Bir ay, bir gün

12 Mayıs 2019 Pazar

Değerli okurlarım zaman tünelinde hızla yol alıyoruz. Durma ve durdurma şansımızın olmadığını bilenlere ne mutlu. Ancak büyük çoğunluk hüsran içerisinde olduğunun farkında bile olmadan ömür hazinesinden tüketmeye devam ediyor.

Dünyanın döndüğünü nasıl fark edemiyorsak, aynı şekilde zaman tünelindeki hızımızı da idrak etmekten yoksunuz. İzafi bir kavram olan zaman, kimine göre geçmek bilmezken kimine göre ise vızır vızır geçiyor.

Yılda bir ay süreli ramazan-ı şerifin bir haftası geçti bile. Ömrü olanlar bayrama ne kadar da çabuk kavuştuklarını hayretler içerisinde algılayacaklar. Oruç ibadetini, hakkını vererek yerine getirenlerin hakkı olan bayram günlerinin verdiği hazzı damağımda bıraktığı tat ile yaşarken, bir güne sığdırılan anneler gününde aynı hazzı almadığımı itiraf etmeliyim. Seküler ve kapitalist toplumlarda annelerimizin misyonunu hakkını hukukunu hatırlamak sadece bir gün ile sınırlı ve vahşi kapitalizme kurban edilmiş durumda.

Sebebi, dünyamız olan eli öpülesi annelerimizi senede bir kez de olsa hatırlamaya ve hatırlatmaya matuf bu günün amacı keşke annelerimizi hatırlamak olsa diyesim gelir hep.

Nedenine gelince benzer başka günlerde olduğu gibi, tüketim toplumu olmanın ekmeğine yağ sürüyoruz ve bu günün evrenselleşmesi ile ilgili hafızamdan silinmeyecek gerçeklikler var.

Kendi değerlerimizden uzaklaşmış olmanın utancını hatırlarım anneler gününde. Anne dediğimizde kendi inancımızın ona lütfettiği değeri ve onların ayaklarının altına serilen cenneti hatırlamak dururken antik dönemlerin neidüğü belirsiz ladini referansları ile onların hakkını bir günde ödeşmenin mümkün olmadığına inanmamdan olsa gerek bu günü kutlamaya utanırım.

Amma ne yapalım gâvurların her şeyini sansürsüz almanın medenilik olduğu bir döneminde yaşıyoruz. Gücün ve kuvvetin egemen olduğu, kapitalist ahlaksızlığın modernlik sayıldığı günümüz dünyasında buna da şükür diyenleriniz olacak elbette. 

Nasrettin Hocanın olsun da 99 altın olsun rüyasındaki gibi bir kabul ile annelerimizi hatırlayanlardan olalım amma yedi gün yirmi dört saat onların hizmetinde olsak dahi haklarını ödemenin mümkün olmadığını da bilelim ve bildiklerimizle de amel edelim.

Sosyal medya ve soysuz tröstleri

Sosyal medya tüm dünyadaki gelişmişliğinden daha fazla ülkemizde gelişti ve artık onsuz bir hayatın olmayacağı da bir gerçeklik. Sosyal medyanın esâmesinin okunmadığı günlerde yaşamış bizim nesil bile bu bağımlılık zincirinin birer dişlisi olmuş durumda. Medya iletişimin önemli bir aracı. Yazılı görsel ve sosyal üç ana öge ile yapmayacağı bir şey yok. Dördüncü kuvvet olayı içine sindirememiş ve hep birinci olmuş.

Hayırlı hizmetlerde kullanıldığında önemli işlevleri ile güzelliklere vesile olurken yanlış kullanımında da insanı, insanlığı, devleti, erdemi, aklı, fikri, mantığı her şeyi yıkar yakar tarumar eder.

İletişim, taşıdığı yedi harfin gücünden çok daha fazla güce sahip bir kelime ve günümüz dünyasında gücü kudreti ve kuvveti tartışılmayacak kadar etkin algı ve olgu saptırma aracı olarak kullanılıyor. Soysuz sıfatını kullanma sebebim de bu gerçeklik zaten.

Körfez savaşında Amerika gâvurunun başlattığı haçlı seferi ile on binlerce Müslümanı katledip bunu tüm dünyaya barış için yaptığını ilan ettiği günlerde, dünyanın birçok yerinde yayın yapan CNN, Saddam’ın denize döktüğü(!) petrolde boğulan karabataklara ağıt yakıyor ve çevrecileri harekete geçiriyordu.

Son otuz yılda benzer öyle çok cinayetler gözlerimizin içine baka baka işlendi ki, hangi birisi dedirtecek cinsten. Algılar öyle palazlandırılarak olgu imiş gibi hafızalarda kazındı ki unutmamız mümkün değil.

Ülkemiz ve nerede ise tüm dünya bu soysuzluğun yaydığı uğursuzluğun bedelini ödüyor. Daha başka bedeller de ödenecek. Bizim gibi ülkeler bu bedeli daha ağır ödüyor. Sebebine gelince boynumuza yerleştirilen davulların tokmakları hâlâ elimizde değil. Elimize vermeye niyet eden de yok. Güç sahipleri vermemek içinde yeminli.

Aziz mübarek günde kimsenin moralini bozmaya niyetli değilim. Zaten moral değerlerimiz yeterinden fazla bozuk. Zalimlerin zulümleri ile ilgili tarihi kayıtlarda hiçbir değerin olmadığı açık. Onların acıma duygularına sığınmak gibi bir geçmişimiz olmamış.

Onurunu kaybedenler olmuş. Milletine ve onun değerlerine sırt çevirip zevahiri kurtarmaya çalışanlar da olmuş. Hainlerin yanında hep hadimleri de olmuş bir milletin evlatlarıyız. Yakın ve uzak geçmişimizde fetretler olmuş ama zilleti hiç yaşamamışız.

Rahmet ve mağfiret ayındayız. Beddua bizlere yakışmaz. Sövene dilsiz, dövene elsiz olmanın zorluğunu bilerek efendimiz (AS) kendisine ve ümmete yapılan her türlü eziyet karşısında “Ya Rab onlar bilmiyor. Bilseler böyle yapmazlar”  hadisi ile bugünkü makalemi tamamlamak istiyorum. 

Bugünlük de bu kadar.

Kalın sağlıcakla. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • ZeynepZeynep10 gün önce
    Sayın yazar duygularımıza tercüman oldunuz, hayırlı Ramazanlar.
  • Emine TutanEmine Tutan10 gün önce
    Ali hocam hayrılı sağlıklı ömürler diliyorum.Makalelerinizi okuyor okutuyor ve istifade ediyoruz.Hayırlı ramazanlar diliyorum