• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Ramazan insanı olmak…

19 Mayıs 2020


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Hem dini, hem de milli kültürümüzün temelinde “eşref-i mahlûkat” olarak “insan” var: “Her şey insan için” görüşü, medeniyet anlayışımızın bamteli ve temelidir...

Selçuklu-Osmanlı terkibi bu anlayışı esas alarak kurumlaşmıştır.

İnanç farkı gözetilmeksizin “insana hizmet” esas alınmıştır…

Sonraları bencilleştik…

Ötek insan”ları düşünmez olduk…

“Altta kalanın canı çıksın” anlayışı dünyamıza hâkim oldu.

Gitgide daha fazla oranda insanı ihmal ettik. İnsanı ihmal ettikçe, insanlığımız tükendi ve duvara tosladık.

Ülkelerimize koyduğumuz sınırlar, insanlara getirdiğimiz sınırlamalar sınır tanımaz bir virüs tarafından yerle bir ediliyor.

Zengin-fakir, genç-yaşlı, üst düzey-alt katman, şehirli-köylü, siyah-beyaz, şu inançtan-bu inançtan hiç fark etmiyor.

Kısacası, hepimiz gözle görülmeyecek kadar küçücük bir virüsle terbiye ediliyoruz. Diğer insanlara üstünlük sağlamak için daha etkili ve öldürücü füzeler üretmenin değil, doğrudan insana hizmet edecek, onu yaşatacak tıbbî malzeme üretmenin önceliğini kavramaya başlıyoruz.

İnsanları öldürmenin değil, yaşatmanın erdemini fark ediyoruz…

Öteki insanlara üstünlük kurmakla değil, eşit şartlarda yaşamakla mutlu olunabileceğini anlıyoruz…

Umarım anlamışızdır.

Tam da bu idrak içinde eğitilen Osmanlı insanı din, dil, renk, ırk farkı gözetmeksizin insanlara hizmeti ibadet telakki etmiş, “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” prensibi çerçevesinde, hayırda yarışmış, bu ulvi, kudsi ve külli yarışın bir sonucu olarak da, büyük hayır müesseseleri (vakıflar) vücuda getirmiştir. Osmanlı’da vakıf müesseselerin bolluğu, çeşitliliği ve yaygınlığı “hayır”da yarışın ne denli büyük bir toplumsal heyecan dalgası oluşturduğunu gösteriyor.

Rahatlıkla diyebiliriz ki, Osmanlı insanı, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olan, malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan, Allah yolunda harcananın da en hayırlısı halkın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi karşılayandır” anlayışı çerçevesinde, hayatını yaradılış hikmetine hizmete vakfetmişti.

Devlet, insanının bu ulvi çabasından öylesine etkilendi ki, bizatihi kendisi devasa bir vakfa dönüşüp din, dil, renk, ırk, kılık, kıyafet, anlayış farkı gözetmeksizin, tüm gücünü, yönettiği insanların hizmetine sundu. Çok da iyi yaptı: Çünkü hayatın merkezi insandır. “Kainat hayata, hayat insana bakar (Bediüzzaman). Vakıf müesseseleri ise insana (ve tabii ki hayata) duyulan sevgi ve saygının kurumlaşmış halidir. Böyle müesseseler düşünebilmek için, insanın yaradılış hikmetini kavraması gerekirdi. İnsanın yaradılış hikmetini en iyi anlatan kitap Kur’an olduğuna göre, insana hizmeti pek tabii Müslümanlar kurumlaştıracaklardı.

Din, dil, renk, ırk ayırımı yapmadan, yaratılanı, (hiç olmazsa) Yaratan’dan ötürü sevmek (hoşgörmek) anlayışı,Müslüman yüreklere “vakıf sistemi”ni ilham etti ve sistem, tam anlamıyla Osmanlı asırlarında kendi kemalini buldu.

Bir kişinin malını-mülkünü hiç tanımadığı insanların hizmetine sunması, ancak insanı tüm teferruatı ve kıymetiyle kavramasıyla mümkün olabilir!.. Belli ki bu idrak Osmanlı insanında mevcuttu. Bu hasretle, hemen her türlü yardım amacına yönelik olarak, yirmi altı binden fazla vakıf kurdular. Bunlardan bazıları hayvanlara ve bitkilere yöneliktir ki, Ortaçağda böyle bir çevre bilincinin oluşmasını takdirle anmamak kadr u kıymet bilmemek olur.

Osmanlı’da ilk vakıf Orhan Gazi tarafından, İznik’te, eğitim-öğretime ilişkin olarak vücuda getirildi: Kurduğu üniversitenin bilimsel özerkliğe (hâlâ ulaşamadığımız büyük hasret) kavuşabilmesi için gereken ekonomik bağımsızlığı temin amacıyla da bir kısım gayrimenkuller vakfetti. Osmanlı’nın vakıflaşma süreci, böylece başlamış oluyordu. Bu sürecin nasıl işlediğini göstermesi açısından Fatih’in bir vakfiyesini biraz sadeleştirerek özetlemek istiyorum…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Jale ozsoy

Ne oldu ?..
  • Yanıtla

hasim

Dünya varolduğu günden bu yana hep döne döne yoluna devam ediyor.. ışık-karanlık münavebesi her zaman aynı.. ne geceler mütemâdî ne de gündüzler; bazen her yanı, kalıcı gibi görünen müthiş bir karanlık basıyor; bazen de ışık gelip karanlığın önünü kesiyor.. zaman oluyor her yan güllük ve gülistanlığa dönüyor; bir de bakıyorsun her tarafta hazanlar esiyor. Öyle meş’um zamanlar oluyor ki, her şey künde künde üstüne devriliyor ve insanî değerler ayaklar altında kalıyor; öyle günler de geliyor ki, “başlarda gezen ayaklar suya eriyor” ve pâyimâl olan değerler başlara taç yapılıyor. Gün oluyor, sinelerden sevgi bütün bütün silinip gidiyor, saygı kinlere, nefretlere kurban ediliyor; kalbî ve ruhî hayat bütün bütün unutuluyor, insanlar birbirleriyle olan münasebetlerinde korkunç krizler yaşıyor, her ifade ve tavır, ürperten bir kopuşun sesi-soluğu hâline geliyor. Bir de bakıyorsun, bütün bu olumsuzluklar bir bir zâil oluyor ve gönüller yeniden şefkatle atmaya duruyor.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23