THY - Ramazan

Temel Karamollaoğlu, Bay Gül, Arınç neden saygı uyandırmıyor?

31 Ocak 2018 Çarşamba

Bir oğlu ve kızı, Ali Kalkancı’nın müridiydi…

Diğer oğlu Adnan Oktar’ın…

Madımak provokasyonunda Sivas’ta Belediye Başkanıydı…

Referandum sürecinde “hayır” diyerek üst akla el salladı.

CHP’li Kılıçdaroğlu’na ödül verdi.

HDP ile tenhalarda pazarlığa oturdu.

CHP, HDP ve İYİ ile stratejik ortaklık yaptı.

Peki Erbakan’ın “Renksiz, kokusuz, tatsız, tuzsuz bir siyasi figür” diye tanımladığı bu karakter, neden her kritik meselede renk veriyor?

Neden her kritik meselede, Reis’e ve AK Parti’ye karşı kötü koku püskürtüyor?

Neden her kritik meselede damakta İngilish tadı bırakan açıklamalarla gündeme geliyor, düşündünüz mü hiç?

Veya…

Bu yaman çelişkilerine karşılık İngiliz güveğisi dememize niye bozuluyor?

Hadi bunu da geçtik…

Saadet Partisi için 1997’de “Demokratik rejim açısından tehlikeli bir rejim olan Refahyol günlerine bir daha dönmemek dileğiyle…” diyerek Refahyol Tutanakları kitabını imzalayan Şamil Tayyar’ın iftira ve hakaretleri ile neden bana taarruz ediyor?

Acaba İngiliz eşi, kocası Temel Karamollaoğlu’nun, bir gazeteci kadını bu tür entrikalarla domine etmeye çalışmasını Avrupalı bir kadın bakış açısıyla nasıl değerlendiriyor? Merak ediyorum doğrusu…

Bana herhangi bir açıklama yapmadığı halde neden beni bir “köy ağası” gibi feodal yöntemleriyle susturmaya çalışıyor? Yoksa Temel Karamollaoğlu, bu feodal yöntemleri sadece Avrupalı olmayan kadınlara mı reva görüyor?

Ay nasıl görürse görsün… Ha şuradan uyarayım!

Kimse farkında değil zannedilmesin…

Sözde dindar geçinen erkeklerin, pratikte ikircikli olan, seçmeci kadın bakış açısı, hakikaten sadece başörtülü kadınlarda değil, bu komplekslilerin yaranmaya çalıştığı seküler kadınlarda dahi tiksinti uyandırıyor.

Şahsiyetsizlik olarak görülüyor.

Tükürüğe boğuluyor.

Başörtülü hanımlar, kendilerini sadece “başörtülülere özgürlük” sloganlarıyla görüp, pratikte elinin tersiyle iten, sosyal hayatta domine eden, iş hayatında haklarına saygı göstermeyen, fikrine zikrine değer vermeyen, özgürlük sınırlarını hunharca, barbarca işgal eden bu feodal kafalı erkek siyasi figürlere oy koklatmayı asla düşünmüyor!

Mesela… Soros destekli Gezi Kalkışması’ndaki Vandalların terörist yöntemlerini bile demokratik protesto hakkı olarak gören, hatta tutuklu Gezi teröristlerini dışarı salan eski Cumhurbaşkanı Gül örneğinde görüldüğü üzere… Soros beslemelerine karşı genişleyen o demokratik özgürlük anlayışının biz söz konusu olduğumuz vakit nasıl dar boğaza girdiğine şahit olduk işte! ABD’nin Zarrap tuzağına karşı biti kanlanan siyasileri eleştirdiğimde, bizi nasıl düşmanlaştırdığını, “trol” diye betimlediğini gördük…

Bay Gül’ün, Cumhurbaşkanlığı makamında iken ailecek, ta Urfa’ya giderek, Biseksüel Elif Şafak’ın kitap reklamını yaptığını hatırlayın. Başörtülü kadınların oylarıyla geldiği makamda, kimlere yaranmaya çalıştığını…

Bunlara saygı duymuyorum. Hem zorla mı kardeşim?

Beni ve mücadelemi yok sayanı ben niye var sayayım?

Benim fikrime, davama, mücadeleme tepeden bakan üstenci aşağılık kompleksli siyasetçileri ne diye alttan alayım?

Başörtülü kadınlar salak mı kardeşim?

Ne diye oyumu beni ezip, üzmeye çalışan bu feodal kafalar için kullanayım!

Yeri gelmişken…

“Reisçi” diye yuhaladığınız zaman, “acaba neden Reis’ten yana?” diye de sorun kendi kendinize?

Belki Reis, biseksüeller için ta Urfa’ya kadar giden Bay Gül gibi başörtülü hanım yazarlara tepeden bakmadığı, “trol” demediği içindir. Kaybedenler Kulübü ana sponsoru Arınç gibi “troliçe” demediği içindir. 

 

YORUM YAZ