• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Bu hesaplar niye hep ahirete kalıyor?

Yeniakit Publisher
2020-11-01 21:44:00 - 2020-11-01 22:40:42

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Bu hesaplar niye hep ahirete kalıyor?

Hasan Karakaya'nın, “Size kimse ‘abi’ demeyecek” ifadeleriyle hikayesini anlattığı o günkü İmam Hatip öğrencisi, bugünkü gazetemiz yazarı Halil Kışlacık, İmam Hatiplerin orta kısmının kapatılmasını yazdı...

Gazetemiz yazarı Halil Kışlacık, 8 yıl kesintisiz eğitim yasası ile İmam Hatiplerin orta kısmı kapatıldığında, İHO öğrencisi idi. Ve Hasan Karakaya, Halil Kışlacık ve onbinlerce İHO öğrencisi için, artık o okullara yeni öğrenci alınmayacağı için, “Size kimse ‘abi’ demeyecek” hitabı ile yazdığı köşe yazısı, 23 yıl sonra Mesut Yılmaz'ın vefatı ile tekrar gündeme geldi.

İşte Kışlacık'ın o yazısı: 

Bir hafta arayla, önce Bekir Coşkun, sonra da Mesut Yılmaz öldü.

Sövmeye sövmem...

Ama kimse benden hayır dua beklemesin...

Hatta, müsaade edin, en azından “Dayansın ehli kubur” diyeyim...

Mesut Yılmaz, imam hatipliler için “Gıdalarını cehaletten ve karanlıktan alan insanlar elbette aydınlıktan rahatsız olur. Onların yüzünde karanlığa alışan yarasaların güneşi gördüğünde duydukları huzursuzluğu görüyorum” lafını ettiğinde, ben imam hatip öğrencisiydim. Rahmetli Hasan Karakaya ağabeyin “Size kimse ‘abi’ demeyecek” diyerek hikayesini anlattığı çocuk bendim.

Tanıdığım, sevdiğim insanların neredeyse tamamı başörtülüyken, Bekir Coşkun’un başörtülülere hakaretlerini okudum. 2017’deki Anayasa referandumunda “Evet” dediğim için Bekir Coşkun tarafından “Namussuz” ilan edilen milyonlardan biriydim..

Eğer şimdi söylediklerim “kindarlık” sayılacaksa, o kadarcığı benim hakkım...

“Şimdi hesap vakti” imiş!

Doğru, büyük hesabın vakti de, küçük hesabı biz niye soramadık?

Niye refah içinde yaşadılar?

Niye şimdi bile adam yerine konuluyorlar?

Bu insanlar için, “Mazlumun yanında, zalimin karşısında” demeyi bir kenara bırakın...

“Kimseye zararı olmayan, kendi halinde adamlardı” diyebiliyor musunuz?

“Hiçbir suç işlememişlerdi” diyebiliyor musunuz?

“Hiçbir zalimlikleri yoktu” diyebiliyor musunuz?

Mesut Yılmaz mesela, 28 Şubat darbecilerinin yargılandığı davada neden yargılanmamıştır?

Askerler suçluydu da, onun bir dahli yok muydu?

Yahu, hepsini geçtik, boğazına kadar içinde olduğu, Türk insanının 800 küsur milyon dolarına malolan, “Korkmaz Yiğit ile Türk Ticaret Bankası’nı batırma” meselesinden bile bir gün hapis yatmadı, cebinden bir kuruş çıkmadı.

Peki ya Bekir Coşkun?

Bekir Coşkun bugüne kadar millete ne küfürler etti...

Öyle “İma etti” falan değil, açık açık küfürler bunlar...

“Doğrucuymuş, defalarca kovulmuş, bedel ödemiş” falan...

Hepsi hikaye!

Aydın Doğan bu adama 2000’lerin sonunda 20 bin lira civarı maaş ödüyordu ama o tutup başkalarıyla birlikte algı operasyonu planlıyor, o planı uygularken ona buna küfrediyor, o hakaretlerin tazminatını da yine Aydın Doğan’a ödettiriyordu. Aydın Doğan’ı da “Başka gazeteye giderim” diye tehdit ediyordu. Basılı medyanın karışık zamanlarıydı, rakipler güçleniyordu, uzun süre sırf bu sebepten Aydın Doğan, “amiral gemisi” algısına zarar getirme korkusuyla bu adamı kovamadı. Aynısını Emin Çölaşan da yaptı... 

Sonunda ikisi de kovuldu...

Kovulmalarının sebebi “iktidar baskısı” falan değildi...

Bu söylemi, “Bakın, iktidar bizden rahatsız, ne kadar da ciddiye alınan adamlarız görün” diyebilmek için kullandılar...

Tesadüfe bak, Mesut Yılmaz’ın Türk Ticaret Bankası sorulduğunda “Bana komplo kuruldu” demesi de bu kabilden...

Hani her işi batırıp da “Beni çekemeyenlerin oyunları” diye yine kendinde kıskanılacak bir şeyler olduğunu vehmeden tipler vardır ya, o hesap... 

Bekir Coşkun sonra Habertürk’e geçti... Orada da Aydın Doğan’a çektiği numarayı çekmeye kalktı ama Turgay Ciner’in patronluğu gazeteciliğinden daha ustacadır, o hiç beklemeden kovdu...

Cumhuriyet’e ve sonra da Sözcü’ye gitti, kendi karakterine uygun insanlarla buluştu, arayıp bulunamayan adamdı zaten, bugüne kadar güzel güzel geçindiler...

Şimdi, bu insanlar, yaptıklarının hesabını bu dünyada verdi mi?

Yoksa bilakis, bir de ödüllendirildiler mi?

Madem hesabı ahirete bırakılacak, bu dünyada niye adaletten falan bahsediyoruz?

“Hata” sonucu bir hastaya zarar veren doktorun diplomasını elinden alıyoruz...

Polis “kaza ile” suçlu vurursa, meslekten atmayı bırak, bir de hapse atıyoruz...

Ama siyasetçisi, gazetecisi, magazin meşhuru...

Adamlar bilerek ve isteyerek, hatta bazıları para karşılığında itibar cellatlığı yapıyor...

Yol açtıklarıyla, insanların yıllarını çalıyor, bazen ölümlere sebep oluyor...

Hepsini geçin...

Bir milleti bile isteye yıkıma götürüyor bunlar...

Karşılığı ne?

Bu insanlar eğer son günlerine kadar refah içinde, dertsiz tasasız, hesap sorulmasından korkmadan yaşıyor da, zulmettikleri “Hesabı ahirete kalmıştı, şimdi hesap vakti” diye avunuyorsa, kusura bakmayın, bu dünyanın çivisi çıkmıştır...



Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Son Osmanlı

Küçük davalar küçük mahkemede büyük davalar büyük mahkemede görülür. Bu dünya asliye ceza mahkemesi gibidir. Ahiret ise teşbihte hata olmaz ağır ceza mahkemesi gibidir. Zalimlerin zulmü o kadar büyük ki bu kısa dünya onların hakkıyla azap çekmesine müsait değil. Ama ahiret hayatı müsait, cehennem var, mahşer var, sırat var!

Selçuklu

O bahsettiğin hesabı iki yüzlü hesabı olmayanlar sorabilir. Oraya buraya savrulan aciz devlet hesap soramaz. Millet ise hemen cellatlarını unutur affeder şahsiyet yok davası yok milletin. O yüzden yalancı politikacı at koşturabiliyor.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23