--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Padişahım, Millet Sahipsiz Kaldı!”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
15

Osmanlı Devleti’ni yönetenler, Allah’ın adâletini dünyaya hâkim kılmaya memur olduklarına inanır, buna göre savaş ya da barış yaparlardı.

Bu inançlarını, “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden (kurtarıp) çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan müstaz’af (âcizler) adına savaşmıyorsunuz?’ mealindeki İlâhî emre dayandırırlardı.

Bu bağlamda, İkinci Viyana kuşatmasını gerekli kılan önemli sebeplerden biri, Avusturya–Alman İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında tuttuğu Macar halkına zulmetmesiydi…

Alman idaresindeki Macarlar tarafından kendilerine “önder” olarak seçilen Tökeli İmre, 9 Ocak 1682’de İstanbul’a elçi göndererek, “Nemçe’nin (Avusturya) tecavüzü haddi aştı... Bunları görmektense ölmek yeğdir. Hemân bir taraftan haber verup yörüyesiz” şeklinde şikâyetlerini dile getirerek, Alman idaresini kabul etmediklerini ve Osmanlı idaresi altına girmek istediklerini belirtmişti.

Çünkü Osmanlı idaresi altında yaşayan Macarların memnuniyeti Avrupa içlerine kadar konuşuluyordu. Avusturya idaresinde yaşayan Macarlar Osmanlı idaresinde yaşayan soydaşlarına gıpta ile bakıyor, kendileri de Osmanlı idaresi altına girip hem ekonomik imkâna kavuşmak, hem de huzur bulmak istiyorlardı. (AB’ne girme çabamızı andırıyor mu?)

O tarihte Osmanlı tahtında, av merakı yüzünden “Avcı” lâkabıyla anılan Sultan Dördüncü Mehmed oturuyordu… Osmanlı Devleti, “İyi sadrazamlar” dönemindeydi. (Tarhuncu Ahmed Paşa, Köprülü baba oğul ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa) Fetihler sürüyordu. Bu durum Padişah’ı rehavete itmiş olmalı ki, Davutpaşa’daki av köşküne yerleşmiş, günlerini av peşinde tüketmeye başlamıştı.

Bu sırada Alman-Avusturya İmparatorluğu, 1664’de imzalanan Vasvar Barış Andlaşması’nı çiğneyerek Osmanlı şehir ve kasabalarını zaptetmeye yöneldi. Sivil halkı esir alıyor, köylülere zulmediyordu. Sınır boylarında yaşayan halk kan ağlıyor, feryad u figânı İstanbul’a kadar geliyordu… Ne çare ki, Padişah duymazdan geliyordu. Ama halk olup bitenlerden dolayı hem çok tedirgin, hem de günlerini av peşinde geçiren Padişaha kırgın ve kızgındı. 

Böyle bir ortamda, Padişah’ın adamlarından biri İstanbul’un büyük din âlimlerinden Hacı Hüseyin Efendi’nin kapısını çaldı. Hoca kapıya çıktı. Elçi dedi ki:

“Padişah-ı Cihan efendimiz, sizi Davutpaşa Köşkü’ne dâvet ediyorlar: ‘Cuma mübarekte camiî şerifümüze gelsün, va’z-u nasihatından istifade idelüm buyurdular.”

Kızgınlıktan kıpkırmızı kesilen Hacı Hüseyin Efendi’nin cevabı çok sert oldu: 

“Va’z-u nasihatumuzi dinlemek isteyen bizüm camiümüze gelür. Söyle Padişahına avdan vaz geçüb ataları gibi ordusunun başına geçsun. Devlet umuruyla meşgul olsun.”

Kapıyı Padişah elçisinin suratına kapattı.

Allame Hacı Hüseyin Efendi’den ağzının payını alan Padişah, ertesi Cuma için Davutpaşa kürsü vaizlerinden allâme Himmetzâde Abdullah Efendi’yi çağırttı... 

Abdullah Efendi meslektaşı gibi çağrıyı reddetmedi. Davutpaşa Camii’ne gitti. Cuma sünnetini müteakip hutbeye çıktı. Arapça girişten sonra şu mealde konuşmaya başladı: “Devlet sahipsiz kaldı… Şehir ve kalelerumuz küffar eline düşüp cami ve mescitlerumuz kilise yapıldı… İmdi günahlarumuza tevbe idelüm… Bundan sonra bize lâzım olan, gözyaşlarımızdan çimen bitinceye kadar başumuzi secdeden kaldırmamaktur!”

Ve doğrudan Hünkâr Mahfiline döndü. Şimşek çakan bakışlarını içinde Padişah’ın ve devlet ricalinin namaz kıldığı mekâna kilitledi. Sesini yükseltti: “Padişahum, millet sahipsiz kaldı!.. Nedur bu hay-huy ve nefs-i emmarenuze uymalar?.. Gaflet uykusundan niçün uyanmazsunuz? İmdi avlanma zamanı değil, ağlama zamanidur!”

Derin bir sessizlik oldu. Bütün gözler mahfile dönmüştü. Tepki bekliyorlardı. Fakat Padişah’ta çıt yoktu. Abdullah Efendi’yi sonuna kadar başı önünde dinlemiş, hatta zaman zaman doğrulamak ister gibi kafa sallamıştı.

Cuma namazından çıkar çıkmaz, İstanbul’a dönüş hazırlığı yapılmasını emretti. Herkes derin bir nefes almıştı: Sahib-i devlet imparatorluğun kalbine dönüyordu.

Ordusunu hazırladı ve serkeşlik eden Avusturya’ya haddini bildirmek üzere yola çıktı. Fakat kendisi Belgrat menzilinde kalacak, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa serdarlığındaki Osmanlı Ordusu ise, Kırım Hanı Murad Giray ile Budin Beylerbeyi Arnavut Koca İbrahim Paşa’nın işi gevşek tutmaları (ihaneti yumuşatmaya çalışıyorum) sebebiyle Viyana kapılarından geri dönmek zorunda kalacak, Sadrazam bu yüzden kellesini verecekti.

Hakikati Padişahların yüzüne karşı haykıran Osmanlı hocalarına bir kez nasıl hasretiz! 

 

Yorumlar

(15)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ustaz

2 Haziran 2020 03:57

Demek ki ne imiş; padişah öyle astigi astik, kestiği kestik değilmiş. Kendileri hâlâ Kraliçe nin peşinden gidenler, kutsayanlar, bizim Sultanlara tukaka muamelesi yapıp, bizimkilere yedirmisler, tarlamizi surmusler. Çünkü bu topraklara ait olmayan tohumlar var.

Üstad Kadir Mısıroğlu

30 Mayıs 2020 23:19

Sayın yazar size çok fazla saygı ve sevgi duyuyorum ama günümüzde bunu siz yapmalısınız. Örnek rol yapıp dilenmek için ağlayan hakkarili mehmet amcaya valilik 20 koyun ve 1 koç veriyor. Neden bu haksızlık yapılıyor. Bize verilmesi için illa biz de mi yalan söyleyelim. Devlet dostla devletse bize neden yok? Benden alınan vergi böyle keyiflerine göre mi dağıtılacak. Diyarbakır annesi çıkarttınız dönen teröristler elini kolunu sallayıp geziyor cesaretiniz varsa şehit ailelerine sorun razılar mı? Bin tane şey yazarım da hiç birinizde bunu soracak cesaret yok. Bir Kadir Mısıroğlu gerek bize bunları sorabilecek

Üstad Kadir Mısıroğlu

30 Mayıs 2020 23:14

Tata tonga her seçim öncesi koyun dediniz biz de koyduk. Sen hissetmedin herhalde ama annene babana sor tecrübeliler onlar anlatsın

polat

30 Mayıs 2020 20:15

Tata tonga rumuzlu gafil.Koyunlar bile senden çok akıllıdır.Sen kendini akıllı aydın çagdaş sanan atalarının ecdadının dünyaya adaletle yüzyıllarca hükmettigini bilmeyen gafillerden oldugun kesin.O zamanlar senin avrupalın vebalı ve sefil halde yaşarken biz zengin güçlü ve hastalarını çeşitli yöntemlerle tedavi eden "ÇAGDAŞ " bir devlettik.Avrupalı akıl hastalarını içine şeytan girmiş diye yakarken biz tedavi ediyorduk.Son not avrupayı krallar bizide padişah yönetiyordu.O zamanlar dünyanın niçbir yerinde seçim sandık yoktu.kapişş

turgut ertav

30 Mayıs 2020 19:19

Ganimet ve kılıç hakkı hakkında GANİMET NEDİR?Ganimet kelimesi (çoğulu ganâim) sözlükte “bir şeyi zorluk çekmeden elde etmek” demektir. İslâm hukukunda, “müslümanların savaş yoluyla gayri müslimlerden ele geçirdikleri esirler ve her türlü mal” şeklinde tanımlanmakla birlikte ganimeti savaşta düşman askerlerinden elde edilen menkul mallara hasreden veya kısmen farklı şekilde tarif eden fakihler de vardır..

Abc

30 Mayıs 2020 18:18

M. Beşir in yorumunu okuyun.

turgut ertav

30 Mayıs 2020 16:24

Şair geçinen Cengiz Numanoğlu kim?1941 yılında Antalya'nın Serik ilçesinde doğdu. 1962 yılında Kara Harp Okulu'nu bitirerek ordu saflarına katıldı. 1982 yılında, kendi isteğiyle Kıdemli Binbaşı rütbesinden emekliye ayrıldı, halen Bursa ilinde yaşamaktadır.Sözde 15 Temmuz darbesi hakknda,sözde 15 Temmuzu taçlandırdığını söyledikleri 15 temmuz şiirini yazmış.siyasal islamcılardan biridir.

Hostes

30 Mayıs 2020 15:29

Padişahın milleti yoktuk, kulları vardı.

turgut ertav

30 Mayıs 2020 15:26

Düzeltme:Cengiz Numanoğlu sözde şiiri yazmış,diyanetin iki numarası diyanet işleri başkan yardımcısı Burhan İşleyen sosyal medyada paylaşmış.

turgut ertav

30 Mayıs 2020 14:26

Diyanetin iki numarası Cengiz Numanoğlu' na:Birilerini putlardan nefes arayan putperes olarak suçlamışsın sözde şiirinle.Hacı hoca kılıfı ile müslümanların ensesine binen,islamı değiştirtip başka şekle sokan siyasi islamcı zalimlere arka çıkmışsın.Suskun kalmayı isteyenlere mevta demişsin.Oksijen tüpü olmayan tabutlara sen girmeyecek misin?Allah (c.c), sana hiç dokunmayacak mı?Senin kurtulduğuna dair bir hüccetin mi var?Hüccetini göster.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle