• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Antalya'daki rüşvet davasında milyonluk itiraflar! “Oy vermiyorsun, o halde para vereceksin”

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Antalya'daki rüşvet davasında milyonluk itiraflar! "Oy vermiyorsun, o halde para vereceksin"

Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik rüşvet ve yolsuzluk davasında iş insanlarının mahkemede anlattıkları gündeme damga vurdu. Muhittin Böcek ve oğlu Gökhan Böcek'in de yargılandığı davada sanık sayısı 50'ye yükselirken, iş insanları milyonlarca lira ve taşınmaz vermeye zorlandıklarını öne sürdü. Bir iş insanının 30 milyon liralık ödemeye ilişkin sözleri ise duruşmanın en dikkat çekici açıklamalarından biri oldu.

Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik yürütülen rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında yeni bir aşamaya geçildi. Muhittin Böcek'in de aralarında bulunduğu sanıkların yargılandığı davada, daha önce mağdur olarak dinlenen 9 iş insanı ek iddianameyle sanık sıfatıyla dosyaya dahil edildi.

Antalya 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davada sanık sayısı 41'den 50'ye yükselirken, duruşmada belediyeyle iş yapan iş insanlarının para ve taşınmaz taleplerine ilişkin açıklamaları öne çıktı.


“ZATEN OY VERMİYORSUN, O HALDE DESTEK OLACAKSIN”

Duruşmada ifade veren iş insanı Yusuf Y., yerel seçimler döneminde Muhittin Böcek'in kendisinden maddi destek istediğini ileri sürdü.

Yusuf Y., mahkemede şu ifadeleri kullandı:

“Yerel seçimler döneminde Muhittin Böcek bana, 'Zaten sen oy vermiyorsun, o halde destek olacaksın' dedi. Mustafa Gökhan Böcek ise ofisime geldi. Önce seçim desteği olarak 25 milyon lira istedi. Ben 8,5 milyon liraya razı oldum.”

İş insanı, paranın belediyeden alacağı hak ediş ödemeleriyle ilişkilendirildiğini belirterek şu sözleri aktardı:

“Sen parayı gönder, sonrasında ben sana hak ediş ödemesi yaptırtacağım. Belediyede iş yapıyorsun, seçim var, katkıda bulunmak zorundasın.”

Yusuf Y., söz konusu ödemeyi gönüllü bir bağış olarak yapmadığını, kendisini mecbur hissettiğini belirtti.


“30 MİLYON LİRAYI DA GÖNÜLLÜ VERMEDİM”

Duruşmada gündeme gelen bir diğer iddia ise Gökhan Böcek'e yapıldığı belirtilen 30 milyon liralık ödeme oldu.

Yusuf Y., Gökhan Böcek'in boşanma sürecinde kendisinden para istediğini öne sürerek şunları söyledi:

“Gökhan yanıma geldi ve 30 milyon liraya ihtiyacı olduğunu söyledi. Eski eşi Zeynep Kerimoğlu ile ayrılmıştı, şu anki eşi Zuhal Böcek ile evlenmesi gerektiğini söyledi. Şu anki eşi hamileydi. Ben de verdim. Ama bu parayı da gönüllü vermedim.”

İş insanının bu açıklamaları, davadaki milyonluk para taleplerine ilişkin iddiaları yeniden gündeme taşıdı.


“İSKAN ALABİLMEK İÇİN DAİRE VERDİK”

Mahkemede yalnızca nakit para talepleri değil, belediyedeki ruhsat ve iskan işlemleri karşılığında daire istendiği iddiaları da dile getirildi.

İş insanı Hakan I., 2016 yılında Konyaaltı Belediyesi'ne yaptıkları iskan başvurusunun aylarca bekletildiğini belirtti.

Hakan I., kendilerinden Muhittin Böcek'e verilmek üzere bir daire istendiğini öne sürerek şöyle konuştu:

“Biz bu durumun olamayacağını söyledik ama bu daireyi mecburiyetten zorla verdik. Bina tamamen bitmişti, o halde dahi iskanı 2017 yılının Şubat ayında verdiler.”

İnşaat mühendisi Mehmet Akif K. de benzer bir iddiayı mahkemeye taşıdı.

Mehmet Akif K., tamamladıkları inşaat için iskan ruhsatı almak istediklerini belirterek, “Biz iskan karşılığı daireyi Muhittin Böcek için verdik” dedi.


“5 DÜKKÂNDAN 4'ÜNÜ BÖCEK'E İSTEDİLER”

Duruşmada ifade veren iş insanı Sezgin K. ise yürüttüğü kentsel dönüşüm projesinde kendisinden dükkân talep edildiğini öne sürdü.

Sezgin K., belediyenin eski genel sekreter yardımcısı Serkan T.'nin 5 dükkân istediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“5 dükkandan 4'ünü Muhittin Böcek'e, 1 tanesini kendine istedi.”

İş insanı, belediyeyle ilgili mali görüşmelerini Serkan T. üzerinden yürüttüğünü ve yaşadığı süreç nedeniyle mağdur olduğunu belirtti.

MAĞDUR OLARAK DİNLENDİLER, SANIK OLDULAR

Davada dikkat çeken gelişmelerden biri de daha önce suçtan zarar gören sıfatıyla ifade veren 9 iş insanının ek iddianameyle sanık konumuna geçmesi oldu.

Savcılık, bazı ödemelerde icbar suretiyle irtikap suçunun gerektirdiği baskı unsurunun oluşmadığı değerlendirmesinde bulunarak söz konusu iş insanlarının rüşvet verme suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Bazı iş insanları ise para ve taşınmazları kendi istekleriyle vermediklerini savundu.

Sanıklardan İbrahim T. de hakkındaki rüşvet suçlamalarını reddederek, “Bana iftira atılıyor. Suçlamaları kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

MİLYONLUK MAL VARLIKLARI İÇİN MÜSADERE TALEBİ

702 sayfalık ana iddianamede, soruşturma kapsamında tespit edildiği belirtilen 26 ayrı eyleme ilişkin değerlendirmeler yer aldı.

Savcılık tarafından yaklaşık 170 milyon 83 bin liralık nakit ve mevduatın yanı sıra 10 daire, 5 araç, 5 iş yeri, lüks marka bir saat ve cep telefonunun müsaderesi talep edildi.

El koyma kararı verilen taşınır ve taşınmazların toplam değerinin ise 258 milyon 600 bin lira olduğu belirtildi.

MAHKEMEDEN YAKALAMA KARARI

İki tutuklu sanığın da hazır bulunduğu duruşmada mahkeme heyeti, dosyaya yeni eklenen sanıkların ifadelerini aldı.

Duruşmaya katılmayan iki sanık hakkında zorla getirme kararı verilirken, sanık Demir D. hakkında yakalama emri çıkarıldı.

Mahkeme, ifadeleri alınamayan sanıkların dinlenmesi amacıyla duruşmayı erteledi.

Muhittin Böcek ve diğer sanıklar hakkındaki suçlamalara ilişkin yargılama devam ediyor. Duruşmada dile getirilen para ve taşınmaz talepleri ise henüz kesinleşmiş mahkeme hükmüyle sabit bulunmuyor.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın. Sosyal Bilimci

HELAL KAZANCIN BAŞI DİK, HARAM KAZANCIN BAŞI EĞİKTİR! İnsan bazen okuduğu bir haber karşısında ne diyeceğini, hangi kelimeyi kullanacağını bilemiyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik rüşvet ve yolsuzluk davasında mahkemeye yansıyan milyonluk iddiaları okuyunca benim de aklımdan geçen ilk soru şu oldu: Ya hu, bu insanlar nasıl paralar kazanıyor ki 30 milyon lirayı bir başkasına verebilecek noktaya gelebiliyorlar? Üstelik bu para sıradan bir borç, ticari bir yatırım ya da gönüllü bir yardım olarak değil, mahkemede anlatılan iddialara göre çeşitli talepler ve baskılar çerçevesinde gündeme geliyor. Bir iş insanının mahkemede, seçim döneminde kendisinden 25 milyon lira istendiğini, 8,5 milyon liraya anlaşıldığını ve daha sonra 30 milyon lira daha verdiğini anlatması gerçekten düşündürücü. Başka bir iş insanının ise iskan ruhsatı alabilmek için daire vermek zorunda kaldığını ileri sürmesi, meselenin yalnızca para alışverişinden ibaret olmadığını gösteriyor. Elbette bunlar mahkemeye yansıyan iddialardır; kimin hangi suçu işlediğine hukuk karar verecektir. Ancak ortaya çıkan tablo, kamu makamlarının ve ticari ilişkilerin nasıl bir ahlaki sınavdan geçtiğini sorgulamamızı gerektiriyor. Benim asıl üzerinde durduğum konu ise paranın miktarından ziyade, o paranın nasıl kazanıldığı ve hangi amaçlarla kullanılabildiğidir. İnsan kendisine sormadan edemiyor: Bir insan 30 milyon lirayı nasıl kazanır da bunu rüşvet iddiasına konu olabilecek bir ilişkinin içine sokabilir? Bu kadar büyük paralar hangi ticari faaliyetlerden elde ediliyor? Kazancın kaynağı nedir? Bir insanın milyonlarını kaybetmeyi göze alarak böyle ilişkilerin içine girmesi, ekonomik olduğu kadar ahlaki bir sorundur da. Allah'a hamdolsun, bugüne kadar böyle şaibeli işlerin içinde olmadık. Çok büyük servetler edinmedik, milyonluk hesaplar yapmadık. Ama kazandığımızın helal olmasına, kimsenin hakkına girmemeye ve başımızı yastığa koyduğumuzda vicdanımızın rahat olmasına gayret ettik. Çünkü insanın sahip olduğu en büyük zenginlik, banka hesabındaki rakam değil, alnının açık, vicdanının rahat olmasıdır. Benim inancıma göre helal kazanç, insanın eline geçtiğinde ona huzur vermelidir. Haramın ise insana huzur getirmesi mümkün değildir. Bir kuruşun hesabını vermekten korkmayan insanla, milyonlarının kaynağını açıklamakta zorlanan insanın dünyası aynı değildir. Birinin kazancı alın terinin karşılığıdır, diğerinin kazancı ise insanın hem kendisini hem de çevresini sorgulamasına sebep olabilir. Unutulmamalıdır ki rüşvet yalnızca parayı alanın meselesi değildir. Rüşvet veren de bu çarkın bir parçasıdır. Bir kamu görevlisi makamını menfaat kapısına dönüştürüyorsa, bir iş insanı da işini yürütmek veya haksız avantaj sağlamak için bu düzene para aktarıyorsa ortada toplumun tamamını ilgilendiren bir ahlak sorunu vardır. Kamu hizmeti kimsenin şahsi kazanç kapısı değildir. Belediye makamları da devletin ve milletin emanetidir. O makamlara oturanlar, kendilerine değil, millete hizmet etmek için oradadır. Bir de işin başka bir boyutu var. Milyonlarca liranın rüşvet iddialarıyla anıldığı bir ülkede, sabah erkenden dükkânını açan, tarlasını süren, fabrikasında çalışan, asgari ücretle ailesini geçindirmeye çalışan insanları düşünün. Bir vatandaş evladının okul masrafını karşılamak için hesap yaparken, başka bir yerde milyonlarca liralık ödemeler konuşuluyor. İşte insanın vicdanını yaralayan asıl tezat budur. Biz çocuklarımıza ve torunlarımıza nasıl bir gelecek bırakacağız? Daha çok para kazanmayı mı öğreteceğiz, yoksa kazandığımız paranın nasıl kazanıldığının daha önemli olduğunu mu anlatacağız? Çünkü para kazanmak bir başarı olabilir ama her kazanç helal değildir. Makam sahibi olmak bir ayrıcalık olabilir ama o makamı şahsi menfaat için kullanmak büyük bir vebaldir. İslam bize helal lokmanın önemini, kul hakkının ağırlığını ve haramdan uzak durmanın gerekliliğini öğretir. İnsan dünyada yaptığı her işin karşılığını göreceğini bilerek yaşamalıdır. Bugün birilerinin önünde eğilerek, birilerinin hakkını yiyerek, kamu imkânlarını kendi çıkarına kullanarak elde edilen servet, yarın insanın karşısına ağır bir hesap olarak çıkabilir. Benim anlayışımda zenginlik, başkasının hakkını yiyerek büyümek değildir. Zenginlik, kazandığın parayla aileni geçindirmek, ihtiyaç sahibine yardım etmek, kimsenin kapısında eğilmemek ve kimsenin hakkını üzerinde taşımamaktır. Şunu da özellikle söylemek istiyorum: Bu tür olayların üzerine gidilmesi, yalnızca birkaç kişinin yargılanmasıyla sınırlı kalmamalıdır. Kim olursa olsun, hangi partiden gelirse gelsin, hangi makamda bulunursa bulunsun, kamu kaynaklarını ve milletin emanetini kötüye kullanan herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Siyasi kimlik, makam, servet veya yakınlık kimseye dokunulmazlık sağlamamalıdır. Suç sabitse cezası da hukuk çerçevesinde verilmelidir. Çünkü yolsuzlukla mücadele, bir partinin diğer partiye karşı yürüttüğü siyasi mücadele değil, milletin kendi geleceğini koruma mücadelesidir. Son sözüm şudur: İnsan bu dünyadan giderken yanında ne villasını götürebilir ne arabasını ne de banka hesabındaki milyonlarını. Geriye bıraktığı şey, insanların hafızasındaki adı, yaptığı iyilikler ve Allah'ın huzurunda vereceği hesaptır. Ben çok zengin olamadım, belki de hiçbir zaman çok param olmadı. Ama birilerinin hakkını yiyerek, bir makamın gücünden yararlanarak veya harama bulaşarak zenginleşmediğim için Allah'a hamdediyorum. Çünkü ben, milyonların içinde huzursuz yaşamaktansa, helalinden kazandığım az bir parayla başım dik yaşamayı tercih ederim. Unutmayalım: Haramın sefası olmaz, cefası olur. Helal kazanç insanı zengin etmese bile onurlu yaşatır. İnsan için asıl zenginlik de budur.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23