17 ve 25 Aralık’ta niye arkadan hançerlediniz?
Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı Samanyolu Haber televizyonuna çıktı..
Baştan aşağıya çelişki dolu.. Dönüp dinlediğinde, kendisinin de güleceği bir konuşma..
“Mayıs ayında Hocaefendi’yle görüşmek istemediniz mi? Bu görüşme olmayınca Bülent Arınç’ı göndermediniz mi? Düne kadar dua beklenen Hocaefendi... Türkçe Olimpiyatları geçeli ne kadar oldu?” ile başlıyor Dumanlı.
Bir insanın, bu soruyu sorma hakkını kendisinde bulması için, önce “17 Aralık’ta dindar insanlara, arkadan sallanan hançer” için, bu soruyu sorması lazım değil mi?..
“Biz 17 Aralık’ta, (bize nispet ediyorlar ya..) bu hançeri bu arkadaşların sırtına niye sapladık?” demesi gerekmiyor mu?
Öyle ya..
Daha Ekim ayının sonunda, gazetenize tam sayfa ilan koyup, Başbakan’a teşekkür etmemiş miydiniz? İltifat dolu sözlerle, takdirde bulunmamış mıydınız?
Niçin bu hançer?
Dahası..
22 Aralık’ta Fehmi Koru gidip, Fethullah Gülen ile konuşuyor.. Meşhur mektubu alıyor.. Ekrem Dumanlı’nın da bahsettiği üzere, “El uzatıldığında, havada bırakmayacağı” belirtilen, ama yine Dumanlı’nın hatırlattığı üzere “pazarlık içermeyen” bir mektup..
Eyvallah..
İyi de..
Mektup daha muhatabına ulaşmadan..
Veya ulaştığı gün..
25 Aralık’taki “ikinci arkadan hançerleme” olayı..
Ne ile izah edeceksiniz?
Tek izahı var..
“Her ne kadar bize nispet ediliyorsa da... 17 Aralık ile de.. 25 Aralık ile de, bizim bir ilgimiz yok..”
Bunu söyleseniz..
Eyvallah..
Söylemiyorsunuz..
Söyler gibi yapıp, savunuyorsunuz.. 17 ve 25 Aralık’ın arkasında duran derin güçlere açıkça destek veriyorsunuz..
“Devletin içinde devlet varsa, ne kadar çeşidi varsa bunlar bulunsun, bunun da kanunda yeri var. Cezalandırılsın. Ortada somut delil yokken, insanlara yafta yapıştırmak çok kötü bir şey” derken..
“Delillerle tespit edilme”yi, şart koşuyor, “Somut delil yok” diyor, kendinizi mahkeme yerine koyuyor, “paralel devlet”i aklamaya çalışıyorsunuz...
“Darbe diyorlar, zamanlama diyorlar. Bu arkadaşlar darbe görmemişler” diyerek, “17 ve 25 Aralık’a destek” veriyorsunuz. “Normaldir” diyorsunuz..
Kısacası, “Paralel devlet”tekilerin takibi için ısrarla mahkeme kararı istiyorsunuz..
Ama aynı şartı, yolsuzluk suçlamasında aramıyorsunuz..
“Burada insanlar suçludur demiyorum, kimse de demiyor. Ama ortada bir şey var, ayakkabı kutusu var, çelik kasalar var. Bir kere ortada bir şey var” diyerek, “paralel devlet”te aradığınız mahkeme kararını aramıyorsunuz.
Bakanların istifasını istiyorsunuz..
Sonunda istifa ediyorlar..
Ama paralel devlettekiler için de, “madem iddialar var, onların da (bırakın istifayı), en azından yerleri değiştirilsin.. İstifanın karşılığı budur” deyip sesinizi keseceğinize, “İkinci operasyonda savcılara, polislere görev yaptırılmadı. Şimdi de HSYK’nın yapısı değişiyor. Hukuku bilen insanlar bunu yaparsanız, yargıya el atmış olursunuz diyorlar...” ifadeleri ile, iş adamı parası ile tatil yapanları “görev yapıyorlar” takdiminde bulunuyorsunuz..
Bir güne üç operasyonu birleştirmeyi..
Parası ile tatile gittiği iş adamını gözaltına alıp, sonra serbest bıraktırmayı..
2 sene önceki iddiaları, yeni imiş gibi kamuoyuna takdim etmeyi..
Başsavcıdan gizli iş yapmayı..
Aynı gün 5 savcının birden hastalanmasını..
Ve daha neler neleri.. Bırakın ispat, karine olarak bile kabul etmiyorsunuz!..
“Paralel devlet” iddialarında farklı..
“Yolsuzluk iddiaları”nda farklı tavır sergiliyorsunuz..
Kesinleşti mi yolsuzluk?
Mahkeme karar verdi mi?
Bitti mi, yolsuzluk soruşturması..
Ki, “haramiler”den tutun, daha ağza alınmayacak binlerce hakareti yapıyorsunuz..
Kaldı ki..
Zekeriya Öz ile ilgili iddialardaki tavrınız bile..
Nerde durduğunuzu ispatlıyor..
Muammer Güler’in oğlunun evinde kasa var ise.. Kesin rüşvet yemiştir.. Soruşturmanın sonucunu beklemeye gerek yok. Babası istifa etmeli.. Yetmez, Başbakan da istifa etmelidir..
Ama Zekeriya Öz, Dubai tatilini izah edemese de, “Kesinlikle yanlış bir iş yoktur. Zekeriya Öz görevini yapmıştır.. Onun yerini değiştirenler, yargıya el atmak istiyorlardır!”
Lütfen dürüst olalım..
Ya tüm yolsuzluk iddialarında, tüm hukuk ihlallerinde, mahkeme kararı arayalım..
Ya da, sadece iddia ile yapılan cezalandırmaları normal görelim..







