Muhteşem Taksim Camii: Kendimize geliyoruz
Münih’te katıldığı bir sempozyum sonrası Prof. Hans Küng ile röportaj yapmış, kendisine Batılıların neden yabancı düşmanı olduğunu sormuştum.
-Sade bizde yok, Fransa, İngiltere’de de var, demişti.
-Evet, bütün Avrupalılar yabancı düşmanısınız.
-Beni kızdırıyorsunuz, sizde de uzun zamandır kilise yapılmıyor.
-İstanbul’da Beyoğlu’na giderseniz 100’e yakın kilise bulursunuz, küçücük Ağa Camii dışında camiye rastlamazsınız…
-Evet, İstanbul’u biliyorum, haklısınız.
Prof. Hans Küng, Almanya’da Papa’dan daha meşhur bir Katolik bilim adamı idi. Uzunca bir röportaj yapmıştım.
Ak Parti hükümeti döneminde uzun mücadeleler sonunda Taksim’e yakışır bir cami yapılabildi, çok şükür.
Meydanın her tarafından görülen, çifte minareli, kubbeli, elips şeklinde inşa edilmiş muhteşem bir eser. İçi geniş ve ferah. Kütüphanesi, kitap kahvesi, şadırvanı, konferans salonu, otoparkı var. Taksim Camii Vakfı tarafından yönetilen cami ve külliyesi, aynı zamanda turistlerin uğrak yeri. Camide İslam hakkında bilgi edinmek isteyenlerle ilgilenen İngilizce ve Arapça bilen uzman din adamları var.
Vakıf müdürü Muhammed Furkan Gümüş, caminin çok merkezi bir yerde olduğunu, önemli bir ihtiyaca cevap verdiğini anlattı:
“Her ay birkaç kişi İslam’ı kabul edip hidayete eriyor. İslamiyeti anlatmak için görevli irşat görevlileri var, hem görevli hem gönüllü insanlar, özellikle turistlere İslam’ı ve camiyi anlatıyorlar. Büyük bir konferans salonumuz var; burasını ilim, sohbet ve kültür merkezi yapmak istiyoruz. Musiki kursları açacağız. Büyükçe bir kitaplık ve kütüphane kurmak için uğraşıyoruz.”
Taksim Camii’nin bulunduğu yerde köhne binalar ve küçük, garip, daracık bir mescit vardı. Abdest alma yeri ve tuvaleti daracıktı, ihtiyaca cevap vermezdi.
Taksim, İstanbul’un en uğrak yerlerinden biri. İstiklal Caddesi, Türkiye’nin yolgeçen hanı.
Kültür ve Turizm Bakanlığının “Beyoğlu Kültür Yolu Etkinlikleri” kapsamında İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u tanıtma, fikir ve sanatını tanıtma etkinlikleri yapılıyor. 1 ve 23 Ekim tarihlerinde her akşam saat 18’de bir yazar, Milli Şair Mehmet Akif’i anlatacak. Bakanın katıldığı açılış törenine katıldık Prof. Süleyman Doğan ile birlikte.
Meydandan İstiklal Caddesi’ndeki Mısır Apartmanı’na kadar yürüdük.
Nasıl şaşırdığımı anlatamam.
Cadde insan seli. Mağazaların isimlerine baktım, araya araya birkaç Türkçe tabela görmeyi başardım. Mağaza ve dükkân isimleri hep yabancı.
İnsanlara dikkat kesildim. Yüzlerin çoğu yabancı. Birkaç müzik grubuna rastladım, yabancı dilde söylüyorlar. İnsanların bir kısmı yarı çıplak, kimi gömlek kimi etek giymeyi unutmuş.
Taksim Camii, âdeta Prag, Lyon, Bonn, Venedik, Viyana gibi bir şehirde tek başına İslam’ın sembolü. Çifte minarelerini semaya uzatmış, heybetle duruyor. Sinan’ın camilerinden ilham aldığı belli, iki şerefeli çifte minaresi Osmanlı üslûbuyla inşa edilmiş. Caminin tezhibi, duvarlara yazılan Kur’an âyetleri ecdat camilerini hatırlatıyor.
Koca meydanda sadece Taksim Camii, göğe uzanan ince, zarif minareleri ile Taksim’in İslam yurdu olduğunu hatırlatıyor.
Libya ve Irak konsolosluklarındaki Arapça kurslarına giderken uğrayıp namaz kıldığım garip Taksim Mescidi’ni hatırladım.
Onun yerinde heybetle duran muhteşem Taksim Camii’ni görünce nasıl ferahladığımı ve sevindiğimi anlatamam. Hele ferah feza camide cemaatle namaz kılmak, sesi ve kıraati nefis imamların arkasında saf tutmak enfes bir duygu.
1453’ten bu yana 570 yıl geçmiş. Taksim henüz fethedilmiş duygusuna kapıldım.
Bugünkü Atatürk Kültür Merkezi’nin bulunduğu yer Osmanlı Mezarlığı idi. Taksim Parkı’nın bulunduğu yer Taşkışla askerî bina.
Cumhuriyetin ilanından sonra askerî kışla, içindeki camiyle birlikte yerle bir edildi, mezarlık silinip süpürüldü. İtalya’dan bir mimar getirtildi, Osmanlı eserlerinin yerine apartmanlar, kültür merkezi ve Taksim Heykeli inşa edildi. CHP, uzun yıllar Osmanlı eserlerini yıkıp Avrupaî binalar yaptırdı.
Taksim yıllar sonra İslam’ın sembolü olan bir camiye kavuştu.
Bazıları, bu dönüşümü sağlayan Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti’ye fena kızıyor.
Rahmetli Prof. Tahsin Banguoğlu, KENDİMİZE GELECEĞİZ isimli bir kitap yayınlamıştı 1984’te.
Yanlış eğitim, kötü örnekler ve manevi boşluk sebebiyle “ürkütücü bir manevî buhrana” düştüğümüzü, gençlerimizin her türlü mukaddesimizi, dini, milli kültürü, aileyi reddederek düşman cephesinin emrine girdiğini, kendi devlet ve milletine isyan ettiğini ifade ediyor ve şöyle diyordu:
“Yeni kuşaklarda kendimizi arama hareketi başlamıştır. Dilde, tarihte, dini hayatta, örf ve âdette, güzel sanatlarda… Arama hızlanıyor, yayılıyor. Milletçe kendimize gelmenin güzel bir işareti bu. İnanıyoruz ki bu yolda giderek taklitçilik duvarını aşacağız. Kendi kültürümüzün, kendi manevî hayatımızın kaynaklarına ulaşacağız. Kendimizi, kendi kişiliğimizi bulacağız, kendimize geleceğiz.”
Hoca, ilmî keramet göstermiş.
Kendimize geliyoruz.
Not: İstiklal Caddesi’ndeki Mısır Apartmanı’nda 23 Ekime kadar saat 18’de yazar, şair ve bilim adamları çeşitli yönleriyle Mehmet Akif’i anlatıyor. Okuyucularımızın ilgisini istirham ederim.







