--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Sen sadece ayakkabı yap!”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
7

70’li yılların başlarıydı. Rahmetli Üstat Necip Fazıl’a ezile-büzüle benim “şiir” dediğim karalamalarımı göstermiştim.

Şöyle bir baktıktan sonra, bana dönmüş ve “Volter’i bilir misin?” diye sormuştu. Tanımama şansım var mıydı hiç, ilkokuldan beri kafalarımızı “gâvur” hayranlığıyla doldurmuşlardı. Ama Üstad’ın karşısında iddialı olmamak gerekiyordu:

“Birazcık bilirim” diye cevap verdim, “meşhur Fransız şair.”

“Hah işte” dedi, “o birazcık bildiğini sandığın Voltaire (1694-1778) bir ara o kadar meşhur oldu ki, çok iyi bir ayakkabıcı olan komşusu bile kıskandı. ‘Bu kadar güzel ayakkabılar yaptığım halde onun kadar neden saygı görmüyorum?’ diye hayıflanıp, onun gibi şair olmaya karar verdi.”

Ayakkabıcılığı bir kenara bıraktı, gece-gündüz “şiir” dediği şeyler yazmaya başladı. Sonra da yazdıklarını Voltaire’e götürdü: “Ben de sizin gibi şairim Üstat, eserlerime bir göz atar mısınız?”

Voltaire, “komşu hatırı” deyip, uzatılan kâğıt tomarına şöyle bir göz attı: “Bak dostum” dedi, “birinci kural şu: Yazdıkların, kullandığın kâğıtlardan daha kıymetli olacak!”

Tabii ayakkabıcı bundan hiçbir şey anlamadı. O zaman Voltaire, kâğıt tomarını masasına bıraktı ve inceleyeceğini söyleyerek ayakkabıcıyı uğurladı.

İnceledi de fakat ayakkabıcının yazdıklarında ne mısra vardı, ne imlâ vardı, ne vezin, ne kafiye, ne fikir; aklına ne gelmişse karalamıştı. Öte yandan, ayakkabıcıyı küstürmek de istemiyordu. Sonunda şöyle bir not iliştirdi ayakkabıcının yazdıklarına:

“Dostum, sen sadece ve yalnızca ayakkabı yap!”

Kapıcıyla gönderdi ve ayakkabıcı en iyi yaptığı ayakkabı işine dört elle sarılarak haklı bir şöhrete ulaştı: Hem meşhur oldu, hem de zengin.

Üstat, hikâyeyi anlattıktan sonra, güldü ve şöyle dedi: “En iyisi sen nesir yaz!”

Sosyal medyada “şiir” diye yayınlanan bazı şeyler”i okudukça, bu hikâyeyi hatırlarım. Herkes “Allah vergisi” bir kabiliyeti olduğunu zanneder. Oysa meşhur Alman şair Goethe’ye göre, yüzde on kabiliyet, yüzde doksan gayrettir. Herkese mavi boncuk dağıtıp, “maşallah” çeken kimi yazarlar acemi yazara moral verelim derken, sanata saygısızlık ediyorlar.

Bu iş öyle kolay değil: Okumaktan gözleriniz akacak, duygu karmaşasından yüreğiniz çatlayacak, düşünmekten beyniniz kanayacak, yazıp silmekten ruhunuz terleyecek, hayalleriniz şuurunuzda debelenecek… 

Ne günlere kaldık: Sosyal medyada iki satır yazan “yazar” geçiniyor, şiirin kıyısından geçmemiş iki “mısra” attıran da “şair” kartviziti taşıyor.

Bir gün de oturup düşünsene çocuğum: Sen şairsen Fuzulî, Baki, Leylâ Hanım, Âdile Sultan, Fıtnat Hanım, Namık Kemal, Yahya Kemal, Mehmed Âkif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ne?..

Bunların çok altındaki şiirlere kimin ihtiyacı var? Bunların çok altındaki şiirleri kim okur, kim etkilenir?

Çileyi göze almıyorsanız şiir bilmiyorsunuz demektir. Şiir bilmiyorsanız, sizin gibi şiir bilmeyen birkaç kişinin sosyal medyada övgüsünü almak için yazmaya değmez.

Bu tespitim her türlü yazı için geçerlidir… 

Önce yazacağınız türün cemaziyelevvelini öğreneceksiniz. O türde isim yapmış insanların hayatlarını ezberleyeceksiniz. Kelime dağarcığınızı Osmanlıca kelimelerle, terkiplerle besleyeceksiniz. Müteradif kelimeler arasından en uygun kelimeyi seçmeyi, cümle içinde en doğru biçimde kullanmayı ve doğru cümle kurmayı bileceksiniz. 

Hele şiir yazmaya çalışıyorsanız, her kelimenin kokusunu alacaksınız, rengini, âhengini hissedeceksiniz.

Ha “o kadar uzun boylu değil” diyorsanız, Voltaire’nin ayakkabıcı komşusuna önerdiği daha kısa bir yol var: Onu deneyin.

 

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

şişik egolar kulübü

25 Haziran 2020 04:03

Bu yazı beni necip fazıl' dan bir kat daha nefret ettirdi.

sen yabamanğ!

24 Haziran 2020 19:21

necip fazıl efendi hazretlerinin bu tavsiyelerinde kadar kibir hissetmediniz mi hiç?

Ismail

24 Haziran 2020 17:02

Yunus Emre neden unutulur

Ömer

24 Haziran 2020 12:45

Şair olmak sanatkar olmak Allah vergisidir . Yetenek ister tabi bunun yanında çalışıp ter dökmek çile çekmek gerekir . Milyonlarca ton kumdan sadece birkaç gram altın çıkar o da her kum ve topraktan olmaz .

Nurullah

24 Haziran 2020 11:52

Bu yazıyı okuyunca şair Çetin Parlar'ın "Demli Olsun" şiiri geldi aklıma. Langur Lungur Tarhana Bulgur, bana gönül koyma, çay koy :))

Kubilay

24 Haziran 2020 11:14

Örnekler hiç beğenmediğin BATI dan... Abdulmuttalib el Arabi "dincilerin en iyi bildiği şey nasihat vermek ve bol bol sallamaktır" diyor.. (Sözüm meclisten dışarı)

AK KARTAL

24 Haziran 2020 07:19

AK PARTİ LİYAKATSİZLERE GÖREV VERMESİN. MEVKİ MAKAM VERDİKLERİNDEN DE NE OLDUM DELİSİ OLUP YANINA YAKLAŞILMAYANLARI .. ETSİN. REİS'İ HALKLA KUCAKLAŞIRKEN, BAZILARI BURNU HAVADA, BİR KİBİR, BİR HAVA! ZARARLARI VAR FAYDALARI YOK. BİNDİĞİMİZ DALI KESMEYELİM. ŞAHSİYETSİZLER KUTSAL DAVAMIZA HALEL GETİRMESİN, KAFİRİN PİS AĞZINA SAKIZ OLMAYALIM.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle