Güven sarsılınca...
Güven sarsılınca...
AHMET TALİB ÇELEN
İnsanız… İnanmak da, güvenmek de, şüphelenmek de, inanç ve güveni kaybetmek de fıtratımızda var.
İnanıp güvendiğimize bir yakınlık hissi duyar, güvenmediğimizden uzaklaşmak isteriz.
İnanmak ve güvenmek en temel hissî ihtiyaçlarımızdan. Eğer hiç kimseye inanıp güvenmeseydik dünyâ hayâtımız cehenneme dönerdi. İnsan, bütün kuvvetlerine rağmen aynı zamanda zayıf bir varlık. Hayâtın sayısız cilveleri ve görünüşleri karşısında tedirgin oluruz ve bir boşluk ânımızda yaslanacağımız duvarlar olsun isteriz. Yanımızda yürüyen dostlar, omzumuza dayanmış omuzlar…
İnsan yalnızlıktan ürker. “Yalnızlık Allah’a mahsus” demişler. Yaratılmış olduğumuz için yalnızlıktan korkarız. Bu yüzden bütün dünyevî alâkalardan kesilerek yalnız yaşayabilen insanı kahraman sayarız. Onunki de ancak beşerin kaldırabileceği kadar bir yalnızlıktır. Allah’a mahsus yalnızlığın gölgesi bile olamaz bu. Yalnızlık veyâ yalnız kalma ihtimâli ürperticidir. Bu sebeple bir dost çevresi ararız. Bu dostluğun temeli de elbette “güven-itimat” olacaktır. Öyle ki, en zor zamanlarımızda bile yanımızda olacağına güvendiğimiz insanlar bulunsun. Hiçbir menfaate bizi satmayacak dostlar…
Dernekler, partiler ve cemaatler insanın bu zor zamanda dayanacak duvar aramasından, yalnızlık korkusundan ve güven arayışından beslenir. Dünyânın bin bir hâli vardır ve başımıza bir iş geldiğinde yardım eli uzatacak bir topluluk olsun. Yalnız başına üstesinden gelemeyeceğim iş ve hizmetlerimde birlikten doğan güçle zorlukları aşabileyim. Bir başıma yaşamakta zorlandığım dînî hayatımı bir arkadaş çevresiyle daha başarılı yaşayabilirim ümîdinin netîcesini hepimiz biliyoruz.
Peygamber Efendimiz’in peygamberlik gelmeden önce “emîn-güvenilir” lâkabıyla anılması çok mühimdir. Önce “güven”. Peygamberliğin olmazsa olmaz husûsiyeti. Güven, sevgiden önce gelir ve aslında sevginin de şartıdır. Güvenmediğimizi sevemeyiz. Sağlam bir millet ve ümmette birbirine güven vardır. Güven/îtimat kalmadıysa birlik-berâberlik de sönmeye başlamış demektir.
Birbirine güvenen ve iyi yolda yardımlaşan insanlar olmamızı emir, teşvik ve tavsiye eden birkaç hadîs-i şerif:
“Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyâmet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünyâ ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünyâ ve âhirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.”
“Müslüman, dilinden ve elinden insanların selâmette olduğu kişidir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kişidir.”
“Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.”
“Allah Teâlâ (kıyâmet günü) şöyle buyurur: ‘Nerede benim rızâm için birbirlerini sevenler! Gölgem dışında hiçbir gölgenin olmadığı böyle bir günde onları kendi gölgemde gölgelendireceğim.”
“Bizi aldatan, bizden değildir.”
“Komşusunun, kendisine kötülük yapabileceği kaygısından kurtulamadığı kimse cennete giremez.”
Hadîs-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi insan güvendiği insanlar arasında, güvenli bir vasatta yaşamak istiyor. Bu, en temel fıtrî ihtiyaçlarımızdan birisi. Peygamber Efendimiz, Müslümanların birbirlerine güven vermelerini, güvenmelerini ve yardımlaşmalarını istiyor.
İşte bu fıtrî yönelişlerle dostlar ediniyoruz, birtakım dernek, vakıf ve sosyal-siyâsî-kültürel gruplara giriyoruz. Fıtrattan gelen bir rüzgârla sonsuz bir güvenle daldığımız ve hayâtımızı adadığımız bu gruplar ilelebet bu şekilde gitmeyebiliyor. Gün geliyor grup öyle bir yere savruluyor ki dünyânız yıkılıyor. Bütün dünyâ bu yanlışa düşse benim grubum düşmez dediğiniz bir hususta hayâl kırıklığı yaşayabiliyorsunuz. O zaman ister istemez kaseti başa sarıp “Ben/biz nerede hatâ yaptım/yaptık?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Nazan Bekiroğlu’nun dediği gibi:
Bir kere yalanla karşılaşmayagörsün insan, bin bir doğruyu da sorgulamaya başlıyor.”
Dostoyevski’ye diyecek hiçbir sözümüz kalmıyor:
Bir kez güven sarsıldı mı geri kalan her şey sâdece bir şüpheden ibârettir.