• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI
21 Eylül 2020

Başlarken

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Meleklerin bile bilmekten âciz kaldığı isimleri Hz. Âdem babamıza öğretene (Bakara, 31), kalemle yazmayı öğretene (Alak, 4) sayısız şükür. O, bildirmese biz bilmezdik. Eğer O’nun resulleri olmasaydı elimizi ağzımıza götürerek yemek yemeyi dahi bilemeyecektik belki de. 

İlk insandan bugüne insanoğlunun söz diye yazdığı/söylediği her şey, işte Allah’ın bu öğrettiklerinden nasiplerine düşen kırıntılardan ibârettir. 

Ve söz meydanının zirvesi Kur’ân-ı Kerîm’dir… Ondan önce bir benzeri söylenmedi ve O’ndan sonra da söylenemeyecektir. “Ya, onu uydurdu mu diyorlar? De ki: öyle ise haydin: onun misli bir sûre getirin ve Allah’tan başka kime gücünüz yeterse çağırın, eğer sadıksanız bunu yapın.” (Yunus, 38). 

Bu bir meydan okumadır ve bugüne kadar bunu yapabilen bir söz yiğidi çıkmamıştır. 

Bizi bu ilâhî kelâma muhâtap kılan, O’nun mü’mini olma şerefini bahşeden, O’nun karşısında haddimizi bildiren, taşkınlık yaptırmayan Allah’ımıza şükürler olsun. 

Eline kalem almış bir insan için belki de ilk şart haddini bilmektir. Kulluk hudutları içinde yaşadığını ve her şeyi bilemeyeceğini bilerek yazmak. Yediğimiz ekmek gibi bilginin ve bu bilgiyi ifâde etmenin de bir nasîp işi olduğunu derinden idrâk etmek… Ve nasîbine râzı olmak… Nasîbini önceden bilmediği için de dâimâ daha fazla öğrenmeye, daha güzel yazmaya, okuyucularının da kendisi üzerinden nasîbini artırmaya çalışmak… “Rabbim! benim ilmimi artır” de. (Tâ-Hâ, 114) İşte kalem sâhibinin bu dünyâda vazîfesi… 

Aklımız, müfekkiremiz olmasaydı ne konuşabilir, ne yazabilirdik. Öyleyse bu aklı, bu müfekkireyi lütfeden Mevlâ’ya ters düşmeden yazmalı. Onun Kitab’ına, Resûlüne ve bunların izince giden ilim-irfân ehline ters düşmeden yazmalı… Kudemâdan ders alıp kendi zamanımıza söz söylemek… İşte vüs’atimizce yapmamız gereken…

Söylediğini yaşamak söz sâhibinin üzerindeki bir mükellefiyettir. Yaşanmamış söz muhâtaba tesîr etmez. Bal yiyen kişinin “Bal yeme!” sözünün tesîr etmediği gibi… Yaşayan insanın sözünde farklı bir derinlik ve tesîr gücü vardır. Onu işittiğimizde ve okuduğumuzda sebebini îzâh edemediğimiz bir şekilde etkileniriz. Burada hemen belirtelim, yazan kişinin rûhu yazıya siner. Bu yüzden biz yazıyı okurken aslında yazarın içinde geziniriz. 

Bazı yazarlar parlak ve şâşaalı söz söylemeye meraklıdır. Öyle bir söz patlatsın ki şimşekler-yıldırımlar çaksın. Kelimelerin dansından gözler kamaşsın. Böylesi sözlerin tesiri de şimşeğin ışığı kadar devam eder. Kalıcı söz ve yazı gözleri kamaştırmaz, önümüze daimî bir ışık tutar. Bu ışıkla yol iz bulabiliriz. Söz öyle olmalı ki muhatabın aklını kendine takmamalı, okuyucu sadece fikri görmeli, takip etmeli. Sözün kötüsü de aşırı parlağı da dikkati kendi üzerine çeker. Dikkati fikir üzerine teksif edebilen söz güzel ve muvaffak bir sözdür. 

Samîmiyet de bir yazının olmazsa olmazıdır. Yazar söylediği sözde samîmî değilse okuyucu bunu derhal hisseder ve kendini o yazıya ve yazara kapatır. Okumaya devâm etmek istemez. Yazar, içinde duymadığı bir fikri ifade ediyorsa samîmî değildir. Bu yüzden yazar çilesini çekmediği fikri yazmamalıdır. Samimi yazıların kendine has bir rayihası vardır ve iyi okuyucu bunu derhal anlar ve ona göre tavrını alır. 

Bu ülkenin yazarı, bu milletin ve ümmetin adamı olmalıdır. Elbette farklı fikirleri olacaktır. Ama bu farklı fikirlerin de gayesi bir olmalıdır: Milletin ve ümmetin faydası… Başka ülke, devlet, gizli veya açık hain örgütlerin adamı olmak bu ülkenin yazarı için kabûl edilemez. 

Bu milletin yazarı milletinin binlerce yıllık birikimi olan diliyle yazmalıdır. Bin yıllık İslâm ortak kültür havzamızın kelimelerini çöpe atıp tamamen mâzîsiz, derinliksiz, mûsikîsiz ve seküler bir dil üreten devrimlerin diliyle yazmak bu milletin yazarına yakışmaz. 

Değerli dostlar, bugünden îtibâren Akit sayfalarında yazmaya başlıyorum. Yukarıda çizdiğim çerçeve içinde yazmaya gayret edeceğim. Eğitim, kültür, medeniyet, âile, ahlâkî ve millî değerlerimiz, Türkçemiz, edebiyâtımız… ağırlıklı mevzularımızdır. Hiçbir zaman bilgiçlik taslamayacağız, bir beşer olarak zaman zaman yanlışlar da yapabileceğimizi baştan kabul edeceğiz. Yanlışı düzeltmenin de bir fazîlet olduğuna inanıyoruz; öyle yapmaya çalışacağız. 

Sayfalarını bana açan Akit Gazetesi’ne teşekkürlerimi arz ediyorum. 

Duâlarınızı beklerim. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Süleyman Sırrı Dinçer

Hoş geldiniz sefalar getirdiniz Ahmet bey.Sizin hakkınızda İsminizden başka bilgiye sahip değiliz. Akit Ailesine hayırlı olmanızı dilerken bundan sonraki ilk yazınızda Okuduğumuz kişiye ait bazı bilgileri paylaşmanızı bekleriz.selamlar,saygılar.
  • Yanıtla

Salih

Sayın yazarım hayırlı olsun.Milletimizin en büyuk sorunu aile yapısındaki islama aykıri icraatlar(Kadın istihdamının önceliği ve teşviki,evliliğin sulandırılması,boşanmanın özendirilmesi) ve hukukundaki hukuksuzluklardır.Hdp yi pkk olarak göreceksin,AB istiyor diye Bizans sözleşmesinde onunla aynı çizgide olacaksın.Van minuteye,dünya 5'den büyüktüre nasıl destek veriyorsak,bu zalim sözleşmeyede olur verenleride en yüksek tondan kınıyoruz.Sizinde belirtiğiniz gibi,şükürler olsun bizler bu ilahi Kelam'a muhatabız.Görevi ne olursa olsun,müslüman samimi olmalı.Ayasofya'ibadete açabilen ikdidar daha samimi olmalı,milletimiz tarafından artık helal gibi görülen süresiz nafakanın haram olduğu bilinciyle boşanan insanlardaki husumeti devam ettirdiği bulgusu ile biran önce kaldırmalıdır.Özellikle bu konuda yazılarınızı görmek isteriz.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23