--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mektuplar

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
6

Mirza Arpa/ Japonya;

“Japonya’da yaşıyorum. Sizi “Elveda Buhara” (Nesil Yayınları, 0212 551 32 25) isimli kitabınızdan tanıyorum. Bu kitabınızı dün bitirdim. Sizi yeni tanıdığımı söylersem acaba çok büyük bir ayıp etmiş mi olurum? Merakım şu: Kitaptaki olaylar ne kadar gerçek?”

* Tâ Japonya’dan beni tanımanız ve tanır tanımaz irtibat kurmanız ne kadar güzel. Yazarın asıl armağanı budur işte sevgili Mirza. Teşekkürler.

Soruya gelirsek: Cevap sadedinde bir kitap daha yazabilirim. Çünkü adına “gerçek roman” denen hilkat garibesi bir tür ortaya çıktı! Roman tasnifinde böyle bir tür yoktur aslında. Bu yüzden bunun ne olduğunu ben de bilmiyorum. 

Romanın kurgu, tasarım, anlatım, diyalog, tasvir gibi kendi gerçekleri ve gerçekçilikleri vardır. Bunun üzerine “Yaşanmış hayattan alınma gerçek roman” diye bir tür icad etmek, tam anlamıyla duygu sömürüsüdür. Öyle ya: Kime göre “yaşanmış hayat?” Herkese sadece kendi hayatı “gerçek”tir. Başkasının hayatı ise “hayal”. Benim yaşamadıklarım bana “hayal”, sizin yaşamadıklarınız size “hayal”dir.

Peki, bu hilkat garibesi “yeni tür” nereden besleniyor? Sanırım son zamanlarda televizyon ekranlarını ahtapot gibi saran “malum ev”lerin beslendiği yerden... Onların oturduğu duygusal zeminden… Zaten ağlamaya meyilli bir toplumsal yapımız var. “Gerçek” olarak sunulan hayallere daha fazla ağlıyoruz. Bazı yazarlar da bunu kullanıp kötü romanları “gerçek” diye sunuyor, sanatı paraya dönüştürüyorlar.

Bu girişten sonra hemen şunu söyleyeyim ki, ben “tarihi roman” değil, “tarihin romanı”nı yazıyorum. Kendimi “tarihi roman yazarı” olarak görmüyor, “tarihi romanlaştıran adam” olarak görüyorum. Bu tanım amacıma ve hayat felsefeme daha uygun geliyor. 

İkisinin arasında önemli farklar var. “Tarihi roman yazarı” tarihe sadakat gibi bir yükümlülüğü kabullenmeyebilirken, “tarihi romanlaştırma” iddiası tarihe sadakat gerektirir. Ana çerçevenin dışına çıkamazsınız. Tarihin temellerini tahrip ile tarihi tahrif edemez, bozamaz, değiştiremezsiniz; canınızın istediği ekleme ve çıkartmalar yapamazsınız. 

Kısacası, “tarihi roman yazarı” tarihle dilediği gibi oynarken, “tarihi romanlaştıran adam” tarihle asla oynamaz, tarihi kendi ideolojik amaçları için kullanamaz.

Ben böyleyim. Bahsettiğiniz roman dahil, tüm romanlarımı, tarihin temellerini tahrip etmeden yazdım. Birinci amacım zevk vermek, ya da keyf almak değil, öğrenmek ve öğretmek oldu - İnsanın varlık sebebinin de “öğrenmek” ve “öğretmek” olduğuna inanıyorum. (Sonuçta, peygamberler de, insanlara doğru yolu göstermekle görevli “öğreticiler” değil mi?)

Öyleyse, neden romanı seçtim, araştırma eserlerle de aynı amaca ulaşabilirdim?

Gerçi araştırma mahsulü olarak yayınlanmış kitaplarım da var. “Osmanlı Padişahları Ansiklopedisi” isimli üç ciltlik çalışmamla, “Padişah Biyografileri Serisi” bu cümleden kayda değer çalışmalardır, (Kanuni’ye kadar, her padişah bir kitap hacminde yayınlanmıştır) ama amacıma romanla yürümeyi yeğliyorum. Çünkü: 

a) Çoğumuza sıkıcı gelen tarih araştırmaları, romanla eğlenceli bir hale dönüşür.

b) Roman, araştırma ürünü tarih kitaplarından daha kolay okunur ve mizansene dayalı bazı bölümleri nedeniyle daha çok akılda kalır.

c) Romanın okunma şansı, araştırma eserlere göre daha yüksektir.

d) Roman ve hikâye, daha rahatça okullara girebilmektedir.

H. Elmacı/ Adapazarı; 

“Bir çocuk annesiyim. Yazı yazmayı çok seviyorum. Yayınlanmış bir de kitabım var. Bu konuda kendimi geliştirmek istiyorum. Yapabileceklerim konusunda yol gösterirseniz ziyadesiyle mutlu olacağım.” 

* Bir kitabınız yayınlandığına göre yazmayı biliyor olmalısınız. Geriye kabiliyetin geliştirilmesi kalıyor; onu da çok okuyup hayatı gözlemleyerek yapabilirsiniz. Ama yazacağınız her kelimeye yüreğinizi katmayı unutmayın, olur mu?

 

Yorumlar

(6)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Zonguldakspor

2 Mayıs 2020 11:04

Kripto avcisi.sen kendi koyun kasaban sehrin yada herneyse oralarda 1 tane osmanli eseri goster yada isim ver bende osmanliyi savunacam soz . Ben aslen sinopluyum sinoptaki tersane kopru imarethane bedesten selcuklulardan kalma beylik donemlerinden kalmadir.1 tane bile osmanli eseri yoktur.bos yapma.kim bu yazar gibi cumhuriyet dusmani olursa karsisinada bizim gibi bu cumhuriyeti koruyacak milyonlar cikar bos yapmayin

Zeynel Ehliz

29 Mart 2020 21:22

Y.bahadiroglu sen kimsin ki iktidarı(Reis i)tehdit ediyor.etin ne bütün ne.yazdiklarini kim kaale alıyor sanki.

Nursi Tilmiz-i Nursi

29 Mart 2020 18:45

Muhterem niyazi bey Allah'ın selamı üzerinize olsun,Allah sonuna kadar istikamet üzere olmayı hepimize nasip etsin.Allah ne aldatan ne de aldananlardan eylesin.Allah Mizansız ve muvazenesiz etmesin.Gelelim sadede sizin TRT de yayınlanan "Ya İstiklal Ya Ölüm" dizisi ile ilgili konuştuklarınız ve bu konuda Münafıkane davranan,millet ve mukaddesattan çok makam - Mevki ve ikballeri için didinen iktidar müdahinlerine karşı mertçe,korkmadan hakkı ketmetmeyip dobra dobra konuşmanız beni içimde” Muhterem mazisini hatırladı,zira fıtrat yalan söylemez “şeklinde içimden mırıldanmama sebebiyet verdi.Haddim olmayarak”Korkmayın fanilerden ,kimse la yüs’el değildir aksi halde yani susarsak BAKİ olanın hesabı zor olur” diyorum.Allah uzun,sağlıklı ,son nefese kadar İMANlı bir hayat nasip etsin.Yorumum bu yazınızla alakalı değil.

Korkusuz

15 Şubat 2020 23:14

Elveda Buhara.yi 40 yil once okudum.Cok begendim

Mustafa

15 Şubat 2020 22:21

Üstad cevabınız harika ve doyurucu. Teşekkürler Rabbim sizi korusun esirgesin

ergun

15 Şubat 2020 10:34

Ramazan Kurtoglunun bir kitabını okumak için bir yıl önce aldım. Ekranda her konuşması çok iyi anlaşılan kurtoğlu nun kitabının akademik bir lisanla uzun cümlelerle yazılmış olması bana 50 sayfasından sonra okumama nedeni oldu. Kitabı bana verene sen para verdin aldın kendin okudunmu dediğimde 40-50 sayfa kadar okudum sonra sıkıldım dedi. Bana göre rahmetli hasan karakaya gibi kısa öz herkesin anlayabileceği bir lisanla yazmanın okuyucuyu sıkmadığı bir gerçek

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle