--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kaç kitap ziyaret ettiniz?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
11

Eskiden “Kitap okudum” denmez, “Şu kitabı ziyaret etmek nasip oldu” denir, bu ifade hem kitaba, hem bilgiye, hem de ilme-irfana saygının gereği sayılırdı.

“Okumak”, bir anlamda “bitirmek”, hatta bitirip bir kenara koymak, bir daha ihtiyaç duymamak anlamına gelebilen bir ifade olduğundan, bundan kaçınırlardı. Yani kitap bir kere okumakla bitirilecek bir şey olarak görülmez, zaman zaman okunması, haşir-neşir olunması gerektiğine inanılırdı (kütüphaneler bu inançla kurulur). O zarif ifade bu inançtan doğdu:

“Şu kitabı ziyaret etmek nasip oldu!” 

Kitapla buluşmanın bir “nasip işi” olarak görülmesine ayrıca dikkat etmek lâzım. Zaten “Ya nasip” sözcüğü neredeyse bütün evlerin duvarlarını süsleyen levhalara yazılmıştı: “Ya nasip!” Nasip değilse, hiç bir şey olmaz…

Hele de “okuyucu” olmak başlı başına bir “nasip” işi: Yazar olmak kadar önemli bence: Okuyan olmazsa, yazar neden yazsın?

Bunu kitap fuarlarında yakinen müşahede ediyorum.

Fuarları dolduran kalabalıkların çoğu “okuma aşkı” ile değil, “seyretme” ritmiyle geliyor (İtiraf etmeliyim ki, geçtiğimiz Pazar günü muhabbet ve imza için gittiğim Kayseri Kitap Fuarı öyle değildi, başından sonuna kadar tam bir “Kitap Fuarı” idi; başta Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere tüm emeği geçenleri tebrik ediyorum).

Bu yüzden kırk yıllık yazarların imza günleri boş geçerken, ne iş yaptığı bence meçhul “fenomen”lerle, televizyonlardan program sunan yahut dizilerde gözüken “boşluk”ların önünde kuyruklar var.

İlmini-irfanını ve kırk yıllık birikimini konuşturan “derin” insanların konferansları birkaç “ahbap”tan ibaret geçerken, “fenomen”lerin “söyleşi”leri insan mahşerine dönüyor.

Belediyeler de kalabalığa bakarak, onları “söyleşi ve imza”ya çağırıyorlar. İmzada ya internetten derlenmiş “güzel sözler” yığınından tırtıkladıkları sözlerden oluşan “kitap”larını ya da el-kol imzalıyorlar, “söyleşi”lerde ise hiçbir şey söylemiyorlar. Zaten kimsenin ne söylendiğine baktığı yok, kalabalık topluyorsa, tamamdır.

Ben Türkiye’nin kafa ve ruh olarak bu kadar boşaldığı bir dönem daha hatırlamıyorum.

Özellikle gençlerin (dindar-dinsiz, kapalı-açık fark etmiyor, çünkü iki taraf da okumuyor) bu kadar fütursuz, pervasız, kültürsüz, tasasız ve ruhsuz olması ruhumu sıkıyor.

“Encamımız hayrola” diyoruz, ama bu hiç hayra alâmet değil!

Yaptığımız yeni silâhlarla, mühimmatla, teknik yatırımlarla övünüyoruz. Övünelim, ama 17 yıldır övünmeye değer bir insan yetiştiremediğimiz gerçeğini de dikkate alıp tedbirler düşünelim.

Askeri ve teknik yatırımlarla teröristleri durdurabilirsiniz, peki kültürsüzlüğü, boşluğu, loşluğu nasıl durduracaksınız?..

Askeri ve teknik yatırımlarla “Güvenli bölge” oluşturabilirsiniz, fakat “güvenilir insan” nasıl oluşturacaksınız? İlla kitap, illa kültür, illa medeniyet ve illa nezaket! 

Osmanlı insanı o kadar nazikti ve kelimeleri öylesine bir özen ve dikkatle seçerdi ki, “yakma” fiilinin (yürek yangını, ev yangını, orman yangını gibi) kötü çağrışımlar tedai etmemesi için “ocağı yak”, “Işığı yak” yerine, “Ocağı uyandır”, “Işığı uyandır” demeyi tercih ederdi…

“Ocak sönmesi” olumsuz bulunduğundan, “Ocağı söndür” yerine “Ocağı dinlendir” derdi…

Bu ifadeler sokakta satılmaz, ilim-irfan sahibi insanların kaleme aldığı kitaplardan öğrenilir.

 

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

dumanlı

16 Ekim 2019 00:01

Yazarın önceki yazılarını ve görüşlerini beğenmek şart değil. Bu yazı ve üslubu güzel.Doğru ve ibret alınabilecek tespitler var. Darısı diğer bazı yazarların başına.

Ugur

15 Ekim 2019 22:21

Derinlemesine bir takim anamoliniz var.

Turk

15 Ekim 2019 18:54

Yavuz bey yillarsdir araplar Türkleri 1.dünya savasinda satmadi hepsi İngiliz iftirası diyorsun ya arap birliğinin aldığı karar için ne dersin acaba

cav cav

15 Ekim 2019 15:27

filistin yemen libya suriye irak ortadogu afganistan somali arabistan ortacag karanligini yasiyor.iste ataturk bize millet olma ( turk milleti ) olma bilincini ogretip ulus devlet kavramini ogretti bu ulkeler gibi olmaktan kurtardi bizi.

BERK ATAMAN

15 Ekim 2019 14:04

600 YIL BOYUNCA ANADOLUYU CAHIL EGITIMSIZ FAKIR BAKIMSIZ BIRAKAN OSMANLI YUZUNDEN MILLET KITAP OKUMAYI SEVEMEDI.TARIKATLER MEDRESELER ANADOLUYU BU HALE GETIRDI POZITIF BILIM URETEMEYEN OSMANLI SANAYI DEVRIMINI KACIRARAK BATILI DEVLETLERIN GERISINDE KALDI.YAZARIN ANLATTIGI HIKAYELER SADECE ISTANBUL SARAY CEVRESINDE GECER.600 YILIN ENKAZINI ZOR TEMIZLEDI BU CUMHURIYET.

Ahmet yılmaz

15 Ekim 2019 11:20

Ahmet YılmazTarihin Pirine selamlar Allah sayılarınızı arttırsın dibe vurmuş bir ülkenin ağlanacak insanları halindeyiz Allah hayırlı uzun ömür versin

Ögeday

15 Ekim 2019 10:12

Bütün anlattıkların Osmanlı sarayında ve çevresinde yaşayanların hayat tarzları ki çoğu abartmalı.. Hani nerde köyde- kasabada yaşayan Türk halkı? Yok!. 

ORHAN İNAN

15 Ekim 2019 09:30

KIYMETLİ BÜYÜĞÜM,YAZILARINIZIN HEPSİ AYRI BİR DEĞER..İNSANLIĞIN FAYDASINA OLABİLECEK GÜZEL ÖRNEKLERİ TARİHİN İÇERİSİNDEN ÇIKARIP SUNMAKTA VE BİR NEBZE DE OLSA OLUMLU YANSIMALAR GÖRME ARZUSU İLE ÇABA GÖSTERMEKTESİNİZ..MUHAKKAK GÜZEL NETİCELER ALINIYOR.ANCAK,YOZ KÜLTÜRÜ TOPLUMA POMPALAYANLAR ÇOK DAHA BAŞARILI SONUÇLAR ALIYORLAR..ÖZELLİKLE YENİ NESİL EĞLENCEYE TAPIYOR VE ONLARI İZLİYOR..ONLARIN MESAJI ZEVK VE EĞLENCEYE YÖNELİK OLDUĞU İÇİN TOPLUMDA KARŞILIK BULUYOR..BOŞ BEYİNLERE VE YÜREKLERE AKIYORLAR VE ONLARIN HEP BOŞ KALMASININ DA GARANTİSİNİ BÖYLECE SAĞLIYORLAR..SİZLERİ OKUYUP ANLAMA GAYRETİNE BUNLAR GİRMEZLER..NE BEYİNLERİ NE RUHLARI BUNLARI KALDIRAMAZ..ÇÜNKÜ,ONLARIN ŞU ANDA YAŞADIKLARINI ,SEVDİKLERİNİ REDDEDEN BİR İSTİKAMETE DAVET EDİYORSUNUZ..BU GÜNÜN NESLİ KOLAY KAZANMA ,RAHAT YAŞAMA SEVDASINDA..MESULİYET YÜKLENMEYİ SEVMİYOR..ÇOK BENCİL VE EGOİST İNSANLAR DAHA GÖRÜNÜR HALDELER..ELLERİNİZE SAĞLIK...

sema emine aydınelli

15 Ekim 2019 08:41

Sayın yazar,yine Osmanlı,yine İstanbul, yine elitler,Anadolu dan bahis yok...Anadolu da doğru dürüst okuma yazma bilen var mı ki "kitap ziyaret etsin"..Ayrıca, Osmanlı nın son dönemlerini yaşamış olan büyükannemden dinlediğim,bildiğim kadarıyla,ki kendileri İstanbul ludur, üst tabakadandır, "kitap ziyaret etme" diye bir şey duymadım.Taş Mektep de eski yazı öğrenmişken yeni harflerin kabulüyle Halit Ziya nın yeni harflerle basılmış Aşk ı Memnu kitabını okuyarak yeni harfleri öğrenmiş.Kitap okurdu ve çocuklarına,torunlarına bu sevgiyi aşılamıştı.Bir konuda tabii haklısınız, yeni nesil okumuyor, televizyon, bilgisayar,,ı Pad ler buna sebep oldu maalesef...

Okur

15 Ekim 2019 07:46

Hiç kitap okumamış yöneticilerimiz varken normal.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle