--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hapı yuttuk mu?!

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
73

Prof. Büyükusta diyor ki, “Bu nasıl oluyor, 80 milyonluk Türkiye, 1,5 milyarlık Çin’den daha fazla kimyasal ilaç kullanıyor!” Evet, “bu ifrid’den sualin kılını çekmez akıl”.

Hani sadece sağlık için para kaybetmiş olmuyoruz. Bu şekilde insanımızı sağlık diye zehirliyoruz. Çünkü kimyasal ilaçlar doğru bir şekilde kullanılmaması durumunda zarar verir. İlaçların kendi aralarındaki etkileşimi, ilaç-gıda etkileşimi, ilaç-çevre etkileşimi, hepsi sorun.

Bir 3. sorun; bu kimyasal ilaçların bazıları hastalığını tedavi etmiyor, bağımlı hale getiriyor. 

4. sorun, zorunlu olmadıkça, mesela bu ilaçlar yerine geleneksel, alternatif, bitkisel tedavi yöntemleri kullanılabilir. Daha etkili, daha ekonomik, daha kolay. Etken madde belli olduktan sonra, o etken maddeyi ihtiva eden gıdayı alınca sorun çözülüyorsa, neden konsantre, rafine, kimyasal olanı tercih ediyoruz ki! Kıkırdak dokuyu onarmak için kılçığı ile hamsi yemek ya da ayak paça, kelle paça içmek bu işi görüyorsa, bunu tavsiye etmek niye ayıp olsun. Ya da birçok vitamini mevsim sebze ve meyvelerinden alabiliriz.

Bunu şu CoVID sürecinde, bir kez daha yakından gördük. Bizim kafasını FDA, DSÖ’ye kiralamış Prof.larımız, “Kolonya” dedi ama “Kekik suyu” demeye uyandılar!.. Bir yıl geçti, daha yeni yeni, ayıp ya hu! Allah bize “Sığla” ağacı vermiş, reçinesi bütün yaralara şifa, ama maalesef kimin umurunda.

Dünyanın bitkisel droglar açısından en zengin ülkelerinin başında geliyoruz. Ama halimiz bu!

Doktoru bu kafayla, eczacısı, ziraatçısı, veterineri bu kafayla eğitiliyor üniversitelerimizde. Siyasetçisi, bürokratı böyle. Sermaye sahibi, üretmek yerine alıp satmayı tercih ediyor. Yazık, ayıp, günah ya hu!

Bu işte vebali olanlar, öbür dünyada bu global ilaç sanayicileri ile birlikte haşrolacaklar. FDA, DSÖ, FAO’cuların gittikleri yere gidecekler. Kim kimin yardımcısı ise onlarla birlikte olacaklar. Onlar onların Ensar’larıdır! Makam ve 3 kuruşluk menfaatleri uğruna davalarını satan bu adamlardan ne hayır beklenir. Bir de bu bozguncular, aramızda “ıslah edicileriz” diye dolaşıyorlar. Bu dünyada kimlerle beraberseniz, öbür dünyada onlarla beraber olacaksınız. Kapalı kapılar arkasında konuştuklarınızı gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah var. 

Bize hapı yutturdular. Zehirledikleri yetmiyormuş gibi, şimdi mRNA aşıları ile kökümüze kibrit suyu dökmeye hazırlanıyorlar sanki. O “m” neydi? “Messenger”. Yani “Haberci”, yani “Resul” demek. Ona ne yüklerseniz, sizin bedeninize o mesajı iletecek. Böyle bir “ifsad” kapısı açıyorlar. Hitler’in “Üstün insan” simyası gerçekleşiyor bu şekilde. Bu teknolojiyi sadece aşıda değil, yarın gıdada, başka ilaçlarda da kullanacaklar. Ve biz ilk kullanıcılardan biri olmak için hemen sıraya girdik. Türk-filan derken, işin içinden Bill Gates çıktı, kötü kokular gelmeye başladı ama bizim ayran gönüllü siyasetçi, bürokrat, iş adamlarımız kolları sıvadı bile. Onlar da bizi çok seviyorlar. Zaten bir Türk etiketi var. Bir de malzemeyi İstanbul’a getirip burada etiketlerlerse, Türk dünyasına, İslam dünyasına bu aşıyı daha kolay yükleyebilirler. İcabında o “Messenger”in “mesajı”nı bize özel de yapabilirler. (!?) Oooh ne rahat, yan-gel-de-yaaat!

