• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

28 Şubat: Post-Modern Vesayet Rejiminin Maskesiz Hali

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
28 Şubat: Post-Modern Vesayet Rejiminin Maskesiz Hali

Gazetemiz okurlarından Av. Yurdal Kılıçer '28 Şubat: Post-Modern Vesayet Rejiminin Maskesiz Hali' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

28 Şubat 1997. Bu tarih, seçilmiş iradenin açık bir askerî darbeyle değil; sistemli, koordineli ve çok katmanlı bir müdahaleyle kuşatıldığı gündür. Ordu yönetime el koymadı. TBMM feshedilmedi. Anayasa askıya alınmadı. Fakat siyasal alan neredeyse yok edildi.

Milletin iradesi yok sayıldı.
28 Şubat’ın ayırt edici yönü zaten şeklen demokratik, özünde vesayetçi bir müdahale olmasıydı. Refah Partisi ile Doğruyol Partisi’nin kurduğu RefahYol hükümeti sandıkla gelmişti. Başbakan Rahmetli Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı Sayın Tansu Çiller idi. Hükümet anayasal meşruiyete sahipti.
Ancak Anayasal ve toplumsal meşruiyet, darbeci vesayetçi zihniyet için yeterli değildi.
Çünkü sorun hükümetin hukuki statüsü değildi, temsil ettiği toplumsal zemindi.
Silahsız görünen, fakat sistemli bir baskıyla çalışan bir vesayet operasyonu yapıldı.


 

Batı Çalışma Grubu, sandıktan çıkan iradeyi, hukuk devletini hiçe sayan ve vesayeti kurumsallaştırmayı amaçlayan 28 Şubat Sürecinin komuta merkezi olarak faaliyet gösterdi. Milletin iradesi fiilen kuşatma altına alındı. Ankara sokaklarında tanklar yürütüldü. Medya üzerinden yoğun psikolojik baskı kuruldu. Askeri ve sivil bürokrasi hizaya çekilerek darbe operasyonu için koordinasyon sağlandı. Yargı üzerinde baskı oluşturuldu.
Ekonomik aktörler hizaya alınmaya zorlandı, tehlikeli görülenler baskı altına alındı.
İkna odaları kuruldu. Fişleme listeleri hazırlandı. İnsanlar inançları, kıyafetleri ve düşünceleri nedeniyle nefessiz bırakılarak, sistem dışına itildi. Devlet, vatandaşına güvenen bir yapı olmaktan çıktı. Vatandaşını tehdit gören bir refleksle hareket etti. Bir neslin eğitim hakkı sınırlandı. Kamusal alan, belirli bir yaşam tarzına göre yeniden dizayn edildi. Millet, Devletine ‘’yabancılaştırıldı’’. Devlet ile millet arasına mesafe koyan her anlayış vesayettir.
Devletin bazı unsurları, seçilmiş hükümeti “denetlenmesi gereken risk alanı” olarak gördü. Bu yaklaşım, demokrasiyi kabul eder gibi yapıp onu içeriden etkisizleştirme yöntemidir. 28 Şubat klasik bir darbe değil; demokratik ve hukuki sabotajdır.


 

28 Şubat sürecinde hukuk tamamen ortadan kaldırılmadı. Daha tehlikelisi yapıldı.
Bir hukuk devleti kriz dönemlerinde daha titiz davranmak zorundadır.
Oysa 28 Şubat’ta kriz söylemi, hukuk darbecilerin aparatı olarak kullanıldı.
Hukuk korunuyor görüntüsü altında baskı ile yönlendirildi.
Yargı mensuplarına darbeci vesayetçi askerler tarafından brifingler verildi.
Güvenlik söylemi, hukuk devletinin önüne geçirildi. “Rejimi koruma” iddiası, temel hak ve özgürlükleri sınırlamanın gerekçesine dönüştürüldü. Yasalar yerli yerinde duruyordu ama yasaların yorumu, uygulanışı, ruhu değişmişti. Yasalar, adaleti yerine getirmek için değil, ‘hizaya getirilmesi gerektiği düşünülen’’ bir kesime karşı zulüm aracı haline gelmiştir. Hukuk siyasal ve toplumsal mühendislik için araçsallaştırıldı. Bu süreçte medya yalnızca gözlemci değildi bilakis darbe-vesayet sürecinin en aktif unsur olarak kullanıldı. Manşetler, hükümet üzerinde baskı kurmanın aracı hâline geldi. Algı üretildi.
Tehdit dili sistematik biçimde işlendi.
Toplumsal kutuplaşma bilinçli biçimde derinleştirildi. Demokraside medya denetler.
Vesayet düzeninde medya yönlendirir.


 

28 Şubat, medyanın güç odaklarıyla hizalanmasının demokrasiye nasıl zarar verebileceğini açık biçimde gösterdi.
“Yeşil sermaye” söylemi, ekonomik alanda ideolojik tasnif yapılmasının ifadesiydi.
Sermaye makbul ve makbul olmayan diye ayrıldı. Anadolu merkezli yükselen ekonomik aktörler tehdit olarak görüldü. Finansal baskılar ve dışlayıcı uygulamalarla ekonomik alan kontrol altına alınmak istendi.
Ekonominin ideolojik araç hâline getirilmesi, küresel kapitalist düzene bağlı olduklarını söyleyen 28 Şubat elitlerinin serbest piyasa ilkesinin kendileri tarafından bizzat inkârı idi. Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ifade eder.
Başörtüsü yasakları, katsayı uygulamaları, kamu görevinden uzaklaştırmalar…
28 Şubat’ta ise laiklik bir eşitlik ilkesi olmaktan çıkarılıp ideolojik bir sopaya dönüştürüldü. Ankara’da tankların Sincan sokaklarında yürütülmesi sembolik idi, belki.
Fakat semboller bazen açık mesajlardan daha güçlüdür. 18 maddelik MGK kararları ise siyasal alanı daraltmanın hukuki zeminine dönüştürüldü. Refah Partisi’ne açılan kapatma davası, Doğruyol Partisi’nden milletvekillerinin şaibeli istifaları ve ardından hükümetin düşmesi sürecin siyasal sonucuydu. Fakat asıl mesele hükümet değişimi değildi.


 

Bu tablo bize şunu gösterir:
28 Şubat tek merkezli bir askerî müdahale değildir. Bürokrasi, medya, yargı ve ekonomi üzerinden yürütülen çok katmanlı bir vesayet organizasyonudur. Verilmek istenen mesaj çok netti. “Siyasal, ekonomik, toplumsal sınırları biz çizeriz.” Bunların her biri demokrasi- hukuk kılıfına şekilsel olarak uydurulmaya çalışılan fakat özünde iki bloklu dünya sistemi sonrası devleti ve milleti küresel sisteme uygun hale getirmeye çalışan toplumsal mühendislik hamleleriydi. Devletin görevi vatandaşın inancını denetlemek değildir. Devletin görevi, özgürlüğü güvence altına almaktır. 28 Şubat’ta bu denge bozuldu. Sözün Özü; 28 Şubat’ı yalnızca askerî ya da siyasal bir müdahale olarak okumak eksiktir. Asıl mesele zihniyettir. Kendisini devletin gerçek sahibi gören, milleti ise yönlendirilmesi gereken bir kitle olarak değerlendiren her tür anlayış vesayet üretir. Bu anlayış:
Bazen üniforma ile, Bazen cübbe ile,
Bazen manşet ile, Bazen finansal baskı ile ortaya çıkar. Türkiye 28 Şubat’ı yaşadı. Ardından 17-25 Aralık süreci ve 15 Temmuz darbe girişimi geldi. Her biri farklı araçlarla devreye sokuldu. Fakat ortak noktaları aynıydı: Seçilmiş iradeye güvensizlik. Demokrasiyi koruma iddiasıyla demokrasiyi daraltan askeri ya da sivil her müdahale, her yapı vesayettir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23