Soykırımcı İsraillilerden Galatasaray taraftarı üzerine ‘sinsi/hain’ plan!.!
Soykırımcı İsraillilerden Galatasaray taraftarı üzerine ‘sinsi/hain’ plan!.!
AHMET GÜLÜMSEYEN
Filistin’de akıllara durgunluk verecek derecede, şeytani duygular katliam yapan İsrail, şimdilerde kendini haklı çıkarmak peşinde. Katil sürülerinin yeni hedefi Galatasaray. Sporun çatı kuruluşları olarak tanımlanan UEFA, FIFA, FIBA ve IOC’yi etkisi altına alan ve bu kurumlarda söz sahibi olan (nasıl söz sahibi olduğu araştırılmalı) soykırımcı siyonist anlayış, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi Bodo/Glimt karşılaşmasında ‘Soykırımı durdurun’ (Stop The Genocide) ’ içerikli taraftarın açmış olduğu kareografiyi şikayet için UEFA’nın kapısını çaldı.
Filistin’de onbinlerce masum insanı katledip, yüz binlercesinin kardeşimizin yaraladığı süreçte, İsrail’i müsabakalardan men etmek yerine, katil sürülerinin müsabakalara katılım göstermesi duyarlı vicdanları yaraladı. Bugüne kadar İsrail’den yana tavır takınmalarını fırsata çevirmek isteyen spor kuruluşları, bırakın İsrail ve kulüplerini uluslararası müsabakalardan men edilmesini, Filistin’de tarihi soykırım gerçekleştirenlerin temsilcilerini, maçlarını hangi ülkelerde oynamaları için kendilerine ‘tercih’ seçeneği sunarak, skandal kararlara imza atmıştı. Bunun yanında, Ukrayna-Rusya savaşını gerekçe göstererek, Rusya’yı tüm uluslararası müsabakalardan men ederek çifte standart olarak yorumlanan skandal karara imza atması, hafızalarda ki yerini koruyor.
Böylesine tavizkâr süreçleri lehine çevirmek isteyen eli kanlı sürüleri, şimdilerde Galatasaray’ın ceza alması için alçakça planlar yapmaktadır. Tüm dünyadaki duyarlı vicdanların yanı sıra, Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Francesca Albanese’nin bile İsrail’in Gazze’deki saldırılarına “Buna savaş demeyin, Bu bir soykırım”, Avrupa Parlementosu (AP) üyesi Danilo Della Valle’nin “2024’te canlı yayında full HD izlediğimiz soykırım” demesine sadece iki örnek.
Bugün İsrail’in medyasının Galatasaray’a ceza verilmesi için UEFA’ya şikâyette bulunması, siyonist anlayışının destekleyicilerinin ‘kirli-barbar-katliamcı-soykırımcı’ yanı sıra, Siyonistlerin masadaki ‘lobi’ çalışmasının bir başka örneği. İmam-ı Şafi’nin ‘‘Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız?’ sorusuna verdiği ‘Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür.’ cevabı, İsrail’in Filistin’de ki soykırımını her defasında ‘boykot/protesto’ eden Galatasaray taraftarının ‘asil’ duruşunun bir kez daha takdir ediyoruz. Darısı diğer takım taraftarımıza…
UEFA, FIFA, IOC VE FIBA’NIN YAPAMADIĞINI BİZ YAPMAZ MIYIZ?
Biz düşüncelerimizi yazıya dökerken, şeytanla ortak akla sahip soykırımcı İsraillilerin boş durmadığını görüyoruz. Gözü dönmüş, kudurmuş katil sürüleri kendi içinde de barışık değil gibi gözüküyor. Gazze’de yaptığı soykırımdan dolayı uluslararası spordan men edilmesi istenen İsrail’de, bu örgütün iki takımı Maccabi Tel Aviv-Hapoel Tel Aviv arasındaki maç, şiddet eylemleri nedeniyle iptal oldu.
Tüm bunlar yaşanırken, Fenerbahçe ve Anadolu E.’ninde yer aldığı Avrupa Ligi’nde İsrail takımlarının 1 Ekim 2025 tarihinden itibaren iç saha maçlarını yeniden İsrail’de oynanması ilişkin haberler gündemde. Bu haberlerin üzerine Avrupa Ligi’nde yer alan Fenerbahçe ve Anadolu E.’den ‘21 Ekim 2025 tarihinde Avrupa Ligi yönetimi tarafından gayri resmi olarak gerçekleştirilen toplantıda, İsrail takımlarının maçlarına ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır.
