--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Osmanlı kadınının ticaret ve eğitim faaliyeti

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
13

İddia: “Osmanlı kadını ticari faaliyette bulunamazdı. Cumhuriyet kadını istediği gibi ticaret yapabiliyor.”

Gerçek: Osmanlı’da kadın mal ve mülk sahibi olabilir, ekonomik hayata katılabilir ve ticari faaliyetlerde bulunabilirdi. 

Osmanlı Devleti’nde mal-mülk sahibi kadın çoktur. Mülk sahibi olan kadın, mülkünü dilediği gibi işletebilir ya da istediği kişiye (isterse bir gayrimüslime) satabilirdi. Kadının izni olmadan kocası, oğlu ya da babası kadının malını satamaz, kiralayamaz ve kullanamazdı. Kadının mülkü isteği dışında satılırsa bu satış iptal edilirdi. 

Kadınlar borç para alıp, borç para verebilirdi. Hatta eşleri ile ortak ticari faaliyetleri için eşlerine kefil bile olabilirlerdi. 

XVII. yüzyılda Bursa’daki iplik eğirme tezgâhlarının yarısına yakınının kadınlara ait olduğunu biliyoruz. Bu tezgâhlarda doğal olarak kadınlar çalışır, üretime katkıda bulunurlardı.

İddia: “Osmanlı’da kızlar eğitilmezdi, cumhuriyet, sonuna kadar eğitiyor.”

Gerçek: Cumhuriyet eğitiyor, fakat zaman zaman kıyafet şartını dayatıyor: “Ya başını aç ya da defol git” diyor. 28 Şubat sürecinde bunu tüm ağırlığı ve iğrençliğiyle yaşadık.

Cumhuriyet eğitiyor, lâkin bugün bile ilköğretim çağındaki 667 bin kızımız, çeşitli sebeplere bağlı olarak okula gitmiyor.

Cumhuriyet eğitiyor, fakat eğittiği gençlerin yüzde kaçı işe yarıyor?

Osmanlı’nın eğittiği Nigâr Hanım (1862 doğumlu) bir taraftan şiir, bir taraftan oyun yazıp “İmparatorluğun ilk kadın tiyatro yazarı” unvanını alırken, cumhuriyetin eğittiği kadınlar neden öne geçemiyor?

Bunları da düşünmemiz gerekmiyor mu?

Osmanlı’da erkek çocuklar ve kız çocuklar ön eğitimi camide alırdı. Dinin alfabesiyle okulun alfabesi aynı olduğu için problem çıkmazdı. Kur’an okumayı öğrenen herkes zaten “okur” olurdu.

Daha üst düzeylerde eğitim almak için de özel hocalar tutulurdu. Yetişen tam yetişir, tam yetişenin bir şekilde topluma katkısı olurdu. Şair Zeynep Hanım, Baki’nin karısı şair Tuti Hatun, Şeyhülislam İsmail Hakkı Efendi’nin kızı Fitnat Hanım ve cariye Dilhayat Kalfa böyle yetiştirildi.

Daha sonra da zaten “İnas Darülfünunu” ismiyle kız üniversitesi kuruldu (1914).

Kız ve erkek eğitiminde camilerin rolünü dikkate almak gerekiyor. Zira merkezinde camiin yer aldığı külliyeler, aynı zamanda “Eğitim Merkezleri”ydi. “Kitle Eğitimi” camilerde yapılırdı. 

Büyük camilerde ikindi namazı sonrası yapılan “İkindi dersleri” hem medrese talebeleri, hem de halk tarafından takip edilirdi. Böylece “Beşikten mezara ilim” anlayışı hayata geçerdi.

Tekkeler, zaviyeler “Yürek Eğitimi”, dergâhlar ise “Moral Eğitimi” verirdi.

Sultan II. Abdülhamid döneminde, kızların eğitimine büyük önem verildi. O kadar ki, 1890’larda Çorum Sancağı’nı gezen Fransız araştırmacı Vital Cuinet, ilk mekteplerde kız ve erkek öğrencilerin birbirine yakın sayıda olduklarını söylüyor.  

Sultan II. Abdülhamid döneminin okullaşma seviyesini Türkiye Cumhuriyeti ancak 1954 yılında yakalayabildi.

Harf inkılâbı, erkeğe de kadına da geçmişin kapılarını sıkı sıkıya kapattı. Eski alfabe ile yeni alfabe, eski kültürle yeni kültür arasında müthiş bir bocalama, hattâ korkunç bir kavga başladı. 

Camilerde “eğitim” işlevi, okullarda din kalmadı. Sonuç bu: Beğenirsiniz, beğenmezsiniz ayrı konu!

 

Yorumlar

(13)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Hasan

25 Eylül 2019 05:53

Onun için mi Osmanlı'da yapılan ilk nüfus sayımında hayvanlar sayılmış ama kadının hayvan kadar değeri olmadığından sayılmamış

birisi ve ötekisi

21 Eylül 2019 23:34

evet, o kadın "göreceksiniz kanserin hakkından geleceğim" diye diye, kadere meydan okuya okuya ve tek bacak teşhiri yapa yapa öldü; sapıkları da onu kendi oluşturdukları cennete yolladılar; dangalaklık bu boyutlarda ülkede!

ata

21 Eylül 2019 21:40

sonuç bin yıllık türk alfabesi değiştirilirken milliyetçiler alkışladı...yazık.... dil yok din yok.... bugünlere gelmemiz mümkün değil gibiydi ama oldu...

Dr. FS

21 Eylül 2019 19:47

Tebrik ediyorum. Bu tür bilgilendirici yazılar daha çok yazılmalı ve toplumun yanlış telakki ettiği manalar doğru bir şekilde ifade edilmelidir.

ATATURKCU

21 Eylül 2019 18:21

OSMANLININ 600 YILDA ANADOLUDA BIRAKTIGI ENKAZ FAKIRLIK YOKLUK YOKSULLUK CAHILLIGI BORC CUMHURIYET TARIHINDE ANCAK SILINEBILDI.600 YIL BOYUNCA % 2 BILE OLMAYAN OKURYAZAR ORANI TURKCE BILMEYEN KURT KADINLARI OKULSUZ YOLSUZ BINLERCE ANADOLU KOYU KASABASI KENTI CUMHURIYET DONEMINDE YILLAR SONRA BUNLARI KAZANDI.SEN TUTMUS MUKAYESE YAPMISSIN AYIPTIR YAHU HAKSIZLIKTIR

Rüştü

21 Eylül 2019 17:41

Ne kadar gericisiniz. Sanki Osmanlı bitmemiş ti. Onun hâkim olduğu devletler bile geri kaldılar.Ornek Mısır Suriye hatta Balkan devletleri

Ahmet

21 Eylül 2019 16:40

Neslican kızımızı eleştiren hakaret eden rumuzsuz yorumcu! Boş gelmişsin boş devam ediyorsun, yaradanın gücünden kudretinden imtihanından bihabersin, takma bacakla gösteri mi olur

birisi

21 Eylül 2019 16:11

"cumhuriyet...." adlı yorumcu sırf kışkırtmak için yorum yazmışsın. buranın has asıl yorumcularından değilsin belli ki. hanım diyeceksiniz. diğer tabiri kendi yakınlarına karşı kullanabilirsiniz onlardan cevabını alırsınız

(cumhuriyet karıları) dinsizlik ta diplere indi, zirve yaptı

21 Eylül 2019 13:59

Neslican Tay diye bir karı var(dı); gazeteden öğrendik; kansere yakalanmış, birarara iyileşmiş, sonrasında aynı hastalığa yine yakalanınca, "göreceksiniz ölmeyeceğim, direneceğim" diyerek kadere kafa tutmuş! Ama ölmüş! Ölmeden önce de var olan tek bacağı ile hâlâ bacak gösterisi yaparak gazeteye fotoğrafını koymuş! Bu kadına toplumun çeşitli kesimlerinden; "ışıklar içinde yat, elendürüğü söndürme, mekanın cennet olsun" gibi temennilerde bulunanlara bakarsanız, toplumun sapıklaşmadaki boyutlarını gözlemleyebilirsiniz!

Komilfo

21 Eylül 2019 12:27

Harikulade bir yazı olmuş... Yüzbin maşaAllah!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle