• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Denizolgun’un ölümünde FETÖ izi belirginleşiyor

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Denizolgun’un ölümünde FETÖ izi belirginleşiyor

Süleymancılar Cemaati lideri, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılında şüpheli şekilde hayatını kaybetmesinin altında FETÖ’nün baş şüpheli olduğunu vurgulayan Avukat Cengiz Ocakçı, “Denizolgun cinayetinde takip edilen usul ve yöntem FETÖ’nün bu olayla bağlantısını güçlendiriyor” derken, Güvenlik Uzmanı Salih Aydemir, 1990-1996 yılları arasındaki karanlık dönemde işlenen faili meçhullerin izini FETÖ’nün sildiğini hatırlattı.

Eski Ulaştırma Bakanı ve Süleymancılar Cemaati Lideri Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016 tarihinde şüpheli şekilde hayatını kaybetmesine ilişkin yürütülen soruşturmada yeni bilirkişi raporu ve kritik deliller dosyaya girdi. Bilirkişi raporunda; 2016 yılında çekilen ancak soruşturma kapsamında yeniden incelenen otopsi fotoğrafları ve video kayıtlarına göre, Denizolgun’un sağ meme alt kısmından göğüs ortasına doğru sıralanan 4 ayrı ekimotik alan tespit edildiği bildirildi. Raporda ekimozların altındaki dokularda da kanama bulunduğu belirtilerek, bunun söz konusu lezyonların ölümden önce meydana geldiğini gösterdiği değerlendirmesi yapıldı.


 

BİLİRKİŞİ RAPORU CİNAYETE İŞARET EDİYOR

Bilirkişi raporunda, lezyonların büyüklük ve göğüsteki yerleşimlerini dikkate alarak, bir kişinin Denizolgun’un göğsüne diziyle basarken ağız ve burnunu bir yastıkla kapatarak nefessiz bırakmasının mümkün olduğu değerlendirmesine yer verdi. Bilirkişi, mevcut görüntüler üzerinden Denizolgun’un bu şekilde öldürüldüğünün bilimsel ve objektif olarak dışlanamayacağını vurguladı ve yeni adli tıbbi incelemelere işaret etti. Bilirkişi raporunda, Denizolgun’un 2016 yılında yapılan otopsisi sonucunda ölümünün “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olduğu yönünde hazırlanan rapor da sorgulanarak, Denizolgun’un daha önce milletvekilliği ve bakanlık yapmış bir kişi olması ve şüpheli şekilde hayatını kaybettiğine yönelik iddiaların bulunması nedeniyle otopsinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesinin beklenmesi gerektiği belirtildi ve mevcut otopsi sonucunun açıkça “adli tıbbi bir eksiklik” içerdiği vurgulandı. Bilirkişi raporunda ayrıca ölüm nedeninin vücutta bulunan kimyasal maddeler veya bunların etkileri dışında gelişen travmatik olmayan beyin kanamasına bağlı olduğunun söylenebilmesi için yeterli objektif verilerin bulunmadığı da kaydedildi. Raporda ayrıca 2016 yılında gerçekleştirilen toksikolojik inceleme verilerine dikkat çekilerek, Denizolgun’un otopsisinde gerek dokularda gerekse cenazenin çürüme sıvılarında; baryum, arsenik, kadmiyum, cıva ve nikel gibi ağır metallere rastlandığı, ancak raporda bu ağır metallerin seviyelerinin düzey olarak belirtilmediğine işaret edildi. Bilirkişi, tespit edilen miktarların vücutta bulunabilecek seviyelerle uyumlu olup olmadığının değerlendirilemediğini belirtirken, Denizolgun’un cinayete kurban gitmiş olabileceğine ilişkin şüpheler de arttı.


 

“AKİT BAŞARILI BİR GAZETECİLİK ÖRNEĞİ SERGİLEDİ”

Konuya ilişkin geçtiğimiz pazar günü Akit Gazetesi’ne verdiği röportajda, olayın, FETÖ’nün de karışmış olabileceği bir cinayet olduğuna ilişkin şüpheleri dile getiren Avukat Cengiz Ocakçı, yeni bilirkişi raporundaki bulguları tekrar Akit’e yorumladı. Ocakçı; “Olaya ilişkin bilirkişi raporu açıklanarak soruşturmanın devam edeceği belirtildi. Ama bilirkişi raporu açıklanmadan önce de Akit aynı bulgulara ve aynı olayları ortaya koyarak, söz konusu olay hakkında başarılı bir gazetecilik örneği sergiledi. Bunu da şu anki bilirkişi raporunda gerçekleşmiş olarak görüyoruz. Bu noktada ben Akit’i tebrik ediyorum. Tabii Akit’e yaptığımız değerlendirmede, merhum Turgut Özal’ın ölümünden de örnekler vererek bilgi, belge, şahitlikler ışığında Denizolgun cinayetine ilişkin kanaatimizi belirtmiştik. Hatta ceset tamamen çürüse bile topraktan alınan numunelerden bazı ağır metallerin, zehirlerin tespit edilebileceğini anlatmıştık. Şu anda görüyoruz ki bilirkişi raporunda, topraktan alınan numunelerin bir kısmında da ağır metaller bulundu. Şu ana kadar oluşmuş 10 yıl önceki bilgiler, belgeler ve fethi kabir neticesinde oluşmuş olan yeni bilgi ve bulgularla olay çok daha net ve anlaşılır hale gelecek. Ama şu an bile ulaşılan bilgi, belgelerden bir tanesinin bile söz konusu olan olayda artık olayın cinayet olduğuna kesin kanaat getirmemize yeteceğini yine Akit yazmıştı. Söz konusu olayda görülüyor ki, Arif Ahmet Denizolgun’un vefatından 36 saat sonra olayın üzerine gidiliyor, polise haber veriliyor. Bu bile bu işin bir cinayet ve öldürme olduğunu koydu ve sıra suç faillerinin, katillerin isimlerinin açıklanmasına geldi. Biz bu tür olayları, cinayetleri daha önce FETÖ ile ilişkili olaylarda da gördük. FETÖ, aynı şekilde aynı usul aynı yöntemleri takip etmek suretiyle kriminal olaylarının içerisine giriyordu. Dolayısıyla bunlar birbirlerini tamamlayan bir suç örgütü zincirinin halkaları gibiler. Bu halkanın en başta olan, abi olan kısmı da FETÖ. Dolayısıyla FETÖ’nün üzerinden yürüyordu bu tür olaylar. Denizolgun cinayetinde takip edilen usul yönünden, yöntem yönünden, FETÖ’nün bu olayla bağlantı olabileceği değerlendirilecektir. Ben bu vesileyle, sokaklara çıkan, eylem yapan ve aldatılan kardeşlerime artık gerçekleri görmelerini tavsiye ediyorum. Bu tür suç örgütlerinin, katillerin, hırsızların, parayı irtikap edenlerin, İslami hizmet adı altında, Kur’an hizmeti altında toplanan paraları nerelere harcadığının artık görmelerini, bu noktada tedbir almalarını, bu işin savunucusu olmamalarını kendilerine salık veriyorum” görüşünü dile getirdi.


 

“SORUŞTURMA BİRİMİ ELİNDEKİ DELİLLERLE ÜÇGENİ TAMAMLAMIŞTIR”

Güvenlik ve Terör Uzmanı Salih Aydemir de şu değerlendirmeyi yaptı: “Arif Ahmet Denizolgun ölümü ile ilgili yapılan çalışmaların, Adalet Bakanlığı’nın kısa zaman önce kurduğu Faili Meçhuller Dairesi’nin kapsamında yer alması gerekirken, geçtiğimiz günlerde Alihan Kuriş suç örgütüne yapılan operasyonla ülkenin gündemine gelmiştir. Bu vesileyle, Türkiye’nin 1990-1996 arası yaşadığı karanlık dönemin, 6 Kasım 1996 yılında Susurluk kazasından sonra girilen yeni bir dönemin, ardından 2000’li yıllarda başlayan FETÖ terör örgütünün arkasında çıktığı birçok faili meçhul cinayetin; 17/25 Aralık ve 15 Temmuz hain darbe girişimi sonucunda ortaya çıkan soruşturmalar, itiraflar ve ifade tutanaklarından anlaşıldığını anlatmak istiyorum. Yani bir nevi ülke, 90’lı yılların karanlığına tekrar sürüklenmiştir. Bu dönemin tek farkı, FETÖ bu faili meçhulleri işlerken, yasal zeminde araştırmaların kurumlara sızmış kripto FETÖ üyeleri vasıtasıyla üstünü kolay örtülebilir duruma getirmişlerdir. Bu faili meçhuller arasında hepimizin iyi bildiği gibi ASELSAN mühendisleri cinayetleri, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu cinayeti, Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay, Ergenekon, Balyoz gibi devasa bir faili meçhuller listesi, FETÖ terör örgütünün yapmış olduğu taşeronluğun en çarpıcı örnekleridir. 2016 yılında vefat eden eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümü de diğerlerine benziyor. FETÖ terör örgütünün gizli kalan ve aydınlığa çıkacak ne kadar faili meçhul cinayeti ve olayı olduğunu Allah bilir. Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünü şüpheli hale getiren bulgulara bakacak olursak; Soruşturma birimi elindeki deliller ile üçgeni tamamlamıştır. Nedir bu üçgenin birinci kenarı? Şüpheli ifadeleri. İkinci kenar; otopsiyi yapan doktorların FETÖ bağlantıları. Üçüncü kenar ise yeni bilirkişi raporlarında çıkan zehirli maddeler, ekimoz ve lezyonlardır. Artık üçgeni tamamlayan soruşturma ekibi, operasyonu üçgenin dışına çıkararak soruşturmayı daha geniş bir çerçevede sürdürecektir”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Kutsalın Gölgesinde Kamufle Olan Tehdit: Kavramsal Maskeler ve Organize Suç Yapıları Toplumsal yapıların en hassas ve istismara en açık damarlarından biri, inanç ve aidiyet duygularının kurumsallaşmış halleridir. Tarih boyunca safiyane duygularla bir araya gelen topluluklar, zaman zaman bu samimiyeti kendi karanlık emellerine basamak yapmak isteyen yapıların hedefi olmuştur. Bugün sosyolojik birer olgu olan "cemaat" veya "tarikat" gibi kavramların, devletin ve toplumun kılcal damarlarına sızarak suç işleyen organizasyonlar için birer siper olarak kullanılması, karşı karşıya kalınan tehdidin boyutunu ve niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu noktada en büyük yanılgı, suç odağı haline gelmiş, legal görünümlü illegal yapıları hâlâ geleneksel inanç gruplarının terminolojisiyle tanımlamaya çalışmaktır. Oysa karşımızda duran gerçek; kutsal değerleri kendine mevzi yapmış, her türlü ahlaki sınırın ötesine geçmiş, adeta birer suç ve terör şebekesine dönüşmüş organizasyonlardır. Bu tür yapıların en belirgin stratejisi, toplumun vicdanında kredisi olan kavramların arkasına saklanarak kendilerine dokunulmazlık alanı yaratmaktır. Eğitim, yardım severlik veya dini tebliğ gibi meşru vitrinlerin arkasında; şantaj, kumpas, devlet kadrolarına sızma ve finansal manipülasyon gibi organize suç faaliyetleri yürütülür. Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki şüpheli ölümü etrafında dönen iddialar ve hukuki süreçler de bu karanlık metodolojinin somut birer yansıması olarak okunabilir. Hedef alınan yapıları ele geçirmek, yönlendirmek veya tasfiye etmek amacıyla devreye sokulan operasyonel usuller; sinsi bir sızma hareketinin, itibar suikastlarının ve nihayetinde şüpheli fiziki tasfiyelerin organize birer akıl tarafından yürütüldüğünü göstermektedir. Bir yapıyı tehlikeli kılan, sadece sahip olduğu silahlı güç değil, aynı zamanda toplumun zihin dünyasını felç edebilme kapasitesidir. Kendi amaçları uğruna her türlü hile ve desiseyi mubah gören bu şebekeler, adeta girdikleri her alanı kirleten birer zehirli sarmaşık gibi hareket ederler. Devletin egemenlik yetkisini, hukukun üstünlüğünü ve toplumun inanç dünyasını eş zamanlı olarak hedef alan bu organizasyonlara karşı yürütülecek mücadele, her şeyden önce doğru bir kavramsal netlik gerektirir. Bunları sosyolojik birer topluluk olarak nitelendirmek, farkında olmadan onların meşruiyet zeminine hizmet etmek anlamına gelir. Maskesi ne kadar "kutsal" veya "insani" olursa olsun, devletin varlığına, milletin iradesine ve bireyin özgürlüğüne kasteden her oluşum, doğası gereği bir çıkar ve terör örgütüdür. Hukukun asli görevi, bu yapıların vitrinindeki yanıltıcı etiketlere değil, tezgahın arkasında işlenen organize suçlara bakmaktır. Toplumsal bağları koparan ve devleti içeriden çürütmeyi hedefleyen bu nitelikli tehdide karşı en etkili panzehir; uyanık bir toplumsal hafıza, tavizsiz bir hukuki irade ve kavramların doğru bir şekilde konumlandırılmasıdır.

tug

dış istihbarat bağlantılı (fetö gibi) bütün bu tip organizasyonlar /kulüpler/cemaatler/dernekler/vakıflar/ vs. vs devlet tarafından sıkı bir şekilde takip edilmeli,
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23