Toplantının ardından Avrupa Ligi tarafından paylaşılan basın bülteninde ve Avrupa Ligi CEO'su Paulius Motiejunas'ın basın kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda karar sürecinde tüm üyelerin ortak görüşle hareket ettiği belirtilmiş olsa da söz konusu toplantıda herhangi bir oylama yapılmamış, sadece konunun takibi kararı alınmıştır…Konuya dair devletimizin ilgili kurumlarıyla ve Avrupa Ligi yönetimi ile görüşmelerimiz devam etmektedir. Gelişmeler kamuoyu ile paylaşılacaktır." şeklinde açıklama geldi.
Açıklamadan anlaşıldığı gibi, kapalı kapılar ardında konuşulanlar soykırımcı İsrail takımları lehine gibi gözüküyor. Buna rağmen, Fenerbahçe ve Anadolu E.’den ‘görüşmelerimiz değerlendirilecek’ yerine, net bir tavır ortaya koyarak ‘İsrail temsilcileriyle maçlarını oynamayacaklarını’ ilan etmeleri daha doğru ve yerinde bir karar olur. Bugüne kadar İsrail takımları lehine çalışan UEFA, FIFA, IOC ve FIBA gibi kuruluşlar İsrail’in menfaatlerine, siyonist aklına hizmet etmesi manasına gelecek, İstanbul’da güvenlik zafiyeti var diye ‘ırkçı(ayrılıkçı’ bir karara imza atarak, futbol ve basketbol takımlarımız yurt dışında, üstelik seyircisiz olarak oynatması, nasıl unutulabilir ki!
Burada Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu, Türkiye Basketbol Federasyonu’na çağrıda bulunuyoruz; ‘Fenerbahçe ve Anadolu E.’nin alacağı kararda tarafsız kalmayın. Bu çağrıyı yaparken, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Ukrayna’yı işgalden dolayı uluslararası sportif müsabakalarında Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlara dikkat çekerek, barbarlık sona erene kadar ne Rusya ne de İsrail hiçbir müsabakaya katılmamalı, şeklindeki tavrını hatırladık. Hatırlayalım/hatırlatalım ki, bugüne karşı İsrail’e takımlarının yanında olan uluslararası spor lobisine karşı dik bir tavrımız üzerinde etkili olsun….
SPOR VE SİYASET İLİŞKİSİNİN TARİHSEL ARKA PLANI
Akademisyen Dr.Görkem Turaç, FIFA’nın İsrail’i futbol organizasyonlarından men etmemesini ve uygulanan çifte standardı Anadolu Ajansı (aa) için kaleme almış. Makalenin spotunda ‘İsrail’in 2026 FIFA Dünya Kupası’ndan men edilip edilmeyeceği konusu, sadece bir turnuva meselesi değil; sporun siysal, etik ve insani boyutlarının kesiştiği bir sınavdır’ ifadelerinin yer aldığı yazıdan bir bölüm paylaşmak istiyoruz.
Paylaşalım ki, sporun sadece spor olmadığının bir başka ispatı olsun; “Modern spor, ideolojik olarak siyaset dışı bir alan olarak tanımlanmış olsa da tarihsel olarak hiçbir zaman siyasetten tam anlamıyla bağımsız olamamıştır. Olimpiyat Oyunları'ndan Dünya Kupası'na kadar birçok küresel organizasyon uluslararası ilişkilerin yumuşak güç unsurlarından biri olarak kullanılmıştır. Soğuk Savaş döneminde spor, sistemler arası rekabetin vitrini olmuş; apartheid döneminde Güney Afrika’ya uygulanan spor ambargosu, uluslararası toplumun ahlaki tepki araçlarından biri haline gelmiştir. 2. Dünya Savaşı sonrasında spor, iki kutuplu dünya düzeninde ideolojik rekabetin sahalarına taşındı.
ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki rekabet, olimpiyat madalya sıralamalarına ve dünya şampiyonalarına yansıdı. “Ping-pong diplomasisi” olarak bilinen 1971 Çin-ABD yakınlaşması, sporun diplomatik bir araç olarak kullanılabileceğinin simgesiydi. 1980 Moskova Olimpiyatları’nın ABD öncülüğünde boykot edilmesi ve 1984 Los Angeles Olimpiyatları’na Sovyet bloğunun misillemesi, sporun jeopolitik çekişmelerin doğrudan bir uzantısı haline geldiğini gösterdi.
Bu tarihsel örnekler, sporun “tarafsızlık” ilkesinin sınırlarını göstermektedir. Kurumsal olarak FIFA, tüzüğünde siyasetten bağımsız bir yapı olduğunu iddia etse de kararları çoğu zaman politik bağlamdan etkilenmiştir. 2022'de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla Rusya’nın tüm uluslararası müsabakalardan men edilmesi, bunun en güncel örneklerinden biridir. Dolayısıyla, İsrail konusunda farklı bir tutum benimsenmesi FIFA’nın bu ilkesini yeniden tartışmaya açmıştır.” (https://www.aa.com.tr/tr/analiz/sporun-siyasal-sinirlari-fifa-nin-israil-sinavi/3724513)
“BUZ KEZ KAZANAN SİLAHLAR DEĞİL, İNSANLIK OLDU”
Tüm dünyada olduğu gibi, Galatasaray taraftarının tribünlerden yükselen sesi, İsrail’in lanet okunması gereken bir kavim, Filistinlilerin ise yanında olunması gereken bir topluluk olduğunu gösterdi. Siyonist temsil eden anlayışın, uygulanan ambargodan dolayı savunmasız topraklarında masum insanlara karşı işlediği insanlık suçu, yüreğinde merhamet duygusu taşıyan tüm vicdanların harekete geçmesine neden oldu. Malatya’dan Abdullah Ergün beyefendi de o yüreğe sahip olanlardan.
Bizle paylaştığı ‘Gazze’deysen Umutlarından Vazgeçersin’ başlıklı yazısından bir bölüm alarak, bizde sizle paylaşmak istiyoruz. Rabbim yaşadıklarımızdan ders alıp, alınan mesajı hayatına yansıtanlardan eylesin bizleri; “Gazze’yi ziyaret eden İngiliz bir gazeteci, yıkıntılar arasında küçük bir çocuğa sorar: “Büyüyünce ne olacaksın?” O çocuk, dünyaya insanlığını hatırlatan o unutulmaz cümleyi kurar: “Biz hiç büyümeyeceğiz ki…”Bu söz, bir çocuğun ağzından çıkmış olabilir; ama içinde yıllardır Siyonistlerin uykularını kaçıran bütün bir halkın susturulmuş sesi, kaybolan hayalleri ve bitmeyen direnişi vardır.
Çünkü Gazze’de çocuklar büyüyemiyor. Her patlama sesinde biraz daha küçülüyor; umutları, gökyüzünü karartan duman bulutlarının altında kayboluyor.Ama yine de, bir gün kazanacakları zaferin kendilerine geleceğini çok iyi biliyorlar.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin açık desteğini alarak iki yılı aşkın süredir Gazze’ye ölüm yağdırıyor. Bu bombardıman sadece binaları değil, insanlığın ortak vicdanını da hedef aldı.Uzun süre sessiz kalan Batı, Gazze’de yaşanan insanlık dışı görüntülerin dünyaya servis edilmesiyle birlikte sessizliğini kırmak zorunda kaldı.
Stadyumlarda başlayan protestolar konserlere, ardından yüzbinlerin sokaklara dökülmesine dönüştü…Ama bir yandan da, yıkıntılar arasından yükselen çocuk sesleri, dualar ve direnişin o sarsılmaz iradesi gösteriyor ki; Gazze ölmedi. Gazze, insanlığın vicdanında direnişin adı oldu. Gazze’nin çocukları belki büyüyemeyecek…Ama onların hikâyesi, bu dünyanın her köşesinde insan olmayı hatırlamak isteyen herkesin yüreğinde büyümeye devam edecek.Trump’ın beklediği Nobel Barış Ödülü, iki yılı aşkın süredir bombalar altında yaşam mücadelesi veren; binlerce masum insanı toprağa veren Gazzelilerin hakkıydı.Çünkü Gazze, tüm dünyanın sustuğu yerde insanlığın onurunu koruyan bir halkın adıdır.
Siyonistler, tarih sayfasındaki kötü şöhretlerine en karanlık sayfayı ekleyerek, dünyanın büyük çoğunluğunun nefretini kazandılar.Bugün sağlanan ateşkes, sadece bir diplomatik metin değil; dünyanın “yeter artık” diyen vicdanının sesidir.Ve bu kez, kazanan silahlar değil; insanlık oldu.Gazze’de insanlık kazandı.”(https://www.malatyanethaber.com.tr/yazi/abdullah-ergun/gazze-deysen-umutlarindan-vazgecersin/5932/ )