• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Akben
Ali Akben
TÜM YAZILARI
05 Mayıs 2019

Tıbbı tamamlamak

Geçtiğimiz ay geleneksel ve tamamlayıcı tıp kongresi yapıldı. Sağlık Bakanlığımızın destekleyip bu alanda çalışmaları teşvik ederek hekimlerimize farkındalık oluşturmaya çalıştığı bu kongrede tamamlayıcı tıp konularına vakıf olan, olmayan yüzlerce hekim meraklı olduğu alanla ilgili seminerlere katılarak bilgisini görgüsünü geliştirdi.

Tamamlayıcı tıbbın dalları ile ilgili programlar yapılarak meslektaşlarımız bilinçlendirildi. Özellikle akupunktur, kupa, sülük, bitki, ozon uygulamaları ile ilgili ilginç tartışmalar bazı meslektaşlarımızın bilinçlenmesine sebep oldu. Taktıkları at gözlüklerini çıkartarak bakış açılarını genişlettiler.

Ülkemizin birlik ve bütünlüğünü iğfal edecek her durum ve şartta devletimizin ve milletimizin gittiği yolun zıddını tercih etmesi gibi bir alamet-i farikaya sahip olan tabip odamız hekimliğe at gözlükleri ile bakan doktorlarımızın yanında yer aldı. Hacamat ve bitkilerle tedaviler konusunda yayınladığı bildiri ile cehaletinin boyutları ile nerelere savrulduğunu gözler önüne serdi.

Yayınladığı bildirinin olmazsa olmaz en önemli maddesi tamamlayıcı tıp tedavilerinin bilimsel dayanaktan yoksun olduğu saçmalığı. Dostlar gün geçmiyor ki, Amerika, Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde ve hatta ülkemizde bilimsel dayanaklı sağlık skandalı olmasın. Dün göklere çıkartılan tedavi protokollerinin öldürdüğü veya sakat bıraktığı insanlar, bugün bile birçok tedavi protokolü ile bir sürü herzelerin yendiğine şahit oluyoruz. Hepsinin olmazsa olmaz dayanağı bu bilimsellik yaftası. Ne demek bilimsel dayanak? 

Bakırköy akıl hastanesinde çalıştığım yıllarda bir meslektaşım, yabancı tıp kitaplarını okur ve hafta sekiz cuma dokuz kabili bilimsel(!) bir makale yayınlardı. Bizler hastalarımızla ilgilenir onlara dokunur yardımcı olurken bilimsel(!) makale zengini bu arkadaşımızın sorumlu olduğu hastalara yardımcı olmak da bizlere düşerdi.

Tabip odamızın hacamat uygulamaları ile ilgili ön yargılı tutumunu anlıyorum. Bu tedavinin halkımız nezdindeki olumlu algısı dinimize dayanıyor. Tabip odamızın bu alandaki ön yargılı fütursuzluğunun altında bu evrensel gerçeklik var maalesef. Hâlbuki biraz araştırarak dünyada olup bitenlere hiç olmazsa bir göz atsa bu kadar düşman olmayacak ve belki de hikmeti görecek ama nafile. 

Hacamat tedavisinin başlangıç tarihini peygamber efendimizin zamanı ile sınırlandırmayalım. Onun devrinden önce Babil, Yunan, Mısır hatta daha eski yıllarda tedavi amacı ile kullanıldığını bilerek yarınlarımız için çare ve çözüm üretemediğimiz hastalarımızda nasıl yararlanabiliriz diye ufkumuzu biraz açmalıyız.

Vatandaş biz doktorlara güvenmez oldu. Bu gerçekliğin önce altının çizilmesi ve sebepleri üzerinde kafa yorulması gerekir. Bu ön yargı nasıl meydana geldi? Neden hastalar doktorlara güvenmiyor ve tıp dışı arayışların olduğu mayınlı arazilere dalarak Dimyat’a pirince giderken evlerindeki bulgurdan oluyorlar?

İğneyi kendimize batırmadan çuvaldızı vatandaşa batırarak onları cehaletle suçlama gibi bir garabetin içine girmeyelim. Biz hekimler bu alanlarda mevcut olan boşlukları bilimsel temellerini de atarak doldurmazsak maalesef bugün karşılaştığımız garabetleri tenkit edemeyiz. Ülkemizde meri kanunlar bu alanda bizleri sorumlu tutuyor. Önce kendimize iğne batırarak başlar ve empati yaparak devam edersek çözüm yollarında tıkanan önümüz açılır.

Teşhis ve tedavi ederken bize inanan ve güvenen hastalarımıza bütüncül yaklaşım şarttır. Bilimsel yaftaların dar kalıplarına sıkışarak icrayı sanat eylemek, sağlıkta bugünkü çıkmaz sokağa bizleri taşıdı. Hastalıkları tedavi etmede başarıları yüksek olan meslektaşlarımız, hastaları tedavi etmede çuvallamış durumda.

Tıp fakültelerine başladığımız ilk yıllarda hocalarımızın hep bir ağızdan adeta beyinlerimizi yıkarcasına söyledikleri “tıpta hastalık yok hasta var gerçekliği” mesleğe atıldığımız gün ile birlikte unutularak hastalıkları tedavi peşinde koşmamız birçok meslektaşımızı yormuş ve meslekten soğutmuştur.

Şu bir gerçekliktir ve kulaklara küpe olmalı. Her hasta bir kitaptır. İyice okunup anlaşıldıktan sonra tedavisi düzenlenmelidir. Bunu başaramadığımız her durumda fırsatçı şarlatanların ağlarına düşen hastalarımız olacak. 

Öncelikli vazifemiz sağlığımızı korumamız olmalı. Özellikle yiyip içtiklerimizin bizleri hasta edebileceğine inanarak seçici olmalı, mide torbasını çöplük gibi kullanmaktan sakınmalıyız. Uyku sağlığı çok önemlidir. Günümüz insanı yaşadığı yoğun stresin maddi ve manevi yükü altında kalmanın meydana getirdiği organik olmayan fonksiyonel birçok hastalıkla mücadele etmesi gerekiyor. 

Bizlerin birincil vazifesi sadece doktor gözlüğü ile göremediğimiz arızaları hekimlik vasfımızla görüp biçare insanlara çare olabilmektir. Bunun olmazsa olmaz şartı arı gibi olmamızdır. Nasıl ki, arı vahiyden aldığı emri yerine getirmek için kendisi için hazırlanan usareleri bal haline getirerek şifaya sebep oluyorsa biz hekimler de hastalarına bu anlayış içerisinde yardımcı olmalı diyorum.

Geldi şükür

Günler vızır vızır geçiyor yakalayana helal olsun. Yıllar ay, aylar hafta, haftalar ise gün misali. Zaman tünelindeki izafi hıza yetişene aşk olsun. Sağlıkla gelsin ve sağlık getirsin diyorum. Bu akşam ilk teravih ile başlayacağımız ve 29 gün sürecek bu yolculuk maddi ve manevi kazançlar için fırsat günleri. Efendimiz (SAV) sıhhat bulmamız için oruç tutmamızı tavsiye ediyor.

Doktorlarımızın bir kısmı yine bol keseden fetva dağıtmakla meşgul. Bendeniz bu meselede biraz cimri davranacağım. Mümkün olduğunca fetva vermemeye çalışacağım. Ramazan-ı Şerif’in insanlığa huzur, yuvalara mutluluk, Âlem-i İslâm’a akıl ve feraset getirmesi dileği ile sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla. 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23