Kemalizm’in son aşaması: Radikalizm!
Toplumlar açısından “İzm”lerin en tehlikelisi ve en tehditkârı “resmi izm”dir!
Buna “Resmi ideoloji” de derler.
“Resmi ideoloji”, devlet gücüne dayanıp topluma ne yapacağını, neye inanacağını, ne düşüneceğini, ne giyeceğini, nasıl yaşayacağını, hatta kimi sevip sevmeyeceğini söyleyen ideolojidir.
Hem çok tehlikelidir, hem de “insan onuru” açısından çok aşağılayıcıdır!
“Resmi” olduğu için “çeşitli-renkli” değil, “tek tip”tir. Toplumun önüne “model” olarak bir “idol”, bir de “ideal” koyar. Amaç, “idol”u tekrarlayarak “ideal”e ulaşmak olarak belirlenir.
Bunu gerçekleştirebilmek için de her şeye karışır. Ders kitaplarını, medyayı, özel hayatı, iş hayatını, hatta dini denetim altında tutar. Çizilen “resmi” çerçevenin dışına çıkmayı çeşitli yollarla yasaklar. “Farklılıklar”ı kuşkuyla karşılar. Sınırları zorlayanları cezalandırır.
Sınır “çağın gerekleri” değil, “resmi ideoloji”nin icaplarıdır.
Devlet, “resmi ideoloji”sine uygun olarak oluşturduğu eğitim politikaları aracılığıyla da bireyin fikri ve zihni gelişimini bloke eder.
Bunun sonucu olarak kabiliyetler körelir… “Analitik düşünce” ölür… “Şahsi teşebbüs” yeteneği dumura uğrar… “Hür tefekkür” yok olur!.. “Hikmet ve irfan” ahlâkı biter!.. “Fikir” durağanlaşır… Her türlü tartışma sona erer: Tartışmanın yerini “tasdik”, analizin yerini “teslimiyet”, sorgulamanın yerini “itaat” alır!
Düşünen, arayan, soran, inceleyen özgür nesiller yerine ezberci, tekrarcı, övgücü nesiller yetişir!
Hayat “seviyor-sevmiyor” kolaycılığına kilitlenir: “Özgür insan” sayısı azalırken beyni körelmiş “mankurtlar”ın sayısı artar.
Türkiye yüz yıldır böyle bir dram yaşıyor: 1923’te “Bozkurt” yetiştireceğim diye yola çıktı, milyonlarca “mankurt” yetiştirdi!
“İdol Atatürk”tü, hedef “Atatürkçü nesiller”!
Bu ülkede herkes “Atatürk’ü sevmek” zorunda idi (Kemalistler buna itiraz ediyor, ama durum ortada: Atatürk’e benzeyen birkaç kişi il il, ilçe ilçe, hatta köy köy dolaştırılıp saçmalıkları gözyaşlarıyla dinleniyor!).
İlkokula başladığım gün Başöğretmen tepeme dikilmiş, en çok kimi sevdiğimi sormuştu. Aileden öğrendiğim gibi, “Allah’ı” deyince de “Seninle çok işimiz var” diye somurtmuştu. Ürkek ürkek kaçıp sahildeki koca taşlara sığınmış, koskoca Başöğretmenin benim gibi parmak kadar bir çocukla ne işi olabileceğini düşüne düşüne ağlamıştım. Sonradan öğrendim ki, “Atatürk’ü seviyorum” demeliymişim.
Dünden bugüne değişen pek bir şey yok! Aynı soru şimdi televizyonlardan soruluyor. Milli bayramlarda ve 10 Kasımlarda tüm kanallar “tek kanal”a dönüşüyor.
Çocukluğumdan bu yana Kemalizm’in dozu arttı. Geçen yıllarla birlikte radikalleşti. Bu kaçınılmazdı: Zira fikri ve felsefi temelleri olmayan akımlar gitgide radikalleşir! Hatta bazı Kemalistler, öğrencilerini Atatürk resmi karşısında secdeye vardıracak kadar zıvanadan çıktılar!
Eskiden “Atatürk övgüsü”yle yahut Anıtkabir’e gidip ağlamakla yetinenler şimdi konferans basıyor, sokakta başörtülü kadını yumrukluyor, metroda sakallı-sarıklı vatandaşa sataşıyorlar. Görülüyor ki, Kemalizm’in bir kanadı “radikalizm”in de ötesine geçip hızla terörize olmaya başladı! Bu iyi alâmet değil. Tedbir alınmazsa vahim boyutlara ulaşabilir.
İlk tedbir babında, Kemalizm bir statü ve imtiyaz olmaktan çıkarılmalı…
Bunun için de 5816 sayılı kanun kaldırılmalı!


