• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Soner Yalçın neden Marksist açıdan bakıyor da İslam penceresinden bakamıyor?

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Soner Yalçın neden Marksist açıdan bakıyor da İslam penceresinden bakamıyor?

Mirat Haber, Soner Yalçın’ın Türkiye’deki fon krizini “kâğıt ekonomisi”, “hayali sermaye” ve kapitalizmin yapısal çelişkileri üzerinden ele alan analizini mercek altına alıyor. Yalçın’ın sistemi sorgulayan soruları önemli olmakla birlikte, Mirat Haber açısından asıl dikkat çekici soru şu: Ekonomik sömürü ve adaletsizlik neden yalnızca Marksist kavramlarla sorgulanıyor da İslam’ın faiz, servetin belirli ellerde toplanması, emek-sermaye ilişkisi ve adalet anlayışı üzerinden ele alınmıyor?

Mirat Haber, Soner Yalçın’ın Türkiye’deki fon krizini “kâğıt ekonomisi”, “hayali sermaye” ve kapitalizmin yapısal çelişkileri üzerinden ele alan analizini mercek altına alıyor. Yalçın’ın sistemi sorgulayan soruları önemli olmakla birlikte, Mirat Haber açısından asıl dikkat çekici soru şu: Ekonomik sömürü ve adaletsizlik neden yalnızca Marksist kavramlarla sorgulanıyor da İslam’ın faiz, servetin belirli ellerde toplanması, emek-sermaye ilişkisi ve adalet anlayışı üzerinden ele alınmıyor?


 

Fon krizinde suçlu kim?

Gazeteci Soner Yalçın, Türkiye’de yaşanan fon krizine ilişkin değerlendirmelerinde önce krizin görünen aktörlerine dikkat çekiyor.

Yalçın’a göre bunların başında fon yöneticileri, denetleyici kurumlar ve yatırımcılar geliyor.

Fon yöneticilerinin yaptıkları işlemler, denetleyici kurumların zamanında müdahale edip etmediği ve yatırımcıların yüksek getiri beklentisiyle risk işaretlerini göz ardı edip etmediği tartışılıyor.

Ancak Yalçın, meselenin yalnızca bu üç aktör üzerinden açıklanamayacağını savunuyor.

Asıl sorunun, bu aktörleri aynı ekonomik davranışa yönelten sistem olduğunu belirten Yalçın, burada Marksist iktisadın kavramlarına başvuruyor.

Ve soruyu değiştiriyor:

Para neden üretime değil, finansal araçlara yöneliyor?

“Kâğıt ekonomisi” eleştirisi

Yalçın’ın analizinin merkezinde “kâğıt ekonomisi” olarak tanımladığı finansal yapı bulunuyor.

Marks’ın sermayeye ilişkin yaklaşımından hareket eden Yalçın, sermayenin temel amacının parayı daha fazla paraya dönüştürmek olduğunu savunuyor.

Üretim ise zaman, emek ve ciddi maliyet gerektiriyor.

Fabrika kurulması, makine alınması, işçi çalıştırılması, ürün üretilmesi ve bu ürünlerin pazarlanması gerekiyor. Üstelik bütün bu süreçlerin sonunda kâr elde edileceğinin garantisi de bulunmuyor.

Finans piyasalarında ise durum farklı.

Bir mali varlığın satın alınması, değerinin yükselmesi ve yatırımcının kâğıt üzerinde servet kazanması çok daha hızlı gerçekleşebiliyor.

Yalçın’ın Marks’tan hareketle yaptığı değerlendirmeye göre burada sermayenin, üretim ve emek sürecinden bağımsız şekilde kendi kendisini büyütüyormuş gibi görünmesi söz konusu.


 

Fonlar nasıl büyüyor?

Yalçın, fon krizinin mekanizmasını anlatırken özellikle düşük dolaşıma sahip hisseler üzerinden örnek veriyor.

Bir fonun piyasada az sayıda hissesi bulunan bir şirkete büyük miktarda para yatırması, hissenin fiyatını yukarı taşıyabiliyor.

Hisse yükseldikçe fonun değeri artıyor.

Fon yüksek getiri göstermeye başladığında yeni yatırımcıların ilgisi artıyor.

Yeni yatırımcıların getirdiği para da yeniden benzer finansal araçlara yöneliyor.

Böylece bir süre boyunca herkes kazanıyor görüntüsü ortaya çıkabiliyor.

Ancak burada kritik soru şu:

Şirket gerçekten aynı oranda büyüdü mü?

Yeni fabrikalar kuruldu mu?

Üretim arttı mı?

İhracat ve satışlar aynı oranda yükseldi mi?

Şirketin gerçek kârı, hisse fiyatındaki yükselişi karşılıyor mu?

Yalçın’ın analizindeki temel sorgulama noktası da burada ortaya çıkıyor. Eğer şirketin gerçek ekonomik büyüklüğü aynı oranda artmadığı halde finansal varlığının fiyatı katlanıyorsa, finansal değer ile reel ekonomik değer arasında bir kopuş meydana geliyor.

“Hayali sermaye” ne anlama geliyor?

Yalçın, bu noktada Karl Marx’ın “hayali sermaye” kavramına başvuruyor.

Buradaki “hayali” ifadesinin, ortada olmayan veya sahte bir parayı ifade etmediğini özellikle vurguluyor.

Şirket gerçek.

Hisse gerçek.

Fon gerçek.

Yatırımcının hesabında görünen rakam da piyasa fiyatına dayanıyor.

Ancak sorun, finansal varlığın değerinin şirketin gerçek üretim kapasitesinden çok daha hızlı yükselmesi ihtimalinde ortaya çıkıyor.

Bir şirketin fabrikası, üretimi ve kazancı büyük ölçüde aynı kalırken hissesinin birkaç ay içerisinde iki veya üç katına çıkması mümkün olabiliyor.

Bu durumda şirketin kendisi iki veya üç kat büyümemiş olsa bile, şirket üzerindeki finansal kâğıdın fiyatı katlanmış oluyor.


 

Asıl sınav herkes parasını çekmek istediğinde

Yalçın’a göre finansal sistemin gerçek sınavı, yatırımcıların aynı anda paralarını çekmek istemesiyle başlıyor.

Örneğin fonun hesabında 100 lira değerinde görünen bir hissenin gerçekten 100 liradan satılıp satılamayacağı ancak satış başladığında ortaya çıkıyor.

Yeterli alıcı bulunamazsa fiyat düşüyor.

Fiyat düşünce fonun toplam değeri geriliyor.

Bunun üzerine daha fazla yatırımcı parasını çekmek istiyor.

Daha fazla satış ise fiyatların daha da düşmesine yol açabiliyor.

Böylece birbirini besleyen bir satış ve değer kaybı süreci ortaya çıkabiliyor.

Yalçın bu nedenle krizin, yatırımcının parasını çekmeye başladığı anda değil, finansal değerlerin reel ekonomiden koparak büyümeye başladığı aşamada oluştuğunu savunuyor.


 

Peki neden sadece Marks?

İşte Mirat Haber açısından tartışmanın asıl önemli tarafı burada başlıyor.

Soner Yalçın’ın ortaya koyduğu soruların önemli bir kısmı, kapitalist ekonomik düzenin para, sermaye, üretim ve finans ilişkilerini sorguluyor.

Ancak aynı noktadan İslam’ın ekonomik adalet anlayışına bakmak mümkün değil mi?

Neden mesele yalnızca Marx’ın kavramlarıyla açıklanmak zorunda?

İslam, servetin toplum içerisinde belirli ellerde toplanmasını eleştirmiyor mu?

Faiz, borç, ticaret, emek, ölçü-tartı, haksız kazanç, karaborsa ve servet birikimi konusunda İslam’ın ortaya koyduğu son derece kapsamlı hükümler yok mu?

Kur’an’ın, servetin yalnızca zenginler arasında dolaşan bir güç haline gelmemesine ilişkin ortaya koyduğu ilke neden ekonomik sistem tartışmalarının dışında tutuluyor?

Dolayısıyla Mirat Haber açısından asıl soru şudur:

Marksist iktisadın kapitalizme yönelttiği eleştiriler konuşulurken, neden İslam’ın kapitalizmden çok daha önce ortaya koyduğu ekonomik adalet ölçüleri aynı cesaretle tartışılmıyor?


 

İslam da sömürü düzenini sorguluyor

İslam’ın ekonomik yaklaşımı yalnızca bireyin ibadet hayatıyla sınırlı değildir.

Kazancın meşruiyetinden ticaret ahlakına, faizin yasaklanmasından zekâta, mirastan borç ilişkilerine kadar ekonomik hayatın birçok alanında hükümler bulunmaktadır.

İslam açısından mesele yalnızca “zenginlik nasıl artırılır?” sorusu değildir.

Zenginlik nasıl kazanılıyor, nasıl dolaşıyor ve toplumun diğer kesimlerine karşı hangi sorumlulukları doğuruyor?

soruları da önem taşımaktadır.

Bu yönüyle bakıldığında, finansal sistemde ortaya çıkan adaletsizlikleri sorgulamak için yalnızca Marksist literatüre başvurmak zorunlu değildir.

Hatta Mirat Haber’in yaklaşımına göre Türkiye gibi Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülkede ekonomik meselelerin İslami perspektiften de ciddi biçimde tartışılması gerekir.

Kapitalizm eleştirisi İslam’dan bağımsız mı yapılmalı?

Soner Yalçın’ın yazısının sonunda ulaştığı temel soru açık:

Fon yöneticisinin, denetleyicinin ve yatırımcının hataları bütün krizi açıklamaya yeter mi?

Yalçın, bunun ötesine geçerek ekonomik düzenin kendisini sorguluyor ve kapitalizmin bu tabloda sorumluluğu olup olmadığını soruyor.

Mirat Haber ise bu sorunun daha da geriye götürülmesi gerektiği kanaatinde.

Çünkü mesele yalnızca “kapitalizmin suçu var mı?” sorusundan ibaret değil.

İnsan nasıl bir ekonomik düzen içerisinde yaşamalıdır?


 

Sermayenin sınırı nedir?

Zenginliğin toplum içerisindeki dolaşımı nasıl sağlanmalıdır?

Emek ile sermaye arasındaki ilişki hangi ahlaki esaslara dayanmalıdır?

Faiz ve finansal spekülasyon ekonomide nasıl bir rol oynamaktadır?

Bu soruların tamamı İslam düşüncesi içerisinde de karşılık bulmaktadır.

Sol da İslamcılar da aynı noktada buluşabilir mi?

Burada Türkiye açısından başka bir mesele daha ortaya çıkıyor.

Marksist veya sol düşünce içerisindeki bazı isimler kapitalizmin sömürü mekanizmalarını eleştirirken, İslami çevreler de ekonomik adaletsizliğe, faiz düzenine ve servetin belirli kesimlerde yoğunlaşmasına yönelik eleştiriler getirebiliyor.

Ancak iki yaklaşımın dünyaya ve insana bakışında temel farklılıklar bulunuyor.

Marksist analiz meseleyi sınıf, üretim ilişkileri ve sermaye üzerinden açıklarken, İslam ekonomik hayatı insanın Allah karşısındaki sorumluluğu, helal-haram ölçüsü, adalet, kul hakkı ve toplumsal dayanışma çerçevesinde değerlendiriyor.

Bu nedenle iki yaklaşımı aynı şeymiş gibi göstermek mümkün değil.

Fakat ekonomik adaletsizliğin sorgulanması noktasında ortak tartışma alanlarının bulunması da mümkündür.

Mirat Haber’den Soner Yalçın’a soru

Soner Yalçın’ın fon krizini yalnızca birkaç yatırımcının veya yöneticinin hatası olarak görmeyip sistemin işleyişini sorgulaması, tartışmanın daha geniş bir zemine taşınmasına imkân veriyor.


 

Fakat Mirat Haber’in sorusu şu:

Neden bu sorgulama Marksist pencereden yapılıyor da İslam penceresinden yapılmıyor?

Neden sermayenin üretimden koparak finansal kazanç peşinde koşması Marx üzerinden açıklanıyor da İslam’ın faiz, haksız kazanç, servetin dolaşımı, zekât, ticaret ahlakı ve toplumsal adalet anlayışı aynı masaya getirilmiyor?

Neden kapitalizmin ürettiği ekonomik sorunlara karşı İslam’ın ortaya koyduğu alternatif ekonomik ve ahlaki çerçeve daha güçlü biçimde tartışılmıyor?

Yoksa daha etkili ve sonuç alıcı cevaplar ortaya çıkmasından mı endişe ediliyor?

Mirat Haber’in yaklaşımına göre mesele yalnızca sağın veya solun meselesi değildir.

Sömürü düzeninin eleştirisi, hangi ideolojik pencereden yapılırsa yapılsın, insanın ve toplumun gerçek ihtiyaçlarını merkeze almak zorundadır.

İslam’a köstek olunarak da, İslam’ın ortaya koyduğu ekonomik ve ahlaki ölçüler görmezden gelinerek de Türkiye’nin ekonomik problemlerine kalıcı çözüm üretilemeyeceği savunulabilir.

Çünkü tartışılması gereken yalnızca “Kapitalizmin suçu var mı?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

İnsan, para ve servet karşısında nasıl bir ahlaki ve ekonomik düzene sahip olmalıdır?

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23