• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

İstanbul’da azınlıklar ve ramazan

22 Mayıs 2020


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Biliyoruz ki, Osmanlı Devleti çok uluslu ve çok kültürlü bir büyük devletti: Farklı inançta, itikatta, dilde, renkte insanları maharetle yönetirdi.

Farklı inançlara mensup insanlar yer yer aynı mahallelerde de otururlardı, ancak genelde farklı unsurlar farklı bölgelerde yaşardı. Bu eğilim hâlâ da var.

Meselâ iç Balat’ta nüfusun büyük çoğunluğunu Yahudiler oluştururdu. Dış Balat’ta ise Edirnekapı ve Draman’a doğru Türkler, Fener’e doğru Rumlar, iki kilisenin arasında kalan bölgede ise Ermeniler otururdu. Çok az sayıda da Acem, Arnavut ve Bulgar vardı.

Ermenilerin bir bölümü de Samatya ve Kumkapı civarında ikâmet ediyorlardı.

Sefarim kolundan Yahudiler, Sultan İkinci Bayezid’in davetiyle onbeşinci yüzyılda İspanya’dan İstanbul’a geldiklerinde Balat’a yerleşmişlerdi. İstanbul’un öbür Yahudi semtleri Hasköy ve Ortaköy’dü. Yahudiler Hasköy’e, onyedinci yüzyılda Eminönü’de Yenicami yapılacağı zaman aktarıldılar.

Karaim Yahudileri ise Bizans döneminden beri Eminönü ve Karaköy’de (Karai Köy) oturuyorlardı. (İstanbul’da ilk apartmanları da Karaim Yahudileri yapmıştır). Çingeneler de çoğunlukla Sulukule’yi mekân tutmuşlardı. Galata’da, fetih öncesinden kalma bir Ceneviz kolonisi vardı.

Elçilik binaları onaltıncı yüzyıl sonlarından başlayarak bugün Beyoğlu olarak bilinen Pera’ya yerleştiler. Cadde-i Kebir (şimdiki İstiklâl Caddesi) boyunca sıralanan elçilikler çok geçmeden Avrupalı tüccarları İstanbul’un varlıklı Rumlarını, Ermenileri ve Levantenleri de buraya çekti. Zaman içinde Yahudiler de Pera’ya taşındılar. Cumhuriyet döneminin başlarına kadar Türkler Pera’da azınlıktaydı.

Osmanlı toplumunun belli başlı öğeleri olan bu insanlar asırlar boyunca barış içinde yaşadılar, birbirleriyle hem alışveriş, hem de komşuluk yaptılar.

Ramazanlarda, özellikle de Kadir Gecesi’nde gayrimüslim komşular pişirdiklerinden Müslüman komşularına da verir, Müslümanlar gayrimüslim komşularının mutfağında pişen lezzetli yemekleri hiç tereddüt etmeden afiyetle yerlerdi.

Çünkü gayrimüslim komşuların dini anlayışı, Müslümanın haram saydığı yiyecekleri ikram etmeye engeldi. Bu konuda sessiz yüreklerde mühürlenen bir anlaşma var gibiydi.

Buna karşılık Müslümanlar da gayrimüslim komşularının kutsal günlerini tebrik etmeyi görev sayarlardı. Asla kimse kimsenin dinine kem söz söylemez, kimse kimsenin kıyafetine yaz göz bakmazdı. Bu yaklaşım bir anlamda Fatih Fermanı’nın gereğiydi: İstanbul fethini müteakip günlerde yayınladığı fermana göre “Kimse kimseye yan göz bakmayacak, kem söz söylemeyecek”ti.

Mutfaklar, farklı inançlara mensup insanların komşuluğunu besleyen merkezlerdi. Rum evlerinde genel olarak zeytinyağlı enginar, imambayıldı, zeytinyağlı dolmalar; patlıcan, uskumru, midye ve dalak dolması pişerdi. Ayrıca da beyaz çevirme tatlısı eksik olmazdı...

Salatalar çok çeşitliydi: Tarama, beyin salatası, Rus salatası, mayonezli levrek, kırlangıç veya kefal salatası... Kuzu budu rulosu, kızartma köfte, patates köftesi, Arnavut ciğeri, balık köftesi, muska böreği de nefis yiyeceklerdi.

Teofania ve Paskalya öncesi oruç sırasında aşure pişirilip dağıtılırdı. Paskalya orucu öncesinde, dört haftalık karnaval süresince İstanbullu Rum hanımlar konuklarına ikram etmek için şuruplu tatlılar, baklava, revani, kaymaklı ekmek kadayıfı, irmik helvası gibi yiyecekler hazırlarlardı.

Evangelismos ve Vaion yortu günlerinde sofralarda balık hakim olurken; Sarakosti (Paskalya Orucu) süresince çarşamba ve cuma günleri sofrada sade suda haşlanmış yemekler bulunurdu. Paskalya sofralarında soğan kabuklarıyla boyanmış yumurta sepetleri de yer alırdı.

Müslümanlar oruçlarını tutarken, Yahudi ve Hıristiyanlar da Müslüman komşularıyla hemen hemen aynı günlerde perhiz dönemleri yaşarlardı. Kimse kimseyi küçümsemezdi.

Paskalya günlerinde pastanelerin vitrinlerini süsleyen Paskalya çörekleri ve renkli yumurtalar inançlar arası toleransın simgeleriydi.

Birbirimize tahammülsüzlük hastalığı içimize Batılılaşma sürecinde girdi. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Selim

Güzel bir hatırlatma yazısı olmuş.Yazının Son paragrafına ek bir kaç cümle de ben eklemek istiyorum.Avrupanın Müslümanlarla tanışıp gerçek anlamda Avrupa da beraber yaşaması 1950 lerden sonra olmuş.Adamlar alışkın değil.Kültürlerinde yok bilmiyorlar Farklı dinden insanların beraber ve birlik içinde yapabileceklerini görmemişler.İsveç,Norveç,Danimarka,Birleşik Krallık yada diğer kıta Avrupa’sı ülkelerinde 500 yıllık camiler mi var ?(İspanya bölgesini ayırmak gerek burada) Yok kardeşim adamlar yüzlerce yıl görmemiş,bilmiyorlar,içselleştirememişler bizler ise yüzlerce yıldır beraber yaşamışız hala daha beraber yaşıyoruz.E bizim güzelliğimiz de bu değil miydi? Birbirimizin ibadetlerine,ibadethanelerine saygı duymayı bize Avrupalıların öğretmediğini tam tersine onların bu konuda daha yeni yeni öğrenmeye başladıklarını görebilmeliyiz.Batılılışmanın anlamını maalesef ya hep ya hiç gibi görenlere sözüm.Batı yada Doğu önemli değil önemli olan Farklı kültürlerle karşılaştığımız da kendi kültürümüzün güzel taraflarını bırakmamayı başarıp yeni güzel şeyleri dahil etmeyi başaramamız yada güzel de olsa kendi kültürümüze uzaklaşmamız sorunu bu.Bizler bu topraklarda dünyanın belki de en uzunberaber yaşamasını bilmiş insanların soylarından geldiğimizi unutamayız.Bu bizim kültürümüz.Bizi biz yapan şeylerden biri.Bu topraklarda bu kadar yemek kültürünün olması sadece doğadaki bitki hayvan çeşitliliğiyle açıklanamaz aynı zaman da insan çeşitliliği olduğunu o yüzden bu kadar farklı ama lezzetli muhteşem yemeklerimiz var olduğunu hepimiz bence biliyoruz.Türkiye nin neresine gidersen git bu hayvan,bitki ve insan çeşitliliği görülüyor.Bu çeşitlilik rahatsız olacağımız bir şey değil tam tersine bizi daha güzel daha kuvvetli daha huzurlu olabilmemizi sağlayacak harcımız olduğunu Avrupa yada dünyaya ve kendimize tekrar hatırlatmamız gerekiyor.Onların da buna ihtiyacı var aslında.Çünkü adamlar bilmiyor.Bu konu da onlardan alabileceğimiz bir şey yok ama yüzlerce yıllık tarihimizle onlara bunu gösterebiliriz sadece birazcık hatırlamamız gerekli.
  • Yanıtla

İsmail

İşte gerçek laiklik bu...
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23