Kufe denince akla ilk gelen Hz. Ali efendimizin şehadeti. Miladi 630 yılında 63 yaşında şehid edilen Hz. Ali efendimizin 5 yıl süre ile halifelik yaptığı yer. Önce evini sonra da şehid edildiği yeri ziyaret ediyoruz. Burada da yoğun güvenlik önlemlerinin sebebini sormaya gerek yok. İslam dönemi ilk camilerinden olan Kufe Camii 1400 yıllık ve dimdik ayakta. İmam Ali mihrabı kilitli koruma altına alınmış. Kufe bizim için bambaşka anlamları da içinde barındırır.
Kerbela, ümmetin kanayan ve kanatılmaya müsait yarası. Şehre girişteki güvenlik önlemleri had safhada. İlk izlenimim Bağdat’a göre daha temiz ve sakin. Gezimiz Babil’den başlıyor. Dünya tarihine yön veren Ortadoğu’nun kalbi denecek Mezopotamya’dayız.
Babil, MÖ 1894’te kurulmuş bir imparatorluk. Sümerler, Asur ve Akadlar.
Babil kralı II. Nebukatnezar tarafından MÖ 575 yılında yaptırılan İştar Kapısı’ndan şehre ve saraya giriş ve saraydan günümüze kadar gelen kalıntılar. Sırtını Fırat nehrine dayamış olan sarayda kral tahtını fotoğraflıyoruz. Tahtın lotusu çalınmış. Kazılar devam ediyor, çünkü Babil’de bugün gördüklerimiz göreceklerimizin ancak yüzde 10’u. Büyük kısmı hâlâ toprak altında. Tarihin babası unvanlı Heredot’un bahsettiği asma bahçeleri, kule ve daha birçok kalıntı çıkarılmayı bekliyor.
Babil Kralı II. Nebukatnezar tarafından MÖ 575 yılında yaptırılan İştar Kapısı’ndan şehre giriliyor.
Sami kökenli bir halk olan Babiller Hammurabi döneminde altın devrini yaşamıştır. Yazıyı bulmaları, kanunla yönetilmeleri, zaman dilimleri ve astroloji ile ilgili buluşları, ay ve güneş tutulmalarının döngüselliği gibi pek çok alanda buluşlara imza atmışlar.
Harut ve Marut’un Babil’e indirildiği ve büyücülük yaparak insanlara zarar verenlere karşı mücadele ettikleri İslam kaynakları da dahil birçok kaynakta geçmekte.
Saddam’ın yaptırdığı Babil Sarayı, birçok yönden ibret alınacak dışındaki görkemi içine yansıtmayan mezbelelik halde ibret alanlar için hazır bekliyor.
Sarayın yapıldığı yer yüksek. Oradan bakıldığında göz görebildiği yere kadar bütün arazi hurmalık ve yemyeşil. Akşam üzeri Hz. Hüseyin ve kardeşi Abbas’ın türbelerini ziyaret ettim. Şiiler için kutsal olarak kabul ettikleri tüm mekanlar görkemli olmalı. Burası tam da böyle. Araç trafiğine kapalı olması hasebi ile yaya olarak etrafta gördüklerimizden ibretler alarak türbeye vasıl oluyoruz.
Saddam’ın yaptırdığı Babil Sarayı, birçok yönden ibret alınacak, dışındaki görkemi içine yansıtmayan mezbelelik halde ibret alanlar için hazır bekliyor.
Karşılıklı iki devasa türbe, aradaki geniş alan insan seli
Önce Hz. Hüseyin efendimizin şehadeti ile ilgili eserlerin sergilendiği İslam eserleri müzesini ziyaret ediyoruz. Osmanlı dedelerimizin bu müzede sergilenen eserlerini görmek, özellikle Abdulhamid hazretlerinin gönderdiği şamdanlar, İstanbul İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan Hz. Fatıma kutusunun replikası ve Hz. Hüseyin efendimizin özel eşyaları ve 16 bin kişinin ilmek ilmek ördüğü dünyadaki 10 halıdan biri olan halıyı da gördükten sonra cezbeli kalabalığın içerisinden zorlanarak da olsa mezarına varıyor dua ve niyazda bulunuyoruz.
Gecenin geç saatleri olmasına rağmen Hz. Hüseyin ve kardeşi Hz. Abbas’ın türbelerindeki insan kalabalığının azalmak yerine çoğaldığını görmek başka bir duygu. Mistik hava bölgeyi adeta efsunlamış.
Kerbela’dan Kufe’ye doğru yol boyunca kırmızı bayraklar dikkatimizi çekiyor.
Meğer bu Hz. Hüseyin’in intikamının alınmadığını ima ediyormuş ve intikam alınıncaya , yani kısas gerçekleşinceye kadar da gönderlerden indirilmeyecekmiş.
Siyah bayrakların matem bayrağı olduğunu biliyordum bunu da öğrenmiş oldum. Bu kafa değişmediği sürece Müslümanların işi zor. Yol boyu boş duran sağlı sollu tek katlı yapılar ve çadırların erbain yürüyüşünde milyonlarca insanın 40 gün boyunca dünyanın dört bir yanından Kerbela’ya doğru yürüyüşü sırasında işlev gördüğünü öğreniyoruz. Hüseyniye tekkeleri olarak isimlendirilen bu yerlerin kimisi hastane, kimisi eczane, kimisi market, dinlence yeri veya başka amaçlı kullanım için. Erbain yürüyüşünde yol boyu bu hizmetler ücretsiz ama zevkle yapılıyormuş.
Aşure gününden itibaren 40 günlük yaya bir yolculuktan sonra Kerbela’daki Hz Hasan ve kardeşi Abbas’ın türbelerine vasıl olunuyor.
Kufe denince akla ilk gelen Hz. Ali efendimizin şehadeti. Miladi 630 yılında 63 yaşında şehid edilen Ali efendimizin 5 yıl süre ile halifelik yaptığı yer. Önce evini sonra da şehid edildiği yeri ziyaret ediyoruz. Burada da yoğun güvenlik önlemlerinin sebebini sormaya gerek yok.
İslam dönemi ilk camilerinden olan Kufe Camii 1400 yıllık ve dimdik ayakta. İmam Ali mihrabı kilitli koruma altına alınmış. Kufe bizim için bambaşka anlamları da içinde barındırır. Hz. Ali Efendimize yakın komşu olmak için Şiiler, Irak’ta yakın ölenlerini bu beldeye gömmek istedikleri için yol boyu mezarlıkların içinden geçerek şehirden çıkıyoruz. Dünyanın en kalabalık mezarlığı unvanlı Vadi Selam Mezarlığı (Barış Vadisi) Necef’te. 7.5 milyon insan burada yatıyor. Güvenlik gerekçesi ile küçük bir bölümü gezilen bu mezarlıkta yok yok. Kat kat olan da var, yerin yedi kat altında olan da var.
İslam döneminin ilk camilerinden olan Kufe Camii...
Nasıriye'ye geldik
Buranın önemi de girişinde bulunan hapishanesi olunca tepeden tırnağa aranıyor ve uzun süre bekletiliyorsunuz.
DEAŞ’lılar ve Saddam dönemi sonu yargılananların yattığı hapishane.
Nasıriye’de Hz. Ali ve kardeşi Hz. Hüseyin efendilerimizin mezarının bulunduğu camiye giriyoruz. Giriş yoğun güvenlikli çünkü terör saldırılarının acısı hâlâ taze.
Nasıriye’ye 16 km mesafedeki Ur ikinci uğrak yerimiz. 2019 yılında papanın ziyareti ile ismi duyulan Ur’da da bir medeniyet var. Hem de öyle bir medeniyet ki, Hz. İbrahimin babası Azer ve Hz. İbrahim burada doğmuş ve yaşamış. Papa, Ur ziyaretinde ortak atalarımızın topraklarındayız derken kastetmek istediği şey bu olsa gerek.
Bölgeye zikar deniyor
MÖ 3800’lü yıllarda kurulmuş bu medeniyet. Tanrılarına Sin diyorlar.
Tapınakları Ziggurat.
Zigguratlar; Sümer, Akad, Babilliler ve Asur tapınakları Zigguratlar kat kat ve üst katları gözetleme kulesi. Hz. İbrahim’in babası Azer bu tapınaklara put yapıyor. Sanatı bu. Hz. İbrahim de bu putları tapınaklara taşıyor. Gün geçiyor, zaman geçiyor.
Hz. İbrahim'in babası Azer, bu tapınaklara put yapıyordu
Zigguratlar; Sümer, Akad, Babiller ve Asur tapınakları Zigguratlar, kat kat ve üst katları gözetleme kulesi. Hz İbrahim’in babası Azer bu tapınaklara put yapıyor. Sanatı bu.
Hz. İbrahim aya yıldıza güneşe bakıyor hepsinin kaybolmasından yola çıkarak Allah ile buluşuyor ve bu süreçte yaşadıklarını Kur’an bize haber veriyor. Vahiyle gelen ilham tapınaktaki putları kırmasına sebep oluyor. Hammurabi kanunlarında put kırmanın cezası yakılmak olunca da cezasını çekmek için Babil’e getirilip ceza infazı sırasında yaşananlardan dolayı da ülkeyi terk etmesi ve sonrası yaşanıyor.
Kur’an bunu bizim anlayacağımız bir şekilde açık seçik bildiriyor.
Ur daire şeklinde planlı.
Kalıntılarda Zigguratlar, duvarlarında kanunların yazılı olduğu mahkeme salonu, kral Ur-Nammu’nun oğlu Şolki’nin müzik konservatuarı ve müzik aletleri, kral mezarları ve değerli eşyalardan bugüne kadar gelmiş olanları görmek mümkün.
Mezopotamya’da yaşamış toplumlarda nerede ise her eylem müzikle yapıldığından müzikle ilgili kalıntılar fazla.
Mezopotamya medeniyeti kalıntılarında; toprak kerpiçler ve yapıştırıcı olarak da zift kullanıldığını görüyoruz.
Ur’da arkeolojik kazılar halen devam ediyor. Arkeolog Leonardoli kalıntılarda Nuh tufanı kalıntılarına rastladığını söylemiş. Teyide muhtaç bir açıklama.
Merhum Fuat Sezgin hocamız İslam medeniyetini Endülüs’ten değil Bağdat’tan başladı der.
İki nehrin arası anlamına gelen Mezopotamya böyle bir yer ve insanlığın bu topraklardan başladığı da bir gerçek.
Hz. Ali efendimiz için anlatılır, “Babil’de askerlerinin bir mabede attığı çöpleri görünce çöp, içinde ibadet edilen bir mabede atılmaz” der.
Tarihin derinliklerinde yolumuza devam ederek Sümerlerin yaşadığı halen de içinde yaşayanların olduğu evlere geldik.
Mezopotamya bataklıklarındayız. Ortadoğu’nun en büyük bataklıklarında tekne gezisi denemeye değer. Dicle ve Fırat nehirlerinin buluşmaya başladığı yerlerdeki bataklıklar UNESCO’nu koruması alanında.
Bataklık etrafındaki kamıştan yapılı evlerde yaşam devam ediyor.
Teknelerle sağlanan ulaşımda bataklıklar içinde yüzen büyükbaş hayvanlarla birlikte tekne gezimiz hafızalarımızda bir anı olarak kalacak.
Sümer evlerde yaşayan insanlarla beraber olduk. Burada yaşayanların ata mesleği; balıkçılık, tarım, hayvancılık ve az da olsa turizm. Basra, İran-Irak savaşının unutulmaz şehri. Şattul Arap su yolu da öyle.
Basra’ya yaklaştıkça sağlı sollu yıkık dökük evlerden de anlıyoruz ki, acımasız savaşlara stüdyo olmanın bedeli ödeniyor.
Zengin petrol yatakları olan bölge İngiliz gavurunun çizmeleri altında adeta ezilmiş.
Nasıl da aldatılmıştık
Bir hafta boyunca bir uçtan bir uca gezdiğim Irak topraklarında çeyrek asır başkanlık yapmış Saddam’a ait bırakın eseri nerede ise bir kelime dahi bulamamak çok enteresan geldi bana.
Müzelerde, caddelerde ve tüm mekanlarda Saddam diye bir kişinin yaşadığına dair bir bilgi veya belgeye rastlamayınca aklıma cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında Osmanlı dedelerimizden iz bırakmayanları hatırladım. Yakın tarih kitapları hâlâ geçmişle kavga etme hastalığından vazgeçmemiş durumda.
Saddam’ın ne kadar zalim olduğunu bilen bir kişi olarak, ondan daha fazlasını işleyen birçok zalim lider dünyamızda canlısı ile ölüsü ile arzı endam ederken Saddam’ın bir kurban bayramı sabahında asılarak tarih sahnesinden silinmesi doğrusu düşünmeye değer.
Basra'da Sidre ağacı
Basra’da Dicle nehrinin yanı başında kurumuş sidre ağacı, bu ağaçla ilgili çeşitli rivayetlerin olması ağaç ziyaretçilerini çoğaltmış. Yüce kitabımız Kur’an’da ismi zikredilen dört ağaçtan biri olan sidre ağacı, Adem (AS) ile Havva validemizin cennetten kovulmasına sebep olduğu da rivayetler arasında.
Eskişehir, UNESCO korumasında
Basra’nın kalbi Eskişehir UNESCO koruması altına alınmış ve yoğun bir tadilat devam ediyor. Osmanlı dedelerimizden kalma cumbalı eyvanlı iki katlı Basra evleri bir bir elden geçiriliyor. Bir kısmı müze haline getirilmiş ve turistlerin gezmesi için düzenlenmiş. Müze evlerden bir tanesinin içini gezerek yakın tarih Basra’da ev yaşamını detayları ile gördük. Duvar resimlerinde ise geçmiş dönem Basra insanının yaşadıklarına şahitlik ettik.
Basra Müzesi
Müze evler 100-150 yıllık ve o yıllarda kullandıkları eşyaları ile olduğu gibi sergilenmiş durumda. Basra Müzesi, Saddam döneminde saray olarak inşa edilen burasını, İngilizler yakıp yıktıkları Basra’da günah çıkarmak müze olarak dizayn etmişler. Bu müzede; Sümer, Babil, Asur ve İslam dönemine ait eserleri gördük. Sümer dönemi lahidler, Babil dönemi muhasebe, alış veriş ve nikah kayıtları ve İslam dönemine ait çeşitli objeler görülmeye değer.
Abdulhamid’in gönderdiği şamdanlar
Abdulhamid hazretlerinin gönderdiği şamdanlar, İstanbul İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan Hz. Fatıma kutusunun replikası ve Hz. Hüseyin efendimizin özel eşyaları İslam Eserleri Müzesi’nde sergileniyor.
Karabatakları görmedim
Basra körfezinde tekne gezisi ile Dicle ve Fırat nehirlerinin buluştuğu Şattülarap su yolunda ve dünyanın en uzun köprüleri sıralamasına giren Basra köprüsünün altından geçerek uzunca bir tekne gezisi yaptık. Acımasız savaştan kalan bir gemi yarı batmış olarak Basra körfezinde ibretlik olarak duruyor. Gezi sırasında, ABD işgalcilerinin CNN televizyonunda sık aralıklarla dünyaya servis ettiği petrole bulanmış çaresiz Karabatak görüntülerini hatırladım.
Acımasız gavur, Basra körfezinde taş üstünde taş bırakmazken dünyayı bu kuşlarla oyalamıştı.
-BİTTİ-









