--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kadınlara seçme-seçilme hakkı vermişiz

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
27

 CHP’nin ve CHP’lilerin öteden beri dillendirip, ders kitaplarına da geçirdikleri ve yıllardır övündükleri bir konu var: Kadına seçme-seçilme hakkı konusu. Derler ki, “5 Aralık 1934’de, birçok dünya devletinden önce, kadınlara seçme-seçilme hakkı verdik”. 

Bu iddia iki bakımdan doğru değildir:

Çünkü “seçilme hakkı”nın kadınlar tarafından kullanılabilmesi, adayın CHP ilkelerini sorgusuz sualsiz benimsemesine ve “baş açma” şartına bağlıydı (Daha düne kadar başı kapalı hiçbir kadın Meclis’e alınmıyor, cebren ve hile ile kovuluyordu [Merve Kavakçı olayı]).

“Seçme hakkı” ise 1946’ya kadar fiilen mevcut değildi. Zira seçim bir “tercih”tir. Tercihin kullanılabilmesi için alternatiflerin olması gerekmekteder. Oysa CHP Türkiye’sinde böyle bir alternatif yoktur. Tek partili sistemde “seçme hakkı”ndan değil, sadece “tasdik hakkı”ndan söz edilebilir! Bu da belirleyici olmadığı için varlığı yokluğuna eşittir. Gerçek anlamda “seçme hakkı”nı kadınımızla, erkeğimizle 1950’de söke söke aldık ve CHP’yi devirdik. Bir daha da iktidar yüzü göstermedik!

Kâğıt üzerinde de olsa, “birçok dünya devletinden önce, kadınlara seçme-seçilme hakkıverildiği iddiası da demagojiden ibarettir. Çünkü 1934’de gelene kadar Yeni Zelanda (1893), Avustralya (1902), Finlandiya (1906), Norveç(1913), Danimarka-İzlanda (1915), Kanada (1917), Litvanya (1919), Azerbaycan-Estonya (1918), Macaristan(1918), Kırgızistan-Letonya-Polonya-Avusturya- Almanya-Gürcistan-İrlanda-Birleşik Krallık (1918), Beyaz Rusya-Ukrayna-Lüksemburg-Hollanda-İsveç-Belçika-Zimbabve-Kenya  (1919), Arnavutluk-ABD-Çek Cumhuriyeti-Slovakya (1920), Ermenistan (1921), Tacikistan-Moğolistan-Kazakistan (1924), Türkmenistan (1927), Romanya-Ekvator (1929), İspanya-Sri Lanka-Portekiz-Şili (1931), Brezilya-Tayland-Uruguay-Maldivler (1932), Küba (1934) gibi pek çok devlet kadınlara seçme seçilme hakkı vermişti.

CHP Türkiyesi ancak Küba ile birlikte bu hakkı tanıdı, ama o da yukarıda andığım sebeplerden dolayı kâğıt üzerinde kaldı (20 Mart 1930’da belediye seçimlerinde seçme hakkı, 1933’te Köy Kanunu’nda muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı, 1934’te milletvekili seçilme hakkı tanındı).

Kaldı ki, “Kadınlar askerlik yapmadıkları için, seçme-seçilme hakkı verilmesinin doğru olmayacağını” söyleyen bizzat Atatürk’tü ve bu görüşünü uzun süre korumuştu. Hatta bu konuda kendisine soru soran bir kız öğrenciye de bu mealde bir cevap vermişti.

Hattâ, 9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Paşa tarafından kurulan “Halk Fırkası”ndan üç ay kadar önce, 16 Haziran 1923’te, Nezihe Muhiddin Hanım’ın kurmak istediği “Kadınlar Halk Fırkası”nın kuruluş dilekçesi yırtılıp çöpe atılmış, kendisine “Siyaset erkek işidir, siz kadınlar elinizin hamriyla erkek işine karışmayın, hayır işleriyle meşgul olun” tavsiyesinde bulunulmuştu.

Başta Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere, tek partinin basındaki “hık” deyicileri Nezihe Muhiddin (Tepedelengil) ve arkadaşlarıyla öyle bir dalga geçtiler ki, Nezihe Hanım en sonundaaklını kaçırıp tımarhanelik oldu ve mücadele ile geçen hayatı 10 Şubat 1958’de, İstanbul’da bir akıl hastanesinde son buldu.

Osmanlı’dan beri kadın hakları mücadelesi vermiş bir kadındı. İyi eğitim görmüş, Farsça, Arapça, Almanca, Fransızca  öğrenmiş, 300 kadar hikâye, 20 roman, piyes, senaryo ve operet kaleme almıştı). Cumhuriyete geçildikten sonra “kadın hakları” konusunda daha rahat olunacağını düşünürken duvara toslamıştı.

En sonunda sinirleri harap olup aklını kaçırdı.

Şimdi tutup “CHP işte budur” desem ne olacak, demesem ne olacak? Zaten her şey ortada değil mi?

Yarın inşallah Nezihe Muhiddin’nin dramına bakalım ve CHP’nin “kadın duyarlılığı”nı görelim…

 

Yorumlar

(27)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mudafi

6 Aralık 2019 02:51

Kadın hakları diye diye kadını biyolojik kimliğinden kopardılar. Yarın bir gün çocuk yapmama hakkı diye tutturup bunu boşanma nedeni sayarlarsa şaşırmam. Bir toplumun dilini dinini kültürünü yok etmek istiyorsan kadın hakları büyülü sözcükleri ile bunu çok kolay başarabilirsin. Kadın haklarını illa ki dine dayayan ve engel olarak gören zihniyet toplumsal miras ve kültür aktarımını nasıl izah edecekler. Her toplumun kadına bakış açısı farklıdır. Batı'nın kültür mirasını göz ardı edip sırf sömürgeci ekonomik gücünden dolayı onları medeni saymak kelimenin tek manası ile akıl tutulmasıdır.

Erkmen

5 Aralık 2019 23:33

Atatürk’e düşman, alfabeye düşman, cumhuriyetin getirdiği herşeye düşman, bu ne tükenmez kin ve nefrettir ya Rabbi!

Turk

5 Aralık 2019 20:52

Yavuz bey ATATURK u sevmediğini biliyoruz da o giydigin takım elbise kravat i onun sayesinde bakıyorsun.

egeli

5 Aralık 2019 20:05

er yada geç kadınlara seçme seçilme hakkı verilmiş.sen bide o saydığın hiristiyan ülkelerinde kadınlar ne bedeller ödeyerek bu hakkı aldılar onu yaz.dünya kadınlar gününün hazin hikayesinide yaz.ingilterede kaç kadın öldüde o günü kadınlar günü ilan edilmesinin hikayesini yaz.peki neden hiç müslüman ülke yok.sadece türkiye vermiş.niye ayılıp bayıldığınız osmanlı vermemiş.

ZONGULDAKSPORLU

5 Aralık 2019 19:14

Kadina en cok degeri ataturk vermistir. ( nokta ).suudi arabistanda kadinlar bu sene araba kullanmaya basladi.afganistanda kadinlar erkeksiz evin avlusuna bile cikamiyor yemende libyada kadin erkeksiz alisverise cikamaz 

Dilruba

5 Aralık 2019 18:47

Yazar doğruları söylemiş

Mustafa

5 Aralık 2019 18:22

Bakara Sûresi / 179. Ey (gerçeği düşünebilen tam) akıl sahipleri! Kısasta sizin için (umûmî) hayat vardır; olur ki sizler, (bu sayede keyfinize göre yaralama ve cinayetten) korunursunuz. Yüce Allah’ın; “Kısasta hayat vardır.” ifadesi, insanlığın hayat hakkını korumak içindir. Kısas, bir ödeşmedir ki öldürme, kesme ve yaralama gibi suçlara karşı, suçluya misli olan cezanın/âdil olan karşılığının mahkemece verilmesi ya da mirasçılarının fidyeye razı olmaları şekliyle olur. Şahsî suçlarda devletin suçluyu affetme yahut diyete razı etme veya diyeti reddetme yetkisi yoktur. Bundan dolayı artık öç ve kan dâvâları da önlenmiş olacaktır. Nitekim, İslâm öncesi, eski Türklerde de töreye göre kısas yapıldığından kan dâvâları yoktu. Çünkü ceza suça denkti. Ceza, suça denk olunca caydırıcı oluyordu. Bu sebeple, ölmeyi göze alamayan yaralama ve öldürmeyi de göze alamıyor; hem de Allah’tan korkuyordu. Çağdaş hukuk sistemleri bunu sağlayamamıştır.

Zeliha toker

5 Aralık 2019 17:40

OSMANLIDA KADIN = KOLE CARIYE . TURKIYE CUMHURIYETINDE KADIN = DOKTOR BASBAKAN AVUKAT BAKAN PILOT OGRETMEN OZGUR BIREY SOSYAL HAKLARI OLAN VATANDAS

Erkmen

5 Aralık 2019 15:58

Nasıl yaparım da Atatürk ve Cumhuriyeti kötülerim diye düşünürken bunu bulmuş şimdi! 

Osmanlı'da kadınların seçme ve seçilme hakkı var mıdır?

5 Aralık 2019 15:54

Kadınlar,devlet memuru olamıyor ve devlet görevlerinde asla görev alamıyorlardı.Kanın vali,kaymakam Osmanlı'da hiç yoktu.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle