Kâbe’de namaz ve Kur’an okuma aşkı
Her güzellik okuma emri ile başladı. Nur Dağı, Hira Mağarası’nda, ramazan ayının Kadir Gecesi, ilk emir geldi:
“Seni yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, cömert Rabbin insana kalemle yazmayı ve bilmediğini öğretti!”
Kâbe’de teravihler hatimle kılınıyor. Kâbe atmosferi etkileyici. Mahşeri andıran kalabalık, Kâbe etrafında kesintisiz tavaflara, beyaz ihramlı erkekler, siyah örtülü hanımlar, dillerde teşbih, dua ve niyaz...
Burada Kur’an dinlemek ve okumak ruha ferahlık verici. İmamların sesi etkileyici, zaman zaman sesleri titriyor ve âyetleri ağlayarak okuyorlar. Belli ki imam, okuduğu âyetin manasını biliyor ve mesajı ile kalbi titriyor.
Titrek sesle âyetler okunmaya başlayınca gönüller ihtizaza geliyor ve dikkat kesiliyoruz. Rabbimiz, Gönüller Sultanı Peygamberimize (sav) sesleniyor:
“Kullarım, sana beni sordukları zaman onlara şöyle de:
‘Ben size yakınım, bana dua ettiği vakit dua edenin duasına karşılık veririm.”
O hâlde benim davetime uysunlar ve bana inansınlar. Umulur ki doğru yolu bulurlar.” (Bakara,186)
Normal zamanlarda kısa bir tefekkür anı ile okuyup geçtiğimiz âyetler Kâbe, titreyen bir ses ve ihtizaza gelen bir kalple okununca insan derin düşüncelere dalıyor.
“Rabbim her şeyi biliyor, bizi görüyor, gördüklerimizi görüyor. Dualarımızı duyuyor, kalbimizden geçenleri biliyor. O merhametli ve şefkatli. Bizi yoktan var etti, varlığından haberdar etti.
Ondan hayır, huzur ve iki cihan saadeti dilemeliyim.
Kalbimi kontrol etmeliyim, kendimi hesap günü zorda bırakacak şeyler düşünmemeli, hayal etmemeli ve daha da önemlisi hesabının verilmesi zor fiilleri yapmamalıyım.
Rabbim, kalbime iyi ilhamlar ver! Beni kötü düşüncelerden ve kötülük yapmaktan koru!
Şeytanın vesveselerinden muhafaza eyle!
Şeytandan, vesveselerinden ve şeytanlaşmış insanların şerrinden koru!
Kalbime iyilik ilhamları ver!
Beni doğru yoldan ayırma! Razı olduğun kullarından eyle! Sevdiğin kulun, habibin, Peygamberimizin (sav) yolundan ayırma!”
Teravih boyunca kalbimiz titreyerek Kur’an dinliyoruz.
Kâbe imamları jet hızıyla namaz kıldırıyorlar. İki buçuk saatte cemaatle birlikte “Kab-ı Kavseyn’e yolculuk yapıp dönüyorlar.
Yatsı namazında Duha Sûresi’ni okurken de hocanın sesi titremiş ve kalplerimizi heyecana boğmuştu.
“Muhakkak ki senin için ahiret hayatı dünyadan daha hayırlıdır.
Yakında Rabbin sana verecek ve memnun olacaksın!
O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
Seni şaşırmış bulup doğru yola hidayet etmedi mi?
Seni fakir bulup da zengin etmedi mi?
Öyleyse sakın yetimi ezme!
Sakın, el açıp isteyeni azarlama!
Rabbinin nimetini minnet ve şükürle an!” (Duha, 4-11)
Ramazanın ikinci günü. Teravihin sonuna yaklaşmıştık ki hocanın sesi ihtizaza geldi. Dikkat kesildik. Okunan âyetler yüreğimizi titretti:
“Ey iman edenler! Alışveriş, dostluk ve kayırmanın bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın! Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.
Allah’tan başka tanrı yoktur, o Hay’dır, Kayyûm’dur.
Kendisine ne uyku ne de dalgınlık gelir.
Göklerde ve yerlerdekilerin hepsi onundur.
Onun izni olmadan kim şefaat edebilir?
O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onun bildirdiklerinin dışında insanlar, onun ilminden hiçbir şeyi bilemezler.
Onun kürsüsü gökleri ve yeri kapsar. Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.
O pek yücedir ve pek büyüktür.”(Bakara, 254-255)
Mealini verdiğim âyetler, her gün defalarca okuduğumuz “Ayetü’l-Kürsi”nin cümleleri.
Bunları Kâbe atmosferinde, titreyen ve ürperen bir imamın sesinden dinleyince insan gayr-ı ihtiyarı dikkat kesiliyor, manası üzerinde yeniden düşünüyor, mananın yeni bir boyutunu ve derinliğini keşfediyor.
Aman Allah’ım! Kâbe’n ne kadar feyizli!
Kur’an’ın ne kadar etkileyici ve sarsıcı!
Kâbe ibadet ve Rabbimize dua, istiğfar ve yakarış ile yakınlaşma yeri.
Burada insanın en önemli işi, ibadet ve dua.
Namaz bitirilince yetiştirilecek işler yok. Kimsenin acelesi yok, gideceği ve yerine getireceği işleri yok.
Kıyamlar uzun, rükûlar sükûn içinde, secdelerde teşbihler yavaş yavaş söyleniyor...
Kâbe ibadet iklimi, feyiz iklimi, dua ülkesi...







