• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI
14 Eylül 2019

Markasız olmaz abi!

“Dindar Müslümanlar” (derken, dini hükümleri hayatının tümüne hâkim kılmaya çalışan Müslümanları kastediyorum, yoksa “Ben Müslümanım” diyen herkes Müslümandır) olarak biz, eskiye göre daha başarılı, daha varlıklıyız…

Çünkü daha muktedir (iktidar sahibi), daha politik, makam mevki ve güç-kuvvet sahibiyiz.

Bunlara paralel olarak, daha görkemli, daha gösterişli bir hayat yaşıyoruz…

Son yirmi-otuz sene içinde kavuştuğumuz bu imkânları, “Devr-i Saâdet ölçeği”nde kullanıp başkalarına da yansıtsak sorun yoktu. Ne var ki, bir sürü imkânla birlikte bize bir de “Rabbena hep bana” anlayışı musallat oldu: Bireyselleşip bencilleştik!

Sonuç olarak, eskiye nispetle daha kolaycı, da­ha rüşvetçi, daha vurguncu, da­ha soyguncu, daha vur­dumduy­maz, daha duyarsız, daha kaba-saba, da­ha kültürsüz, da­ha sev­gi­siz, daha saygısız, da­ha meraksız, da­ha ürkek, daha kor­kağız!..

“Para”nın getirdiği her kolaylığı ve her uygunsuzluğu, tıpkı “ötekiler” (dünyacılar) gibi, biz de doludizgin yaşıyoruz!

Uzun zamandır, tıpkı “ehl-i dünya” dediğimiz tek dünyalılar gibi, alabildiğine para endeksli, köşe dönücü, iş bitirici bir yaşam felsefemiz var…

Yürek pusulamız eskiden sadece “kıble”yi gösterirken, çoktan beri “para”yı ve “gücü” gösteriyor!

Biz de yüreklere basa basa yürüyüp hedefe (paraya-başarıya-güce-iktidara) ulaşmayı sevmeye başladık!

Komşumuzun yokluktan ve yoksulluktan dolayı aç uyuması, çoktan beri bizi ilgilendirmiyor, bundan rahatsız olmuyoruz!

“Dost” saydıklarımızın bile dertlerini kendimize dert edinmiyoruz...

Zaten topu topu birkaç dostumuz var: Bize “dost­luk mas­ke­si” geçirilmiş menfaat ortaklığı yetiyor... 

Bu yüzden ayağımız sürçtüğü an, etrafımız boşalıveriyor. 

Menfaat ortaklığının özelliği budur: Sadece or­ta­da paylaşılacak men­faat olduğu ve­ paylaşma sürdüğü müddetçe yaşar. 

Taraflardan biri tökezler tökezlemez, “dost” zannedilen kişiler bu tökezlemeden nasıl faydalanacaklarını hesaplayıp gerekirse bir tekme daha yapıştırırlar...

Bu epey zamandan beri böyleydi; 1983 yılından bu ya­na ise yoğun biçimde böyle...

Rah­met­li Özal pek-çok güzelliğin yanı sıra, maale­sef, ka­pit­a­liz­min en acımasız tohumlarını da içimize ekti. 

Çok kazanıp çok harcamanın, mar­ka giyip fark edil­me­nin fa­ni lez­ze­ti ile bir­likte, “Alt­ta kalanın canı çıksın” fel­se­fe­si, maale­sef, din­dar­la­ra da bulaştı...

San­ki boy­nu­mu­za marka kra­vat, bileğimize pahalı saat, gözümüze milyarlık gözlük tak­ma­sak, ka­bir me­lek­ler­i­nin su­al­le­ri­ni cevaplandıramayacağız.

Ahirette kravatımızın, saa­tim­i­zin, gözlüğümüzün, gömleğimizin markasını so­rar­lar mı aca­ba? So­rar­lar­sa, bir ih­ti­mal, ka­bir azabından yırtıp cen­ne­tin yo­lu­nu tut­tuk de­mek­tir! (“Yürek Se­fe­ri” isim­li kitabım böylesi çelişkilerimizden oluşmuştur).

Özellikli ve pahalı mar­ka­lar öteki dünyada da geçiyor olmalı! Yok­sa fa­ni dünyayı ba­ki dünyanın “bek­leme sa­lo­nu” say­an din­dar Müslümanlar, ne diye geçici he­ves­le­rin peşine düşelim? 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

sema emine aydınelli

Sayın yazarın çok güzel ifade ettiği gibi, "para" ve "güç" maalsef günümüzün "putlar" ı.....
  • Yanıtla

abdul

Hayat sana güzel be dayı, "nasihat" vermekle geçinip gidiyorsun..
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (533) 313 94 23