--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Fatih’in temiz İstanbul’u

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
11

“Ben ki, İstanbul Fatihi abd-i âciz (aciz kul) Sultan Mehmed Han’ım! Bizatihi alnumun teriyle kazanmış olduğum akçelerumle (şahsi paramla) satun alduğum İstanbul’un Taşluk Mevkii’nde kain (bulunan) ve malumu’l hudut (sınırları belli) olan yüz otuz altı bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakf-ı sahih eyledum. İş bu gayr-i menkulatumdan (dükkanlarımdan) gelicek nemalardan (gelirlerden) İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledum. Bunlar, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü karışımı olduğu halde günün müteaddit saatlerunde sokakları gezeler. Tükrüklerin üzerine bu tozu dökeler (kireçin mikrop öldürücü etkisini unutmayalım) ki, yirmişer akçe alalar...

“Ayrıyeten, on cerrah (operatör), on tabip (doktor) ve üç de yara sarıcı (hemşire-sağlık memuru) tayın eyledum. Bunlar dahi, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, bilaistisna (istisnasız) her kapuyu vuralar ve o hanede hasta olup olmaduğun soralar, hasta var ise ve şifası mümkin ise şifayap edeler; (evde tedavi etsinler) değilse kendulerunden hiç bir karşıluk beklemeksızın (ücretsiz) Darülaceze’ye (yoksullar bakımevine) kaldırarak orada salah bulduralar. (iyileştirsinler) Maazallah (Allah korusun) İstanbul’da et buhranı çıkacak olur ise vakfittuğum yüz adet tüfengi ehline (avcılara) vereler. Bunlar, hayvanat-ı vahşiyenin (av hayvanlarının) yumurtada ve yavruda olmadığı sırada balkanlara (dağlara-ormanlara)çıkub avlanalar ki, zinhar (kesinlikle) hastalarumuz gıdasuz (proteinsiz) kalmasunlar. Ayrıyeten, külliyemde bina ve inşa ittuğum imarethanede şehit ve şühedanın harimleri (şehit aileleri) ve İstanbul fukarası yemek yiyeler... Ancak, yemek yemeye veya almaya bizatihi kenduleri gelemeyecek vaziyette olanlarun yemekleri günün loş karanlığında kimse görmeden (bu da muhtaç insanı incitmemeye yönelik vicdani bir hassasiyet) kapalı kaplar içerusunda evlerine götürüle...”

Tekrar etmeliyim ki, böyle bir inceliği gösterebilmek, insanı mânâ ve mahiyetiyle tüm olarak kavrayabilmekle mümkündür. Bu da yaradılış hikmetini ayrıntılarıyla özümsemeyi gerektirir. Belli ki ceddimiz, “insan” denen mükemmelliği bütün hikmetiyle kavramıştı...

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, “vakıf”, sevginin öteki adı olmanın yanı sıra, İnsan”ı kavrayan “hikmet”in de öteki adıdır...

Zaten bu yüzden “Müslüman”dır.

Tarih bilgileri son yüz senelik efsanelerden ibaret olanlar, hemen itirazı basıyorlar. Ancak o ecdadın çocukları olduğumuzu ispat edercesine bugün de hayırda yarışan bu millet onlara en iyi cevaptır.

“Anlattıklarınız güzeldir, ancak geçmişe aittir ve geçmişte kalmıştır” diyenler varsa, onlara da sivil yardım kurumlarımıza bakmalarını öneririm.

Gözlerini sıkı sıkıya kapayanlara ise önerebileceğim tek şey gözlerini açmaları, yüz yılın ötelerine de bakmaya çalışmalarıdır. Biz yüz sene kadar önce gökten zembille inmiş bir millet değiliz!

İmparatorluğun insan sevgisi kokan vakıf kültürü, günün ihtiyaçlarına uyarlanmış, bu sayede İstanbul, ramazan boyunca, milyonların iftar ve sahur yaptığı büyük bir imarethâneye (fakir fukaraya ve yolculara bedava yemek verilen yer) dönüşmüştür.

Koronavirüs yüzünden kurulamayan devasa sofraların yerini de “evlere yemek servisi” almıştır.

Bu, hayırda yarışın güne yansımasıdır.

 

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kocayusuf

21 Mayıs 2020 03:41

Cennetmekan Fatih Sultan Mehmet'ten çizdiğiniz tablo, kalpleri Allah (c.c.) aşkıyla çarpan; genlerine İslam-ahlakı nakş'olan aziz milletimizin, ulvi kimliğinden yansıyan bir şua/ışıktır. O kimlik sebebiyle yücelen milletimizin hak'ettiği isim "Mehmetçik", rütbe ise "Gazilik" ve "Şehadet"tir...

Ersan

21 Mayıs 2020 01:18

Yazar soylermisin fatih sultan in vakfiyesi Arapça mi yazılmış yoksa Türkçe söylenip Arap harfleri ile mi yazılmış en başta sayın C.başkanı ne demişti şahsım dahil olmak üzere bu şehire ihanet ettik dedi.

tamam

20 Mayıs 2020 22:01

Büyükşehir metropollerde en önemli salgın SAĞLIK SORUNU : KÜL VE KİREÇ tir. kül yok kireç yok toprak yok. Bir kişideki hastalık anında 100lerce kişiye bulaşıyor. HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLERİ çok göstermelik. KENDİ TIP TEMİZLİK HİJYEN BAKIM çevre koruma metodlarımızı uygulamalıyız.

Macit

20 Mayıs 2020 19:44

Sen de az değilsin hacı.. 

...

20 Mayıs 2020 17:47

Sayın Yavuz hocam dilinize yüreğinize sağlık.Tabiki İslam'da vakıf muesesi vardır.Buna dayanarak Fatih Sultan Mehmet istanbuldeki şahsi malı olandukkanlari vakıf etmiş geliri nerede sarf edileceği güzelce beyanda bulunmuş çok güzel Allah CC kabul etsin ve mekanı cennet olsun inşaallah Amin.Sayin hocam bu güzel insanın vakfiyesi acaba hangi durumdadır acaba CHP gazabına ugramadimi merak ediyorum selamlar

Yol yaptı yoldan çıktı

20 Mayıs 2020 15:02

Kılavuzu garga olanın, burnu bloktan çıkmaz.!

Alper

20 Mayıs 2020 11:11

Fatih Rize nin neresinden sayın yazar. Sabah sabah eyi güldüm ha.

mutmaine

20 Mayıs 2020 10:24

İstanbul fethedildiğinde, o günün kurallarına göre, fethedilen yerde , devletin malı devlete, halkın malı halka, kralın malı krala geçerdi....AYASOFYADA KRALIN malı OLDUĞUNDAN, DOĞRUDAN FATİH S.MEHMETE GEÇMİŞTİR.,....anlayacağınız padişah mirasıdır....bunu bugünkü çirkefler anlayamaz...Ayasofyada ULU ÖNDER FSM tarafından vakfedilmiş ve halka verilmiştir......öyle müze yapılamaz! Vakfettiği bu eseri camilikten çıkaranada özel duası vardır....zoruna gidenler okusun.

Mustafa

20 Mayıs 2020 08:43

Kim birini çook sevdiğini söylüyor başkalarına ve dayatıyorsa, bilin ki o kişi o sevgiden nemalanıyor servet kazanıyor sevdiği şey onun geciç kaynağı olmuştur. Dinçiside aynı Atatürk'cüsüde. Sev sev de başkasının gözüne ciğerine sokma sevdiğini bu sevgi değildir. Efendimiz (asm), “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övmede haddi aştıkları gibi, beni övmede siz de haddi aşmayın. Bilin ki ben sadece bir kulum. Benim hakkımda Allah’ın kulu ve elçisidir, deyin.”[1] buyurarak kul olma bilincinde de bizlere güzel bir örneklik sergilemiştir. Ashâb-ı Kiram’ın kendisine hürmeten kullandığı bazı ifadeleri düzelten Allah Resûlü (asm), bir defasında kendisini, “Ey kâinâtın en hayırlısı.” diye çağıran kişiye dönmüş ve “O, İbrahim’di.” demiştir.[2] Başka bir rivayette ise, “Beni Yunus b. Matta’ya üstün tutmayın. Peygamberler arasında tafdil (daha faziletli olduğunu söyleme) yapmayın. Beni, Mûsâ’dan daha hayırlı görmeyin. Ben şüpheye düşme hususunda İbrahim’e göre daha zayıfım. Yusuf’un kaldığı kadar hapiste kalsaydım kralın davetine hemen uyardım.”[3] ifâdeleriyle kendisine aşırı ta’zimde bulunulmasını yasaklamıştır.

naci güleçyüz

20 Mayıs 2020 05:54

bizler coğrafya müslümanıyız diğer dindekilerden farkımız yok diğer dindekiler bizide kuran ortamında imtihan etseydin onlardan daha iyi müslüman olurduk derse ne oluruz dünyanın durumundan son din müslümanlar olduğu için bizler mesulüz

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle