--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sultan Abdülhamid ve Mehmed Âkif

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
36

Dar-ı Cinan’a irtihalinin 83. yıldönümü münasebetiyle, şehir şehir dolaşıp Mehmed Âkif merhumu anlatmaya çalışıyorum.

Çünkü onun tefekkür dünyasına, sunum tarzına, şiir kudretine, en çok da ahlâkına, vicdanına, mertliğine, insanlığına ihtiyacımız var…

Âkif demek salt şiir ve san’at demek değil, Âkif demek, öncelikle sapasağlam bir iman demektir, ahlâk demektir, onun “Asım’ın nesli” olarak özetlediği “model insan”a ihtiyacımızı vurgulamak demektir…

Binaenaleyh, Âkif’i konuşmak, ihtiyacımız olan “insan”a ulaşmak için adımlar atmaktır. Çünkü Âkif, “insan”ı “Ahsen-i takvim” sırrıyla hayatın merkezi sayan ve “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışını hayat felsefesi yapan idrakin,aşiretten devlet çıkaran “inşa”nın, “İ’lâ-yı kelimetullah”a kendini adayan “ihya”nın ürünüdür…

Böyle olmakla birlikte, bizim dindar camianın bir kısmı, Sultan II. Abdülhamid taraftarlığı sebebiyle Âkif’i eleştiriyor. “Eleştiri” kelimesi hafif kalır, âdeta yerle bir ediyor!

Abdülhamid taraftarlığı öylesine abartıldı ki, rahmetli Necip Fazıl’ın, insafsız ve vicdansız saldırılara karşı çıkma adına geliştirdiği “Ulu Hakan-Cennetmekân” şeklindeki tanımlamalarının da ötesine geçip, o dönemde Abdülhamid Han aleyhtarlığı yapan herkese, neredeyse “kâfir” damgası vuruluyor.

Mehmed Âkif de bu “ifratçı” yaklaşımlardan nasibini aldı ve İstiklâl Marşı şairimiz, büyük meziyetlerine, ilmine, irfanına, imanına, faziletine, gayretine, vatanseverliğine rağmen, “kötü adam” oluverdi.

Hak ve hakikat adına önce şunu söylemem lâzım: Sultan II. Abdülhamid dönemini yaşayan dindar yazarların hemen hemen hepsi Abdülhamid muhalifidir. Kimi Batıcı, kimi Türkçü, kimi Kürtçü, kimi Sosyalist, kimi Müslüman, kimi Hıristiyan ve Yahudi aydınların ittifak ettiği tek nokta da Sultan Abdülhamid’e muhalefettir. Bu her yönden esen sert muhalefet rüzgârının en açık sebebi ise “zaruri istibdat”tır! Bunun dayanağı da Sultan Abdülhamid’in ilân ettiği Meşrutiyeti askıya alması ve seçimle belirlenen “Meclis-i Meb’usan”ı dağıtarak tüm dizginleri eline almasıdır.

Padişaha devlet, mütefekkire hürriyet lâzım. Bir bakıma kaçınılmaz olan bu çatışmayı abartıp “taraf” olmak Müslümana yakışmaz.

Kaldı ki, her döneme kendi şartlarından bakılır. Her şey olup bittikten, geçmişte yaşananlar tüm sonuçlarıyla birlikte ortaya çıktıktan sonra, hüküm vermek kolaydır, ancak süreç yaşanırken, sürecin sonuçlarını görmek neredeyse imkânsızdır.

Üstelik içeriden ve dışarıdan büyük bir maharetle yürütülen kampanyalar, algı operasyonları, yalan haberler, “Abdülhamid giderse Türkiye kurtulur” inancını güçlendirmektedir. Öyle bir hava ki, Abdülhamid’e taraf olmak, baskıya, şiddette, istibdada taraf olmak, hatta “vatana ihanet” etmek anlamı kazanmıştır.

Sultan Abdülhamid’in bazı zaruri uygulamaları da maalesef bu tür ithamları beslemiştir. Sürekli, etkili ve yaygın algı operasyonları sayesinde kafalar karışmış, fikirler hercümerc, istikamet tepetakla olmuştur. O dönemde Sultan Abdülhamid’e muhalefet, “istibdada muhalefet” ve “hürriyete taraf” olma anlamı kazanmıştır. Seçim “istibdat” ve “hürriyet” arasındadır. Yazarlar, mütefekkirler, şairler tabii olarak “hürriyet”i seçmiştir.

Âkif bunlardan sadece biridir. Önünde Namık Kemal, Ziya Paşa gibi “vatansever”ler, yanında Bediüzzaman, Süleyman Nazif, Rıza Nur, Ahmet İzzet Paşa (sadrazamlık yapmıştır) gibi mütefekkirler ve siyasetçiler vardır. 

Dedik ya, yazarlara, düşünürlere “hürriyet”, Padişah’a “devlet” lâzım! Bu mânâda herkes kendi konumunun gereğini yapmış demektir. Bize düşen iki tarafı da anlamaya çalışmak olmalıdır.

Öte yandan; bu isimlerin çoğu İttihad ve Terakki iktidarı ve sonrasını yaşarken, gerçek “istibdat”la tanışacak, Rıza Nur, “Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı? Hiç… Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı. Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalıştı. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor” diyecek; 

Ahmed İzzet Paşa, “Şöhret bulduğu derece zalim ve kahredici olmadı… Kimsenin hayatına, rızkına, istikbaline kastı yoktu. Saltanat zamanında işitilen isnadlar, Meşrutiyet’te hiçbir zorlukla karşılaşmadan yapılan araştırma ve soruşturmalar ile doğrulanamadı” görüşüne gelecek; 

Süleyman Nazif, “Hasret olduk eski istibdâda biz” diyerek, Abdülhamid özlemini dile getirecek;

Bediüzzaman, Sultan Abdülhamid’i, “Şefkatli Sultan- Veli Sultan” diye yâd ederken, Mehmed Âkif Ersoy, Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş/ Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş” diyecektir.

Bu milletin Sultan II. Abdülhamid’i anlamaya ihtiyacı olduğu kadar, dindar muhaliflerini anlamaya ve bu bağlamda tarihten ders/ibret almaya da ihtiyacı var. 

 

Yorumlar

(36)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Dürüst

9 Ocak 2020 13:17

Siz çok güven veriyorsunuz.

Emre Turunç

30 Aralık 2019 23:21

Çok kıymetli hocam size saygılarımı sunarım, lakin katılmıyorum belirtmek isterim. Mehmet Akif meslektaşımdır, safahat da yıllarca başucu kitabım oldu kastettiğiniz gibi yazarların hürriyet arzusu bukadar ağız dolusu küfürleri meşru kılmaz bence. Kaldı ki Abduhu ve Afganiyi övmesi ve Sultanımıza kızma ve sövme şekline bakılınca bugünkü sıkıntılarımızdan olan dinde reform kafasında olduğunu düşünüyorum. Kaldıki semerci hikayesi pişmanlığına yetmez kesinlikle. Rıza Tevfikten daha duygu yüklü bi şiir yazmasını beklerdim şahsen ne de olsa kabiliyeti ve vakti vardı buna. Saygılarımla..

EKOLL

30 Aralık 2019 10:02

Sayın yazar hangi pencereden baktığını anlayamadım lakin dün Abdulhamid giderse devlet kurtulur diyenlerin torunları bugün de Erdoğan giderse Türkiye kurtulur diyor. Size göre bu muhalefet de doğru. Kusura bakmayın ben sizi bir şey sanmıştım. Artık benim için hiç bir değeri olmayan sıradan biri oldunuz. Yazdıklarınız ve saçma fikirleriniz sizin olsun. Akiti bırakın artık sözcüde başlayın yazmaya.

Sınırsız

29 Aralık 2019 21:59

Yani Yavuz sizin gibi değerli biri bu sefer biraz saçmalamış ne yanı Abdülhamid muhalifliği normal birşey miydi ne oldu Abdülhamid'i tahttan indirdiler. 

Mustafa

29 Aralık 2019 08:12

Muhterem üstad mükemmel yorumunuz için çok teşekkürler :)

Vatansever

29 Aralık 2019 04:42

Demekki neymiş? Bunların dertleri hürriyet falan değilmiş.. Kaşınmışlar.. Kader icabı.. Öyleyse Onların düştüğü duruma bu gün de düşenlere hiç kimsenin kızmaya hakkı yok!

Birol

29 Aralık 2019 01:44

Bu yazınızdan dolayı sizi tebrik ederim sayın yazar.Oldukça aydınlatıcı bir yazı olmuş bende sizin gibi düşünüyorum.

Ömer

29 Aralık 2019 01:14

Yavuz bey yazılarınızı beğenerek okuyorum . Ama bu yazınıza katılmam mümkün değil . Sultan Abdülhamid’e o kadar şiddetli muhalefet vardı ki asıl hedef devleti yıkmaktı. Maalesef on yıl içinde koskoca devlet tarumar oldu. Sultana karşı Ermeni’yi yahudiyi anladıkta dindar ve bilhassa bazı alimler nasıl aldandılar. M Âkif in pişman olduğunu ben duymadım burada evet iyi bir şair ama rahmetli Kadir Mısıroğlu’nun katılıyorum. Olan olmuştur inşallah dediğiniz gibi tarihten ibret alınmalı . Ama nerde bugün bile Erdoğan’a yapılanlar açıkça görülüyor . Ne tuhaftırlar bazı en yakın arkadaşları bile yalnız bırakıyor ve hatta Erdoğan’a karşı muhalefetle işbirliğinden çekinmiyorlar . Yazık demek ki tarihten yine ders almıyoruz . Allah sonumuzu hayretsin inşallah.

Uğur Kavakoğlu

28 Aralık 2019 23:16

Devlet bittikten sonra kına yaktılar mi? Bu yazınızda Mehmet akifin son zamanlarını yazarmısınız

sefer

28 Aralık 2019 22:57

Istiklal marşı ve istimdat şiiri peş peşe okunduğunda dahada manalı buluyor insan. Keşke terör suçundan ceza evine girenlere akşam sabah iki kere dinleme mecburiyeti getirilse

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle