--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Kıyamet-i Suğra” ve ilk “kentsel dönüşüm”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
4

İstanbul, tarih boyunca sık sık ciddi depremler yaşamıştır. Bunların en büyüklerinden biri 10 Eylül 1509’da meydana gelen ve “Kıyamet-i Suğra” (Küçük Kıyamet) olarak tarihe geçen, büyüklüğünü bilemediğimiz depremdir. O kadar şiddetli olmuş ki, yerde yarıklar meydana gelmiş, yarıklardan su ve kum fışkırmıştır.

Marmara Denizi’nde oluşan dev dalgalar (kayda geçen ilk tsunami), İstanbul surlarını aşarak Galata Kulesi’ni harap etmiş, Kız Kulesi yıkılmış, kıyı şeridinde ciddi hasarlar meydana gelmiştir. 

Yerli ve bazı yabancı kaynaklar (meselâ İbn Kemal ve Busbecq) İstanbul’da 1070 ev, 109 cami, 49 kule yıkıldığından, 5-15 bin kişi öldüğünden (nüfusu 100 bin civarındadır) bahseder. O kadar ki, Topkapı Sarayı’nda meydana gelen yıkıntılar sebebiyle hânedandan üç kişi ölmüştür.

Artçı sarsıntılar 45 gün devam etmiş, bu süre zarfında devrin padişahı Sultan II. Bayezid, önce Topkapı Sarayı’nın bahçesine kurulan çadırda kalmış, badehu Edirne Sarayı’na gitmiştir. Depremlerden Edirne de etkilenince, Padişah’a ahşap bir ev yapılmıştır. İstanbul halkı da bahçe ve boş arazilere kurdukları çadır ve barakalara sığınmıştır. 

Padişah, ilim ehline danışmış, çare bulmalarını istemiş ve onların önerileri doğrultusunda İstanbul›un değişik bölgelerinde 400 (2.000 diyen de var, ama bana fazla abartılı geliyor) civarında kuyu açılmıştır. Şimdi “Düdüklü tencere modeli” olarak isimlendirilen bu kuyularla, faylardaki basıncın boşaltılması amaçlanmıştır…

Tarihçiler bu yöntemin işe yaradığını söylüyor. Nihayet sarsıntılar durmuş ve sıra İstanbul’un inşasına gelmiştir. Yıkılan yerler yeniden yapılacak, depremden zarar gören binalar onarılacak, bazıları güçlendirilecekti…

Ev başına 22 akçe vergi toplandı ki, bilinen ilk “Deprem Vergisi” budur ve kuruşu kuruşuna depreme harcanmış, hazineden de ayrıca takviye yapılmıştır.

İstanbul’un imarı ve inşası için Anadolu‘dan 37 bin, Rumeli’den 29.000 cerahor (ücretli amele), 3.000 kadar mimar ve marangoz, 8 bin “Yaya”, 3 bin “Müsellem” olmak üzere, toplam 80 bin kişi görevlendirildi. İşin başına ise Başmimar Hayreddin Ağa geçirildi.

29 Mart 1510′da başlayan imar faaliyetleri geceli-gündüzlü 65 gün sürdü. İstanbul surlarından başka Galata’daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları fenerlikleri, Çekmece köprüleri ve Silivri Kalesi onarıldı. Yıkılan kâgir binalar ahşap olarak yeniden inşa edildi. Depremden zarar görenler ise onarılıp güçlendirildi.

Bugünkü ifade ile “Kentsel dönüşüm” iki ayda tamamlandı. Bütün şehir âdeta yeniden kuruldu. Günümüze gelen tarihi eserlerin çoğunu Sultan II. Bayezid’in bu çabalarına borçluyuz.

İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine üç gün üç gece, fakirlere yiyecek içecek dağıtıldı. Bu ziyafet esnasında altın ve gümüş kab-kacak kullanıldı. Devlet, depremin psikolojik etkilerini kırmak için zenginlik vurgusu yapmış, kimsenin aç ve açıkta kalmayacağı mesajını vermek istemişti.

Depremi bütün dünya duydu. Hattâ meşhur İtalyan filozof, astronom, mimar, mühendis, mucit, matematikçi, müzisyen, heykeltıraş, botanist, jeolog, kartograf, yazar ve ressam Leonardo da Vinci, Padişah’a bir mektup göndererek İstanbul’u yeniden inşa edip mimari eserlerle süslemek istediğini bildirdi. 

Bazı paşalar bu teklife sevinirken, Padişah şiddetle reddetti: “Bu teklifi kabul etmemiz halinde mimari tarzımız bozulacak, binalara kilise ruhu hâkim olacak, daha da mühimi kendimize has mimarimiz asla gelişemeyecektir! Bu işi biz başaracağız.” 

Onun bu basiretli yaklaşımı sayesinde mimarimiz gelişti ve Sinan’la zirveye ulaştı. Şehirlerimiz de Batı’nın kötü bir taklidi olmaktan kurtuldu.

Ama maalesef Osmanlı’nın son yıllarında bu basiret gösterilemedi. 19. yüzyılda, İstanbul’un imarı Ermeni Balyan Ailesine teslim edildi. Batı taklidi eserlerle doldu. 

Cumhuriyet döneminde ise 19. yüzyıl yapılarına bile rahmet okutacak, estetikten yoksun, hayat tarzımıza ve insan ilişkilerimize aykırı binalar yapıldı. Hâlâ da yapılıyor: İstanbul “Rüya şehir” olmaktan çıktı, gökdelenlerin arasında “kayıp şehir”e dönüştü. Va esefa!

 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

ATATURKCU HIDIR

4 Ekim 2019 14:33

Kubilay adli yorumcu,eger rahmetli nenen senin bu yorumunu okusaydi utancindan vucudunun her tarafi kizarirdi benim sevgili torunum bu denli mi yalancu ve vicdansiz olacakti diye! Eger kopru ve yol disinda bir sey yapilmiyorsa 160 milyar dolarlik ihracat ( yuzde sekseni endustri urunu) nereden geliyor? Nenen obur dunyadan mi gonderiyor? Hayatin da bir kez olsun yurt disi sanayi fuarina katilip Turk firmalarinin standlarini gezdin mi?Bu urunler icinde Atandan kaldigini idda ettigin hic bir fabrikanin urunu yok.Yalan soylememeyi ve cahilce konusmamayi ve de maddi gerceklerle barisik olmayi biri mutlaka size ogretmeli yoksa cocuklarinizi da mavfedeceksiniz torunlarinizi da!

Korkusuz

2 Ekim 2019 22:55

Hocam sagolun.istiyoruzki binalar 5 katli yanyana5 beser 25 direolsun bodrum yasaklansin zemine bes 6 araba garaji ve her daireye birer kucuk oda deposu olsun bisiklet fazla esyalar icin.2.ci apartman ile arada 50 mtr gibi yesillik ve park otolar icin .insanlar solukansin.hazir beton saglam duvarlar yapilsin.hileli is yapanlara musade edilmesin.lutfen ilgili makamlara iletiniz.sagilarimla

hercai

2 Ekim 2019 19:20

Osmanli usulu evler yapilmalidir, zemin birinci kata kadar tastan, ikinci kat ise ahsap. Ve evlerin etrafi bahceli. Zaten, buyuk bi deprem olursa tum buyuk binalar yerle bir olacak. Sonra aklimiz basimiza gelir belki.

İZMİRLİ

2 Ekim 2019 07:26

Sevgili hocam,enfes yazmışsınız, elinize sağlık..İnsallah okuyup da ders alan yetkililer olur.Kurtuluşumuz az katlı, bahçeli meskenlerde,yoksa millet tırlatacak tamamen bu gidişle..

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle