İzmir’in tuvalet gideri yok ama sinema müzesi olacak!
Ekrem İmamoğlu, başkanlığının 50. gününde Bodrum’da tatil yaparken, İstanbul’u sel götürmüştü.. CHP’li Gürsel Tekin, sel nedeniyle suçu 25 yıl boyunca İstanbul’u yöneten AK Parti’ye atmış, “Kentin rantıyla ilgilendikleri kadar altyapısıyla ilgilenselerdi bu manzara ortaya çıkmayacaktı” demişti…
Malumunuz, geçtiğimiz hafta benzer bir manzara İzmir’de yaşandı.
CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, kendi canının derdine düşmüş, vatandaşı kurtarmak yerine kurduğu devasa pompalarla itfaiye binasını basan sel sularını tahliye etmeye çalışmıştı.
Partisinin acziyetini örtmeye çalışan CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan da, “Karadeniz’de sel olunca ‘Allah’tan’, İzmir’de olunca altyapı!” diyerek hedef saptırmaya çalışmıştı. İstanbul’daki selden AK Parti’yi sorumlu tutan CHP’li Gürsel Tekin ise insanların boğularak can verdiği İzmir’deki felaketi görmezden gelip, Boğaziçi’ndeki LGBTİ’li sapkınlarının maskarası olan Şeyma için; “Başörtülü bir kızımızı yerlerde sürüklüyorlar, hakaret ediyorlar, dövüyorlar, gencecik çocuklara öldüresiye saldırıyorlar. İşte AKP zihniyeti budur” şeklinde yalan yanlış tweetler atarak, duyar kasıyordu.
Evet!
CHP’liler İzmir’in en büyük probleminin “altyapı yetersizliği” olduğunu yıllardır görmezden geldiler.
İzmir’e ilk ziyaretini 1970 yılında gerçekleştiren yazar Hıncal Uluç, izlenimlerini aktarırken, denize akan lağımların körfezi leş haline getirdiğini ve lağım kokusu yüzünden “Kim altına yaptı” diye İzmirlilerin birbirinin yüzüne iğrenerek baktıklarını anlattığı halde, bu soruna bir çözüm bulmadılar.
Lağım kokusundan korunmak için yıllardır evlerinin pencerelerini kapalı tuttukları halde, Yılmaz Özdil’in, “Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz” yazılarına “Hadi oradan” diye itiraz etmek yerine, keyifle okudular.
İzmir’in suyu dersen, “arsenik” nedeniyle zaten sıkıntılı…
Üstüne bir de altyapı sorunu eklenince, Türkiye’nin 3 büyük şehrinden biri olan İzmir, geçtiğimiz yıl “uyuz mikrobu”na teslim oldu.
Bugün, “Korona aşısı yok” diye iktidarı eleştiren bazı laikçiler geçen sene hem kaşınıyor hem de fellik fellik uyuz ilacı arıyordu. İzmirli eczacılar ise uyuz ilacı talebine yetişebilmek için çevre illerle ilaç takası yapıyorlardı.
Yine de kimse “altyapı yetersiz” diye CHP’li belediyeleri suçlamıyordu.
Ta ki İzmirli selzede bir esnaf, felaketin ardından İzmir’i ziyaret eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzüne karşı; “İzmir’de altyapı gerçekten bitik. Burada 35 senedir CHP var. Lütfen bu altyapıyı düzeltin” gerçeğini haykırana kadar.
Evet!
İzmir’e yağan yağmur Allah’tandı, fakat felaketin bu denli büyük olması CHP’li başkanların çapsızlığındandı.
Yarım asırdır lağım kokan bir şehri heykellerle donatacaklarına, altyapıyı yenileselerdi böyle olmayacaktı.
Ya da belediye bütçesinden Sabetaycılığın fikir babası Sabetay Sevi’nin doğduğu evi restore ettireceklerine, birkaç arıtma tesisi yapmış olsalardı, bugün İzmir pislikten kırılmazdı.
Tamam…
35 yıllık çapsızlığın faturasını şimdiki başkana yüklemek haksızlık olur.
Fakat geçtiğimiz günlerde haber merkezine öyle bir mektup geldi ki adeta “Tunç Soyer’in de diğerlerinden hiçbir farkı yokmuş” dedirtti.
Şöyle ki…
Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meclis kürsüsünden, “Bütçesinin neredeyse 2 buçuk katı borçlu” diye eleştirdiği İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, geride bıraktığımız Ekim ayında metruk bir yapıyı, tam 26 milyon lira ödeyerek satın almış. Hâlihazırda halı saha olarak kullanılan bu taşınmaz, geçmişte “Yıldız Sineması” adlı bir açık hava sinemasına ev sahipliği yapmış.
“Tercihimizi betondan ranttan değil kamudan yana kullanıp İzmir’e borcumuzu ödüyoruz” şeklinde afili sloganlar atan CHP’li Soyer, burayı “sinema müzesi” yapacakmış. Araştırmalarım sonucu öğrendim ki, Soyer’in müze yapmayı düşündüğü bu alan 1955 yılında ülkemiz ve İsveç güreş milli takımlarının müsabakalarına bile ev sahipliği yapmış. Burayı özel kılan tek şey ise çatısı yapıldıktan sonra açılışına Zeki Müren’in katılmasıymış.
Daktilo ile yazılmış mektubu gönderen duyarlı vatandaş, bozuk bir sinema makinesinden başka hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan bu metruk binaya 26 milyon gibi astronomik bir bedel ödenmesini “masonik bağlar”la açıklamaya çalışmış.
Zira iddiaya göre Yıldız Sineması’nın halen hayatta olan sahibi Yüksel Kazmirci ile oğlu Tolga Kazmirci, Mason localarına üye imişler. Mason derneği eski üyesi Hüral Taşdelen tarafından kaleme alınan “Mason Tarikatı ve Emperyalizm I” adlı kitapta Tolga Kazmirci’nin ismi geçiyor.
Mektupta, sit alanı içerisindeki tarihi değerden yoksun bu halı sahanın, yine kurucularının mason olduğu bir mimari büro tarafından satışa hazır hale getirildiği yazıyor. Tabii, mektupta söz konusu halı sahanın müze yapılabilmesi için harcanacak milyonlara da dikkat çekilmiş. Mektuptaki iddialar teyide muhtaç, fakat 26 milyonun ödendiği kesin.
Ezcümle:
Acaba diyorum, CHP’li başkanlar bir kez de tercihlerini “rant(!)”tan yana mı kullansalar?
En azından koca şehrin bir tuvalet gideri olur. Zira onlar tercihlerini “kamu(!)”dan yana kullandıkça, İzmirlilerin parası heykele, sinemaya, masona, sabetaya gidiyor! Lağım kokusunu ise vatandaş çekiyor!







