• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Kameralı cennetin sahte sakinleri

30 Mayıs 2026
A


Ahmet Can Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Bir zamanlar insanların boşandığını duyardık, şimdilerde yerini birbirini takipten çıkmak aldı. Öyle bir zaman ki yaşadığımız; gerçek artık en sahte şekilde manipüle edilebiliyor. Otobüs beklerken iki kişi konuşuyordu. Biri ötekine şöyle dedi: “Ünlü bir çift artık birbirlerini takipten çıkmışlar.” Bu kadar normal bir şekilde söylendi.

Evet, bu ifadeyi on sene önce biri kullansa kimse ne demek olduğunu anlamazdı. Ama ünlü bir çift birbirini takipten çıktıysa bunun anlamı şuydu: Bir aile daha dağıldı.

Eski trajedilerin gürültüsü artık bir parmak kaydırmasıyla sessiz bir eyleme dönüştü. Önce birlikte çekilmiş fotoğraflar silinir, sonra videolar… Ve kullanılan uygulamalar artık yeni bir hayatı röntgenleme psikopatlığını düşürüverir önümüze. Onların pili bitmiştir. Yeni kurbanlar gereklidir bu devasa canavara.

Aslında rahatsız olduğum şey boşanmalar değil. İnsanlar anlaşamayabilirler. Ama bu ailelerin, sosyal medya önünde kusursuz bir ilişkide olduklarını her seferinde iftiharla göstermeleri tuhaf değil mi?

Güzel evler, pahalı eşyalar, kusursuz sürprizler, gülen mutlu çocuklar, sahil kasabalarında çekilmiş videolar, ağır çekim Şanzelize sokaklarına akmalar, yakışıklı babalar, güzel anneler, sağlıklı çocuklar… Para, seyahat, karizma, erdem, kibarlık, merhamet… Dünyada cennetin bir ön gösterimi gibi hayatlar…

Evet, sonu hepinizin bildiği gibi. Yani hiçbir şey olmamış gibi aniden çöküş… Bu kadar kusursuz bir ailenin bu kadar aniden veya basit bir sebepten çökmesi mümkün mü?

İşte tam bu noktada hepimiz aynı şeyleri düşünüyoruz. Bu kadar gözümüze sokulan bir hayat gerçek olabilir mi? Veya gerçekse bile; yoksul, evlenemeyen, çocuk hasretiyle yanan, kafasını sokacak bir evi olmayan, soğuktan tir tir titreyen, akşam ne yiyeceğini düşünen insanların canını yakmaz mı?


Ve insanların sürekli sergiledikleri şey artık mahremiyet değildir. Peki nedir? Mahremiyet bazen karanlığa ihtiyaç duyar. Bazen yalnızlığa, baş başa kalmaya… Tüm hayat gösteriye dönüşmeye başladıysa geriye yaşamak için ne kalır?

Bugün sosyal medyada osuruğunu bile paylaşan insanlar artık bir hayat yaşamıyor, sadece o hayatın yayınını yönetiyor. Bunlara argoda “osuruktan tayyare işler” deniliyor. “Günün argosunu öğrenmek, İbranice öğrenmekten daha değerlidir,” demişti H. D. Thoreau.

Şahsi kanaatim, İbranice’yi içeriye sızma yapmak için bile olsa öğrenmek gerektiği kanaatindeyim.

Tekrar konumuza dönelim; aslında yenen bir yemek değil, kaydedilen bir veri bu insanların hayatı. Sevilen çocuk değil orada gördüklerimiz; belgelenen çocuk. Yaşanan her şey kurgudan ibaret.


Yirmi beş yıl önce izlediğim The Truman Show filmini düşünüyorum bazen. O dönemlerde filmin hikâyesi fazlasıyla fantastik gelmişti. Bir adamın tüm hayatı görünmez kameralarla izleniyordu. Şimdi ise milyonlarca insan gönüllü olarak kendi Truman Show’larını yayınlıyor.

Zaman zaman yoksulluğu düşünürüm. Hâlâ dünyanın en acı, en yorucu, en trajik gerçeklerinden biridir. Soğuğu gerçekten yalnızca yoksullar hisseder. Açlığı da. Gelecek korkusunu da.

Ama işte bu mahrumiyetin içinde hâlâ korunabilen bir şey var: Gösteriye dönüşmemiş bir hayat. Kameraya çevrilmemiş bir acı. Reklama dönüştürülmemiş bir sevgi.

Bu yüzden sadece yoksullar gerçekten sevebilir.

Kur’an’da, Tevrat ve İncil’de malı saçıp savurma ve gösteriş gayesiyle harcama sert bir şekilde eleştirilir. Semavi dinlerin ortak konularının başında kibir ve gösterişi lanetlemek gelir. Malını gösteriş malzemesi yapanların çetin bir azapla karşılaşacağı bildirilir.

İslam şeriatında kadı, kamu vicdanını yaraladığı için gösteriş yapan kişiye ceza verme yetkisine sahiptir. Bu cezalar kınama, topluma rezil etme ve para cezası şeklinde gerçekleştirilir. Bugün Siyonist çoğunluğun uygulamadığı Yahudi şeriatında giyimde ve hayat tarzında aşırı lüksten kaçınmak kesin kuraldır. İncil’de, gösterişçilerin cehennemde susuzluk ve alevler içinde cezalandırıldığı yazar. Budizm’de gösterişin (upadana) kibir, açgözlülük ve cehaletten doğduğu söylenir. Kızılderililerde de gösteriş yapanlar kabile yaşlıları tarafından uyarılır ve kabileden dışlanır. Kimse onlarla konuşmaz, av etini paylaşmaz. O dönemde bu durum bir tür ölüm cezasıdır. Zerdüştlükte, gösteriş yapanlar en ağır günahlardan birini işlemişlerdir; öte dünyada Cinvat Köprüsü’nde çirkin, kötü kokulu bir cadı ile karşılaşırlar.


Tüm dinlerin bedduasını alan sonradan görme fenomenlerin hazırladığı bu gösteri çağı elbet kapanacak. Ve o gün geldiğinde, geriye ne yayınlanacak hayatları kalacak ne de o hayatı izleyecek kurbanları.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23