, artık hızla siliyoruz..
Tabanındaki saf, samimi, ihlaslı Müslümanların çektikleri çileler.. Yaşadıkları üzüntüler.. Uğradıkları hayal kırıklıkları ortada iken..
Müslümanları birbirine düşman ettiği ortada iken..
O; sohbetlerinde, kimi kavramlarla, kimi insanlarla dalga geçiyor, şakalar yapıyor, “Bu da benim esprim olsun” diyerek, fıkraların ardından gülücükler dağıtıyor.
Bugüne kadar hiç görmediğimiz bir “şenşakrak”lıkla sohbetlerini sürdürüyor..
•
Bunların içinde beni en çok üzen..
Bir duayı..
Bir tövbeyi..
Çarpıtarak..
Dalga geçerek..
Bazı insanlarla alay ederek..
Tekrarlaması oldu..
Güya; bir polis arabası, kırmızı ışıkta duran şahsa çarpmış. Polis bir de fazladan gelip, o adama sormuş: “Niye durdun?”
Kural gereği kırmızı ışıkta duran vatandaş da, şöyle cevap vermiş: “Kırmızı ışıkta durma yasağının kalktığnı bilmiyordum” diyor.
Sonrasında da bu kırmızı ışıkta durma olayını, 17 Aralık olayı ile irtibatlandırarak, aklınca dalga geçiyor..
“Hırsızlığın peşinde olan polisler, belki de tövbe etmeleri lazım” diyor..
Dalga geçilecek bir konu mudur, tövbe etmek..
Espri yapılacak mevzu mudur, dinin hükümleri?
Ki; devamında da, alay etmek için de olsa şu sözleri sarfediyor Gülen Efendi:
“O polisler tövbe etsinler..’Yasakların kalktığını bilmiyorduk, kanunların değiştiğini bilmiyorduk, bazı kişilerin özel mahiyette korunacağını bilmiyorduk. Günah işledik. Bu günah elimizden dilimizden, gözümüzden, kulağımızdan hangi azamızdan vaki ve sadır oldu ise, biz onların cümlesinden tövbe ettik, pişman olduk, nadim olduk. Bir daha işlememesine azmi cezmi kasteyledik.’ desinler.. Vesselam.”
•
Dinin hükümleri, dikkat çekmek için..
Daha iyi anlaşılması için..
Dinleyenlerin kolay anlayabilmeleri için.
De olsa..
Böyle dalgavari ifadelerle izah edilir mi?
Espri yapacağım diye kendini zorlayarak..
Konuyu hafifseyen benzetmelerle anlatılır mı?
Öyle yaptığınızda, Egemen Bağış’a isnat ettiğiniz... Onun inkar ettiği... “Bakara-makara” saygısızlığının bir benzerini tekrarlamış olmaz mısınız?
•
Son sohbetinde..
Süleyman Demirel’e de sahip çıktı..
Ebu Cehil’e de sahip çıktı..
El insaf diyeceksiniz.
Ben de öyle dedim zaten..
Demirel ki..
Bu ülkede dindar tüm ailelerin ya başörtü, ya İHL’deki katsayı sebebi ile yaşanılan mağduriyetlerin altında imzası olan kişi olduğu halde.
50 milyar dolarlık banka hortumlarının altında imzası olduğu halde..
Yeğeni bırakın.
Oğlu konumundaki Cavit Çağlar’ın milyarlarca liralık hortumu, bugün dahi hâlâ ödenmemiş iken..
O Demirel’e, Gülen Efendi sahip çıkıyor..
Neymiş?
Demirel’in iki yeğeni yolsuzluktan cezaevine düşmüş de..
Demirel onlar için iltimasta bulunmamış..
Gerçekler, bile bile tersyüz ediliyor..
Hani iyi niyetli düşüneceğim.. Hüsnü-zan edeceğim..
“Hoca, yeğenlerle ilgili konudaki gerçeklerin ayrıntılarını bilmiyor” diyeceğim ama..
Bütün istihbaratçı polislere sahip çıktığına göre..
O istihbaratçı polislerden bir tanesi bile, kendisine aktarmamış mı?
Egenekon dosyalarına da giren telefon dinlemelerinde.. Demirel’in avukatının.. Eski Adalet Bakanı Seyfi dede ile nasıl ilişkiye geçtiği.. Demirel ailesinin, Egebank hortumunda sıyrılması için neler yapıldığını..
Bilmiyor musunuz?
Yoksa bilmezlikten mi geliyorsunuz!.
“Halk saftır.. Yutar” mı diyorsunuz?
•
Demirel’in ikinci defa cumhurbaşkanı seçilmesi için Anayasa değişikliği hazırlığı yapılırken..
Bir belge gelmişti, gazetemize..
Demirel imzalı belgede, yeğen Demirel’e yardımcı olunması isteniyordu..
Azerbaycan yetkililerine..
Hiçbir gazete yayınlamamıştı.
Akit yayınladı.
Demirel’in ikinci defa seçime girme ihtimali engellendi..
Bunu da mı okumadın, bilmiyorsun, Gülen Efendi?
Düne kadar hep ağlayıp kendinden sözettiriyordun.
Şimdi kim gıdıklıyor ki seni, gülüyor, espriler yapıyor, duaları bile tahrif ederek tekrarlıyor, şakalarla kendinden sözettiriyorsun?
Güleriz, ağlanacak halimize derler..
O konumda mıyız, Gülen Efendi!







