Şahin Alpay, Mümtaz’er Türköne, Ali Bulaç, İhsan Dağı, Nuriye Ural… Çıksınlar, biz yatalım abi!
FETÖ bize kök söktürürken ekranlarda FETÖ adına racon kesiyorlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dirsek çeviren bir kısım tedavülden kalkmış AK Partililerle kol kola darbe hayalleri kuruyorlardı!
“Ha bu sefer Erdoğan gidici” diye Gezi Kalkışması’na bel bağladılar…
Olmadı…
“Erdoğan’ı devirirse Kandil devirir” diye PKK’nın Kobani Eylemleri’nde tribünlerden beklemeye koyuldular.
Olmadı…
17-25 Aralık’ta… Dolar operasyonlarında… PKK’nın Çukur teröründe… FETÖ-HDP ittifakında… MİT TIR’ları operasyonunda…
Olmadı…
Hatırlasanıza! 7 Haziran’da AK Parti azıcık türbülansa girdiği zaman nasıl şımarmışlardı! Hele o AK Partili geçinen bir kısım “yüksek manevra kabiliyetli” kifayetsiz muhterisler, hemen FETÖ’ye yavşamaya başladılar!
“Koalisyon” adı altında bir mezar kazıp, AK Parti’yi diri diri gömmeye çalıştılar!
Olmadı…
1 Kasım’a yüklendiler… AB’yi arkalarına alıp Erdoğan’ı alt edeceklerini düşündüler! AK Parti içindeki bir kısım kifayetsiz muhterislerle ittifak ederek “Reis sahaya inmesin, oyları düşürmesin” kampanyası başlattılar!
Tabii ki Reis bunu yemedi… Sahaya inerek bu “kaybedenler kulübünün” tuzaklarını başlarına geçirdi.
AK Parti içerisindeki bir kısım uzantılarıyla “Az kaldı… Yakında öyle bir bomba patlayacak ki bu hepinizin sonu olacak! Erdoğan bu sefer garanti gidecek… Ondan sonra görüşeceğiz sizinle… Asacağız, keseceğiz… Derinizi yüzeceğiz, derinizi…” diye tehditler savurdular.
15 Temmuz’un haberini almışlardı. FETÖ’nün mutlak güç olduğuna o kadar iman etmişlerdi ki “darbe girişimi”nin başarılı olacağından asla kuşku duymuyorlardı. Bu yüzden o süreçte küstahlıklarını ikiye katladılar!
“Okçular tepesini” boş koymayan Reis’in yanındaki üç-beş inanmış insanı da dava üstüne dava açarak susturmaya, iş yapamaz hale getirmeye çalıştılar!
Olmadı… Milletin sinesine tosladılar!
“Erdoğan kaçtı” dediler…
“Kaçacak” dediler…
Feto denen yüzüne tükürülesi CIA-MI6 beslemesi ucube gibi korkacak zannettiler…
Yine olmadı… Planları tutmadı.
Çünkü bu millet ve lideri hakkında çok yanılmışlardı. Başkomutan Avrupa’ya değil, Allah’a sığındı. ABD’ye, İngiltere’ye değil, milletine gitti. Kılıçdaroğlu 15 Temmuz gecesi havalimanından tüyerken, bu milletin lideri darbecilerin savaş uçakları arasından geçerek destansı bir direnişi tetikledi. Dünyaya “İmanlı çılgın Türkler” neymiş, öğretti!
Yani başaramadılar…
Başarsalardı, şimdi Şahin Alpay mahkemede, “Birçok kronik hastalığım var. Bunların bir kısmı kanser riski taşıyor. Bu haksızlığa son vererek giderek azalmakta olan yıllarımı eşim, torunlarım ve çocuklarımla geçirmemi mümkün kılmanızı diliyorum” diye ağlak cümleler kurar mıydı?
İşin tuhafı, sadece Şahin Alpay değil, Mümtaz’er Türköne de, Ali Bulaç da, İhsan Dağı ve diğerleri de çiçekler kadar masummuş abi!
İfadelerini okuyunca, “Yahu bir yanlışlık yapmış çocuklar… Siz çıkın, biz yatalım cezaevinde” diyesim geldi vallahi!
FETÖ derini kim varsa, birer ikişer tahliye olurken bunlar da çıksın cümbüş başlasın bari…
“Kalan ömrünü torunlarıyla geçirmeme müsaade edin”miş! Babababababa! “Ufak at da civcivler yesin” demek lazım Şahin Alpay’a!