3 günde karar verenler 11 gündür nerede?
Heeeyyy. Anayasa Mahkemesiiii..
Burhan Kuzu hoca davayı açtı..
Karar nerede?
Başbakan Tayyip Erdoğan cuma günü davayı açtı..
Karar nerede? Ne bekliyorsunuz?
Eskiden olsa, “Boyacı küpü mü bu, 10 Nisan’da dava açıldı, 21 Nisan’da karar mı verilecek? Cuma açılan davaya, pazartesi akşamı ‘Karar nerede’ denir mi?” cevabı verilir, haklı da olunurdu..
Ama tivitır’a girişin engellendiği iddiası ile, 24 Mart’ta dava açanların, 25 Mart’ta dava açanların talepleri birleştirilip, 26 Mart’ta karara bağlandı ise..
Şimdi Burhan Kuzu hocanın müracaatında, Başbakan Erdoğan’ın müracaatında da, aynı hızlılığı beklemek hakkımız değil mi?..
Üstelik Burhan hoca, dava açtıktan sonra, şöyle açıklama yapmıştı: “Bakalım kendi kararlarını tanıyacak mı? Türkiye’de hükümete kararları uygulamıyorsun diye efelenenler bakalım Twitter’a ne yapacaklar? Twitter ile alakalı 3 kişi müracaat etti, 3 günde karar verdi, ben 1 haftaya razıyım yani!”
1 hafta geçti..
11 gün oldu..
Karar yok, daha..
**
Hükümet aleyhindeki talep içeren davada farklı..
Hükümet üyelerinin veya hükümeti kuran parti üyelerinin açtığı davada farklı tavır izlendiği açık..
Bunun adı, “yargılama” değildir..
Bunun adı, “hukukun gereğini yapmak” değildir..
Bu, “siyaset”e soyunmaktır..
Mahkeme eli ile, “günlük politika”nın kirli modelini sergilemektir.
Birisinde 48 saatte karar verip..
Diğerinde 11 gün bekletmek..
Ne zaman karar verileceği konusunda da, “Sırası var bu işin. Dur bakalım, bir inceleyelim hele..” mesajı vermek..
Anayasa Mahkemesi’nin içine düştüğü politika kuyusunun ne kadar derin olduğunu, ispatlamaktadır..
**
Birisini eleştirirken, isminin anlamı, beni hep frenletir..
Taha Akyol’da da aynı şeyi yaşadım.
Taha; Kur’an-ı Kerim’de geçiyor..
Bu isimde birisine, ben nasıl eleştiri getireyim?.
Kendisinin hatırı olmasa, adının hatırı var..
O ismin hatırına, eleştirimi hafif geçirmek zorundayım..
Eleştirimi hem hafifletmeli, hem de soyadı ile hitap etmeliyim...
Dün, şöyle yazmış sayın Akyol:
“Twitter’ın kapatılmasını kendilerine yönelik hak ihlali sayanlar idari yargıda yürütmeyi durdurma kararı almış, bu karar uygulanmayınca AYM’ye başvurmuşlardı.”
Yalan..
Bir cümlede iki yalan..
Yalandan daha öte, sahtekarlık bu..
Okuyucuyu aldatmak, kandırmak bu..
Tivitır’ın kapatılması ile ilgili AYM’ye müracaat edenler, öncesinde idare mahkemesine gitmemişlerdi..
Yürütmeyi durdurma kararı alanlar, AYM’ye giden üç kişi değildi..
Barolar Birliği idi..
“Ne farkeder, sonuçta yürütmeyi durdurma kararı var ya!” diyorsanız..
Doğrusunu yazın.
Yalancılık yapmayın.
Şimdi ikinci yalanı söyleyince, aslında birinci yalanın devede kulak olduğunu göreceksiniz..
Diyor ya Akyol: “Karar uygulanmayınca AYM’ye başvurmuşlardı.”
İşte bu hem yalan.. Hem sahtekarlık..
Ben demiyorum, Akyol’un avukatlık yaptığı Haşim Kılıç diyor bunu.
Buyrun Akyol’un gazetesinden, Haşim Kılıç’ın sözlerini okuyalım: “Anayasa Mahkemesi 25 Mart yani seçimden 5 gün önce toplandı, salı ya da çarşamba, saat 9.30’dan 12’ye kadar benim başkanlığımda bütün kurul toplanmak suretiyle konuyu enine boyuna görüştü ve bunun sonucunda bir karar çıktı. Biz bu kararı verdikten sonra, öğleyin ara verip dışarıya çıktığımızda, televizyonlardan ve basın kuruluşlarından 15. İdare Mahkemesi’nin bu konuda yürütmeyi durdurma kararı verdiğini öğrendik.”
Demek ki ne imiş?
Anayasa Mahkemesi ihlal kararını vermiş..
Toplantıdan çıkmışlar.
Bir de bakmışlar ki, idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermiş.
Akyol ne diyordu?
“Yürütmeyi durdurma kararı alınmış, ama uygulanmamış. Anayasa Mahkemesi zorunlu olarak daha sonra böyle bir karar almış!”
Buyrun, söyleyin, bu Akyol’a yalancı demeyelim de, okuyucusunu aldatan adam demeyelim de, ne diyelim?
**
Akyol’un, Başbakan ve Kuzu’ya yönelik “Yetkili merci sadece adliye mahkemeleridir” şeklindeki yönlendirmesi de, cahilce..
Başbakan’ın Anayasa Mahkemesi’nden isteği, “tivitır’ın kapatılması” değil..
Tivitır’ı devletin kapatmaması sonucu, kişilik haklarına saldırıda bulunulması..
Akyol, bu farkı bile idrak edemiyorsa, hangi akla hizmetle, köşe yazısı yazıyor?
Akyol’un iç yargı yollarındaki cehaletini hiç yazmaya gerek yok..
Terörist Apo’nun avukatı Sezgin Tanrıkulu “Tivitır’a girmem engelleniyor” deyince, “İdare mahkemesine gitmene gerek yok” deyip, Başbakan “Kişilik haklarıma saldırılması için zemin hazırlanıyor” dediğinde “Git idare mahkemesine” demek, Akyol’un çaresizliğinin de kanıtı olsa gerek!







