İngilizlerin İsrail oyunları Irak’ı ve Kürtleri aydınlığa kavuşturmaz

26 Eylül 2017 Salı

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve sonrası Orta Doğu’da şekillenen birçok devletten biri olan Irak, Osmanlı döneminde merkeze olan uzaklığından dolayı Irak ismiyle nitelendirilmiştir. Osmanlı dönemindeki Musul, Bağdat ve Basra eyaletlerinin bir araya gelmesiyle Irak oluşmuştur. Irak 18 ayrı şehirden meydana gelmektedir. Yaklaşık 24 milyon nüfusa sahip olan Irak’ın % 97’si Müslüman (% 65 Şii, % 32 Sünni), % 3’ü ise Hıristiyan’dır. Etnik dağılım olarak ise % 72-75 Arap, % 22-25 Kürt % 8 Türkmen, % 2 Asuri ve diğer etnik unsurlardır. 

Şiiler Güney Irak›ta yaşarken, Bağdat civarında Sünni Araplar, Kuzey Irak›ta ise Kürt ve Türkmen nüfus yaşamaktadır. Irak›ta çok önemli petrol yatakları mevcuttur. Suudi Arabistan›dan sonra dünyanın en büyük ikinci petrol rezervine sahip ülkedir. 

Irak, dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış olan Aşağı Mezopotamya bölgesinde kurulmuş bir devlettir. Bugün Irak, Orta Doğu’da yer alan stratejik mevkisiyle, sahip olduğu petrol rezervleri ile Körfez’in önemli ülkelerinden biri durumundadır.

Irak, uzun yıllar İngiltere’nin hakim gücü altında idare edilmiştir. İngiltere’nin 1971’de Orta Doğu’dan tamamen çekilmesi ile bu bölge üzerinde ABD baş güç olmaya başlamıştır. Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu’da etkisini artıran ABD’nin Irak’a özel bir politik ilgisi vardı. Bu nedenle yakın dönem Irak tarihinin ABD tarafından şekillendirildiğini söylemek mümkündür.

Görünümde tipik bir kara devleti olarak Irak, sınırlı bir stratejik derinliğe sahip olan Kuzey Irak’taki dağlık arazi dışında her taraftan savunmasız, sınırlarla çevrili ve denize ulaşımı ise yetersizdir.

Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı’nın Ortadoğu’dan çekilmesine neden olan bazı yerel isyanlar olmuştur. Bu isyanlarda İngilizlerin kışkırtmalarıyla Mekke Emiri Şerif Hüseyin kullanıldı. Şerif Hüseyin ve oğullarına Osmanlı’nın yıkılmasından sonra kurulacak olan Büyük Arap Devletinin Krallığı vaat edildi. Fakat gerçekler söylendiği gibi değildi. Orta Doğu farklı bir paylaşıma seyirci oluyordu. 

Britanya, Fransa ile yapılan Sykes-Picot Antlaşması uyarınca Fransızları Bereketli Hilal’in (Mısır’da Nil nehrinin suladığı alanı, Levant’ı, İsrail’in bulunduğu orta bölümü ve Fırat’la Dicle nehirlerinin suladıkları alanı kapsar) kuzeyindeki etki alanından uzaklaştırmıştır. Bilahare Milletler Cemiyeti’nin de Filistin ve Irak yönetimini Britanya’ya bir hak olarak tanımasıyla bu bölgeler Britanya’ya verildi. 1918 yılında Irak, Osmanlı Devleti’nden tamamen ayrılmış ve 1920 yılında yapılan San-Remo Konferansı’nda Milletler Cemiyeti’nin de tanıdığı bir hakla İngiliz manda yönetimine verilmiştir.

Uzun lafın kısası 1918 İngiliz derin aklının tarih boyunca asıl amaç ve hedeflerine ulaştığını çok rahat görebiliyoruz. 1936’da İngilizlerin Kürt kökenli Albayı kullanarak darbe ile Irak’ı hedefe koyup nasıl sömürdüğüne bakmak gerek. Irak tarihinde darbe ve entrikalar eksilmediği gibi 1990 1. Körfez savaşı ile 32. Paralelin boşuna olmadığını söyleyebiliriz. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir desek yeridir. 

Bu hususta birçok yazar, aydın, devlet adamı yorumlarını ifade ederken emin olun gülüyorum çünkü birçoğu bölgeyi bilmediği gibi sosyal kültürel yapısını analiz etmekten de aciz. Oturdukları yerden masa başı yazılarıyla alan işgal etmekten veya bilgi zehirlenmesinden başka bir şey bilmezler. 

Önemli olan benim ülkemin bu 27 yıl boyunca ne yaptığıdır. Son 27 yıl boyunca Kuzey Irak politikamıza baktığımda ortaya gülünç bir tablo çıkıyor. Neden mi? CIA ve MOSSAD’ın uzun zamandır burnumuzun dibinden hiç ayrılmadığını görmemiz gerek. Derin bir yapılanma giderek politik alt yapı hazırlığı yapmaktadırlar ve neredeyse amaçlarına ulaştılar. 

Türkiye istihbaratı olarak yapmamız gereken çok iş vardı ve bazı oyun hamlelerinden uzak kaldık. 2011 ve 2016 yıları arasında Kuzey Irak ve Bağdat’a birçok ziyaretim oldu. Bölgede görevlendirilmiş bütün ajanların çok rahat görüldüğünü söyleyebilirim. Tüm ajanlar kendi ülkesine hizmet yarışındayken biz de yalnızca çay, şeker, un satmak için bölgeden memnun ayrılıyorduk. Hele bir de bazı firmalarımız birkaç müteahhitlik alınca değmeyin keyfimize. Sanırım bunlar içi boş hamleler sürüsüydü. MOSSAD’ın Kuzey Irak’ta bütün devlet birimlerinde çok rahat yapılanmaya gittiğini görüyoruz. Ancak biz devlet olarak hiçbir tedbir almamışız. Elin gâvuru 8-10 bin km gelecek, burnumuzun dibinde çalışma yapacak, bölgeyi işgal edecek ama biz bölgeyi kazanmak için soğan, patates satacağız. Bu da bizleri rahatsız ediyor açıkça söyleyelim. Türkiye’nin çok dikkatli davranarak bölgede izole edilen Kürtler ve Türkmenleri boş bırakmayı değil, bölge değerleri açısından kollamayı ve kucaklamayı bırakmamalı İsrail ve batlı güçler fitne merkezli olup bizim insan kaynaklarımızı bize karşı kullanmalarına müsaade etmemeliyiz devlet aklı bunu gerektirir.

Ülkemin aziz milletine selam olsun, dua ile kalın.

 

  • Şükrü ŞENGÖZŞükrü ŞENGÖZ1 ay önce
    Sabri bey tesbitleriniz doğru. Rabbim yar ve yardımcın olsun. Selâm ve dua ile .