Çözüm masada mı cephede mi?
Çözüm masada mı cephede mi?
AHMET VAROL
Bir tarafta ABD ile İran arasındaki gerginlik ve eş zamanlı olarak “ara buluculu” anlaşma arayışları; diğer tarafta siyonist katillerin Lübnan’a yönelik saldırıları ve yine eş zamanlı olarak “ateşkes” görüşmeleri devam ediyor. Her iki tarafta da “anlaşmanın tam kenarındayız” türünden açıklamalar yapılırken, gerginliğin, saldırıların ve şiddetin derecesi de düşüş değil yükseliş gösteriyor. Anlaşıldığı kadarıyla her iki tarafta da silah ve tehdit gücü diplomatik pazarlığın ve baskın çıkma çabasının aracı olarak değerlendiriliyor.
Bizim bu yazıyı yazmamızdan önce yayınlanan son haberlere göre İran’ın Kuveyt’in başkenti Kuveyt şehrindeki uluslararası havalimanı ve muhtelif diplomatik misyonlar başta olmak üzere birçok noktaya düzenlediği saldırılarda en az 63 kişi yaralandı. Bu bilgi Kuveyt Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamada verilen bilgiydi. Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında Hint asıllı bir yabancının da öldüğü belirtildi. İran’ın aynı saatlerde Bahreyn’e de saldırı düzenlediği haber verildi.
Bu saldırıların özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki füze saldırılarının arkasından gerçekleşmesi dikkat çekti. ABD yönetimi Hürmüz Boğazı çevresinde İran tarafından atılan bazı füzelerin havada imha edildiğini ve atılan füzelerin hedeflerine ulaşmasının engellendiğini ileri sürmüştü. Ancak hemen ardından Kuveyt’e atılan füzelerin büyük çapta tahribata ve çok sayıda insanın yaralanmasına neden olması ABD’nin bölgedeki savunma sisteminin, İran’ın saldırılarını engelleme konusunda başarılı olamadığını ortaya koydu.
Ancak bütün bu hadiseler ABD’nin İran’a ait bir petrol tankerine ve İran’ın Kişm adasındaki bir haberleşme kulesine yönelik füze saldırılarının ardından vuku buldu. İran bu saldırıların ateşkesin ihlali anlamına geldiğini dile getiren ve kınayan bir açıklama yaptı.
İran, açıklamasında, ABD kuvvetlerine toprak ve imkanlarını kullandıran bölge ülkelerinin de sorumlu tutulacağını ve hedef alınacağını bildirmişti. Nitekim bu açıklamanın hemen ardından Kuveyt ve Bahreyn’e bazı sivil hedeflerin de vurulduğu saldırılar düzenlenmesi yapılan tehditlerin icrası anlamına geliyordu.
Bütün bu saldırıların ve tansiyonun yükselmesinin normalde askeri gerginliğin artmasına sebep olması beklenirken, diplomatik alanda ortaya çıkan durum bunun tersiydi. Bir taraftan ABD, savaşı durdurma konusundaki girişimlerinin sonuç vereceği konusunda daha olumlu bir hava oluştuğu yönünde mesajlar verirken, diğer taraftan İran da ABD’nin savaşı durdurmak için sunduğu anlaşma metinlerini değerlendirmeye tabi tuttuğu yönünde açıklamalarda bulunuyordu. Ama anlaşıldığı kadarıyla İran’ın açıklamaları biraz daha ihtiyatlıydı.
Bu arada Lübnan’da yaşanan gelişmeler Körfez’deki gelişmeleri de doğrudan etkilemektedir. Lübnan’da siyonist işgalin saldırgan tutumundan kaynaklanan krizin sonlandırılması için ABD’nin ara buluculuğu ile Vaşington’da yürütülen görüşmelerin dördüncü turu düzenlenirken, işgalci siyonist rejim Lübnan’ın Dahiye bölgesine saldırı düzenleyeceği tehdidinde bulunarak bölge ahalisinden burayı tahliye etmesini istedi. Siyonist işgal hükümetinin sözde Ulusal Güvenlik Bakanı aşırı ırkçı eli kanlı siyonist Itamar Ben-Gvir de başbakanı Netanyahu’dan Dahiye’yi yerle bir etmesini istemişti.
İran yönetimi de işgal rejiminin Dahiye’ye saldırıda bulunması durumunda kendisinin de, “İsrail”in yani 1948’de işgal edilmiş bölgenin kuzey kesimlerine saldırı düzenleyeceği yönünde açıklamada bulunarak buradaki ahaliden bölgeyi tahliye etmesini istedi.
Ne yazık ki işgalden kaynaklanan krizin sonlandırılması konusunda ABD’nin aracılığıyla yürütülen diplomatik görüşmelerde şu ana kadar ufukta bir umut ışığı oluşmuş değil. İşgalci siyonistler saldırılarını bütün şiddetiyle sürdürürken bir yandan da yeni tehditlerde bulunuyor ve Lübnan’ın içlerine doğru ilerlemek için şiddeti son raddesine kadar kullanıyor; bu arada ele geçirdikleri bölgelerde aynen Gazze’de yaptıkları gibi sivil halka ait evleri yıkmaya devam ediyorlar.