Yahu Türk vatandaşları bulmamış bu mRNA teknolojisini. Bu teknolojiyi CoVID aşısına uygulamışlar. Tabi siz bu “komplo”lara inanmayacak kadar akıllısınız. Ne yani FDA’ya, DSÖ’ye inanmayacaksınız da, birilerine mi inanacaksınız. Devletimiz bu işi bilmiyor da, birileri mi biliyor!? Değil mi efem!.. Yine de siz bilirsiniz, buyurun, afiyet olsun. Ne diyebiliriz, kellim kellim la yenfağ! Durmak yok, yola devam!..

Hele durun daha size chip takacağız!?. “Kurbağa haşlaması” gibi. İlk adım HES’di. “Hayat eve sığar”mış! Sonra HES kodu! Bir adım sonrası chipli kolye ya da bileklik. Ardından deri altına chip. Köpeklerin ve atların başına gelen bizim de başımıza gelecek! Ve ardından gelsin “Global Health Pass.” Kolay yutmamız için “Türk dünyası” ve “İslam dünyası” için özel “ay yıldızlı”, hatta içinde ayet, hadis yazan Pass.lar bile hazırlayabilirler. “Bizim işadamları” da şimdiden bu iş için kolları sıvamış olmalı. Bu pastadan pay alabilirlerse, bir cami yaptırıp günahtan kurtulmayı uman, hatta bu işin fetvasını da bir şekilde almış bekleyen birileri beklemekte olsalar gerek.

Geçen gün Ankara’dan gelirken baktım arabanın ön camında hiç sinek ölüsü yok. Yazın da böyleydi. Zirai ilaçlar, zehirli gazlar, böcek mi bıraktı ki. Sanki onlar hayvan değil. Sanki onlar bir hikmet üzerine yaratılmadı!? Sıra kuşlara, arılara geldi zaten. Her tarafı zehirliyoruz. Tabiatla savaşıyoruz. Hava, su, toprak kirlendi. Onlar bize muhtaç değil, biz onlara muhtacız. Onların başına gelen bizim de başımıza gelecek.

Bitkileri ve böcekleri yok eden zirai İLAÇ(!)’lar serbest ama bunları besleyen kenevir yasak! Havayı zehirleyen endüstriyel uçucu gazlar serbest, oksijen üreten kenevir yasak. Neymiş, esrar varmış. Peki, aseton ya da tiner uyuşturucu olarak da kullanılan, insan sağlığı için çok daha zararlı bu kimyasallar niye serbest. Ses yok. Yılda 10 milyar liralık yasak ekilmiş kenevir yakılarak imha ediliyor. Sadece dişisinin tepe filizini değil de, o gövdeyi, niye yakarsınız, hem de toprağı kavurarak, canlıları öldürerek, havayı dumana boğarak! Anlayacağınız taşları toprağa bağlamışlar, köpekleri sokağa sağlamışlar. Memleket manzarası bu.

Şimdi CoVID korku pandemisi ile herkes yarın deprem mi olacak, kuraklık olacak susuz mu kalacağız, ya bir de elektrikler kesilirse.. Sürekli korku üretiliyor. Bütün insanlık bu korku ile ev hapsine mahkûm edildi, ölüm gösterilip adeta, ne olduğu daha tam belli olmayan bir salgına karşı ne idüğü belli olmayan bir aşıya razı edilmeye çalışılıyor.

Ohh be! Arabamızın ön camı pırıl pırıl. Neydi o günler, ölü böceklerin kurumuş cesetlerini kazı kazı çıkmazdı!? Bir karikatürist bu olayı 3 karede anlatmış. 20 yıl önce arabalarımızın camlarında sinek ölüleri vardı. 10 yıl oldu artık arabalarımız tertemiz ve yakın gelecekte, sinek ölüleri gibi, arabalarımızın ön koltuklarında şoförler de olmayacak. İnsanlar eliyle insansız bir dünyanın temelleri atılıyor. Hem de, kendi sırtlarında kendi cehennemlerine odun taşıyan birileri tarafından.

“İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım”.. 

Selam ve dua ile. 

 

Yorumlar

(73)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Misafir

11 Ocak 2021 21:22

Böyle bir gazetede çıplak reklamların bulunması bizi çok üzüyor. İlgililerden hassasiyet bekliyoruz

Fatih

11 Ocak 2021 10:10

Allah tam olarak da içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi halihazırda siyasal islamcı bir rejim eliyle helak ediyor zaten. Başımıza daha kötü ne gelecek?

Zaim

11 Ocak 2021 00:52

Sayın dilipak ağzınıza dilinize sağlık ama nafile bu millet acayip bir millet olduk her halde kalpleri mühürlü olsa gerek bu vurdum duymazlar böyle devam ederse başımıza daha büyük felaketleri kendi ellerimizle hazırlayacagız allah ıslah eylesin saygılar

Memory

11 Ocak 2021 00:41

Hocam, The Economist Dergisinin kapağında aşıyla ilgili önemli bir detay var.Kapakta aşı enjektörünün içindeki sıvı mavi ve yeşil renk tonlarıyla resmedilmiş. Mavi ve yeşili karıştırınca turkuaz rengini elde ederiz. Turkuaz Türk rengi olarak bilinir.Bunu sayın Cumhurbaşkanımız da ; "turkuaz milli rengimizdir" diyerek, dile getirmişti. Buradan şu sonuca ulasabiliriz ; The Economist Dergisi iki Türk doktorun (Uğur Şahin ve Özlem Tureci) üzerinde çalıştığı aşıyı öne çıkarıyor.

Ferhat

11 Ocak 2021 00:10

Allah ım islam devletini ve mūlkūnū gasp eden ve kendi zimmetine geçirerek kendi saltanatlarını kuran Ebu sufyan oğullarindan şefaat dileyen gafillere hidayet eyle. Mūslūmanlara feraset nasip eyle. Şefaat yarabbi

Ferhat

11 Ocak 2021 00:06

Mūslūmanlar islam mūlkūnū ve islam devletini gasp ederek kendi saltanatini kuran ūmeyyinoğullarindan Muaviyeyi çok sever. Çūnkū mūslūmanlar hilafeti Hz. Hasan dan gasp ederek kendine geçiren Muaviyeyi çok severler. mūslūmanlar hz. Muaviyenin babası hz. Ebu sufyanida çok sever mi? Ymūslūmanlar hz. Hamza nin ciğerini sökūp yiyen muaviyenin anasinida sever mi? Mūslūmanlar mūminlerin son emiri olan Hz. Hūseyinin başini kesen Muavi ye oğlu yezid i de severmi? Mūslūmanlar o kesilen başın resulallah efendimizin öpūp koklayip ciğerparem diye sevdiği kizi fatimadan olan torunun başinin olduğunu bilirmi? Mūslūmanlar hiç şura ve istişare ile yönetilen islam devletini yikan ūmeyyinoğullarini yūcelterek onlara boyun eğermi?

BÜLENT AYDIN

10 Ocak 2021 23:35

"Aydın" der ki; HANGİ YANA ÇEKELİM? Bir o yana, bir bu yana… Bazen de ortaya karışık! Ya Hu, nedir bu ‘yeni ortak değerler?’ Üstelik hem insanlığın tamamını bilâistisna kucaklayacak… Hem de inanç/kültür/renk ve köken ayırımlarını ortadan kaldıracak… 

Mustafa bozdoğan

10 Ocak 2021 23:30

Biz eskiden tarih yapmaktan tarih yazmaya zamanımız olmazdı derdik şimdi hocamın yazdıklarına bakarak biz baskalarının bilimsel çalışmalarını yazmaktan bilimsel çalışma yapmaya zaman bulamiyacağız

ali

10 Ocak 2021 22:54

az kaldi.

Selamunaleykum Ferhat

10 Ocak 2021 22:10

Bilgisayar ve internet Turkiye'ye 200 yil sonra girse halimiz ne olurdu???O zamanin bilgisayari da MATBAA idi ve GAVUR icadi diye Osmanli'ya 220 YIL gec girdi. Orda burda suclu aramayin, cokusun esas sebebin bu bagnazlik oldugunu anlamak icin 90 IQ bile yeter, tabii ard niyetli degilseniz. Ard niyetliyseniz size Yilmaz Ozdil'in SAZI gerekir!

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle